Artı Gerçek

Yeni bir yılın başında...

2017 vahşi bir terör saldırısıyla başladı. Hukukun, adaletin, vicdanın, iz'anın çiğnendiği nice olayla devam etti ve yine hukuku çiğneyen talihsiz bir düzenlemenin gölgesinde sona erdi.


Yeni bir yılın başında insan iyi şeyler yazmak istiyor. Ancak iyi şeyler yazmak, sadece iyi şeyler düşünmekle, dilemekle olmuyor. Hayatınızda yahut çevrenizde sizi iyi şeyler yazmaya özendirici, umut verici bir ya da birkaç olayın da olması gerekiyor.

2018, Bu açıdan talihsiz bir yıl. Öncesindeki yıl kötü olaylarla doluydu. Vahşi bir terör saldırısıyla başladı. Hukukun, adaletin, hakkaniyetin, vicdanın, iz'anın çiğnendiği nice olayla devam etti.

Hain ve kanlı olduğu kadar da karanlık ve -dışarıdan bakınca başarısız olacağı açıkça belli, bu anlamda- aptal bir darbe girişiminin ardından OHAL, bilmem kaçıncı kez uzatıldı. Bilmem kaçıncı KHK ile Anayasa'nın açık hükmü hiçe sayılarak, -ilgili ilgisiz- her konuda düzenleme yapıldı. Meclis, bu KHK'ları bilinmez bir vadede görüşüp onaylaması beklenen, bir demokrasi dekoru konumuna indirgendi.

Talihsiz olay ve tartışmalara dolu 2017 yılı, yine bir talihsiz tartışmanın gölgesinde sona erdi.

Aralık ayının son haftasında çıkarılan son KHK'nın 121. maddesi ile, "15/07/2016'da gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör olayları ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin.."  "resmi bir sıfatı taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın.." haklarında hukuki, cezai, mali bir soruşturma açılamayacağına dair bir hüküm getirildi.

Bu düzenlemenin haklı olarak bir çok itiraza ve tartışmaya yol açması kaçınılmazdı, nitekim de öyle oldu.

Maddenin yazılış biçimi, kasıtlı değilse yanlış veya en azından hukuku bilmeyenlerin elinden çıkmış izlenimi veriyor.

Madde, resmi sıfatı ve görevi olmayanların hukuki sorumsuzluğunu,

15 Temmuz darbe girişimini bastırmaya katılanların eylemleriyle sınırlı tutmuyor; "..bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında.." diyerek geniş ve tehlikeli yorumlara kapı açıyor.

Bu düzenlemeye göre, gelecekte iktidar aleyhine bir kitle gösterisi karşısında 'durumdan vazife çıkaran bir grup' silahla önlem almaya kalkışabilir ve bu sırada işlenen 'suçlar' sorumsuzluk kalkanıyla korunmaya çalışılabilir.

Maddenin içerdiği bu tehlikeye, siyasi tartışmalarda Hükümet karşıtı olduğu söylenemeyecek bir çok hukukçu açıkça işaret ettiler.

İktidarın bu tür hukuku zorlayan girişimlerine açık desteği ile tanınan bir anayasa profesörü de, getirilen düzenlemenin 'geleceği yönelik' olduğunu itiraf eden 'koç' gibi bir açıklama yaptı:

"696 Sayılı KHK ile "Terör olaylarını önleyen sivillere yargı muafiyeti" getirdik. İşin özeti şudur:

15 Temmuz benzeri bir darbe veya terör saldırısı yeniden gerçekleşirse, bu ihanete müdahale edecek vatandaşlarımız kanuni koruma altına alınacak." (26 Ara 17, 01.36)

15 Temmuz'da vuku bulan olaylarda darbeye karşı koyduğu için şu an itibariyle kimsenin yargılanmadığı bir yana, bu tür karşı koyuşların meşru savunma sınırları içinde kalıp kalmadığının takdiri de aslında yargının yetkisi içindedir. Ancak bu konuda kimse yeni bir tartışma açmadı.

Hukukçuların bu KHK'da itiraz ettiği temel nokta, tam da bu anayasa prof'unun itiraf ettiği noktaydı: Gelecekte vuku bulacak olaylarda, durumdan vazife çıkararak, karşı koyma adına işlenebilecek niteliği ve boyutları belirsiz suçlara şimdiden yargı bağışıklığı getirmek!

Nitekim iktidar, düzenlemenin bu geniş kapsamını ve tehlikeli boyutlarını görerek hemen MYK Sözcüsü eliyle, 'geleceğe dönük bir düzenleme olmadığını, sorumsuzluğun 15/16 Temmuz günü yaşanan olaylarla ilgili olduğunu' söyleyerek, durumu tevil etmeye çalıştı.

Bu açıklama üzerine, maddenin gelecekteki olaylar için getirildiğini söyleyen anayasa prof'u, açıklamasını kuzu gibi sildi.

Sildi, ama madde hala yerinde duruyor. Durmakla kalmıyor; düzenlemenin getirildiği hafta kamuoyuna, bu tür olaylarda iktidarın yanında durmak için örgütlenen sivil-silahlı güçlerin haberleri ve fotoğrafları yansıdı. Birtakım çevrelerde bu tür düzenlemenin himayesinde tehlikeli örgütlenmelerin olduğu ortaya çıktı.

2018'e bu tartışmalarla, sorun ve kaygılarla giriyoruz. Meclis'ten geçmeyen, Anayasa Mahkemesince denetlenmeyen KHK'yı hukuk sayarsak, hukukumuza kamu düzenini tehdit eden bir patlayıcı yerleşmiş biçimde... Bütün bu elim ve vahim durum karşısında yeni yılda Meclis ne yapacak, yargı ne yapacak, üniversiteler ne söyleye(bile)cek?

Her şeye rağmen, madem ki yeni bir yılın başındayız. Yine de iyi şeyler dileyelim. Türkçemizde güzel bir deyim var: "İyi şeyler dileyelim, iyi olsun!" derler. Öyle olsun!

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…