Artı Gerçek

Çok vahim bir gelişme: Diyanet’in 5 Ekim genelgesi

Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl oluyor da kamu kurum ve kuruluşlarının yayınlarını denetleme yetkisi ile mücehhez kılınabilmektedir?


5 Ekim 2019 tarihinde Resmi Gazete'de Diyanet İşleri Başkanlığı “Diyanet İşleri Başkanlığı Yayın Yönetmeliği” başlıklı bir yönetmelik yayınladı.

Yönetmeliğin üst başlığı ise “Cumhurbaşkanlığı (Diyanet İşleri Başkanlığı)’ndan” biçiminde.

Bu üst başlığı da çok önemsiyorum çünkü devleti temsil ettiği varsayılan Cumhurbaşkanlığı yüce makamı böylece sadece kendisine bağlı bir Başkanlık (D.İ.B.) üzerinden değil doğrudan Cumhurbaşkanlığı olarak bu yönetmeliğin içeriğinin ve özellikle de 14. Maddesinin sorumluluğunu alıyor ve eğer yanlış bir anlama yoksa bu sorumluluk çok ciddi bir hukuki sorumluluk olabilir.

Bu satırların yazarı bir hukukçu değil ama yasa, yönetmelik okumak ve anlamak için illaki de hukukçu olunmasına muhtemelen gerek yok; ancak, yine de söz konusu Yönetmeliği ve özellikle de 14. Maddesini yanlış anlıyor isem her türlü tashihe açığım.

Bu yazının amacı Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) anayasal ve yasal statüsünü, finansman biçimini tartışmak değil, bu konuda senelerdir görüşlerimi ifade ediyorum; DİB mutlaka anayasal bir tekelci kurum olmaktan çıkarılmalı, varlığını anayasal bir tekelci kurum olmadan koruyabilir ama finansman yöntemi asla bütçeden olmamalı, maliyecilerin fon adını verdikleri, gönüllü bir kamusal finansman biçimi tercih edilmelidir çünkü DİB’in üretimi çok önemli bir toplumsal talebe karşılık gelmekle birlikte bir kamu hizmeti değildir, laik bir devlet din hizmetini bir kamu hizmeti olarak göremez çünkü ilgili hizmet tüm vatandaşlara ulaşmamaktadır.

Gelelim geçen Cumartesi (5 Ekim 2019) Resmi Gazete'de yayınlanan yönetmeliğe ve beni endişelendiren 14. Maddeye (aşağıda birinci paragrafı aynen aktarıyorum):

Başkanlık DİB başkanlığı demek ama Yönetmeliğin söz konusu 14. Maddesinde ifadesini bulan “kamu kurum ve kuruluşları” ne anlama gelmektedir ve Diyanet İşleri Başkanlığı'na bağlı olarak kurulan “Radyo ve televizyon yayınları inceleme komisyonu” kamu kurum ve kuruluşlarının yayınları üzerinde nasıl bir inceleme yetkisine sahip olacaktır?

Bu sorunun aklıma gelen cevapları Anayasanın ikinci maddesinde ifadesini bulan Cumhuriyet’in temel nitelikleri açısından son derece endişe verici olabilir.

Gelelim 15. Maddeye:

Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde kurulacak bir “Radyo ve televizyon yayınları inceleme Komisyonu” kamu kurum ve kuruluşlarının proje ve programlarını “Toplumu din konusunda aydınlatmaya yönelik olup olmadığı” açısından mı denetleyecektir? (15. Madde (1))

Aynı Komisyon kamu kurum ve kuruluşlarının yayınlarını “Dini ve milli kültürümüzü geliştirici mahiyette olup olmadığını” açısından da mı kontrol edecektir? (15. Madde (2))

Üniversiteleri (Devlet artı vakıf) Yönetmelikte bahsedilen kamu kurum ve kuruluşlarına dahil midirler?

Eğer bir yanlış anlaşılma ya da yanlış bir yönetmelik yazımı yoksa ortada çok ama çok vahim bir devlet skandalı ve anayasa suçu vardır kanısındayım.

Söz konusu Komisyon sadece Diyanet yayınlarını, yukarıda belirttiğim DİB eleştirisi saklı kalmak üzere, denetleyecek ise bence de bir sorun yoktur ama “tüm kamu kurum ve kuruluşları” ifadesi ne demektir?

DİB nasıl oluyor da kamu kurum ve kuruluşlarının yayınlarını denetleme yetkisi ile mücehhez kılınabilmektedir?

Bu Yönetmelik, Anayasa 136’ya ve DİB’in kuruluş kanununa uygun mudur?

Ama en önemlisi acaba bu Yönetmelik, Anayasanın ikinci maddesine uygun mudur?

Tekraren ifade ediyorum, ortada bir yanlış anlama yoksa CHP bu Yönetmeliği hemen, evet hemen Anayasa Mahkemesi'ne taşımalıdır.

Bu olur ise, bu başvuru AYM için de önemli bir devlet sınavı haline gelecektir.

Yazımı Anayasanın 24. Maddesinin son paragrafını hatırlatarak bitiriyorum:

Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Özellikle “kısmen de olsa din kurallarına dayandırma” ibaresi çok önemli.

DİB’in din kuralları dışında ne gibi bir iştigal alanı olabilir ki?

Bir de Anayasa 104 ve orada şu paragraf var: Cumhurbaşkanı, kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilir.

Peki ya Anayasaya aykırı Yönetmelik nasıl bir şey olacak?

En son Anayasa 2. Maddeyi de bir kez daha hatırlatalım: MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

AKP, Erdoğan bu hatayı 2008 öncesi yapsalar idi AYM kapatma davası (2008) nasıl tecelli ederdi, tahmin gerçekten kolay değil.

O zaman da AKP’nin kapatılmasına sonuna kadar karşı çıkmıştım, bugün de çıkarım ama AKP’nin de böyle hatalar yapmaması lazım, en azından toplumsal barış için.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…