Artı Gerçek

Cumhurbaşkanı'nın temel sorunu danışmanları (Danışman-dalkavuk farkı)

Sarayda acaba bir danışman S-400 alımının Türkiye için çok büyük bir bela kapısı olduğunu Erdoğan’a söyleyebiliyor mu?


Erdoğan’ın danışmanları dışında da çok başka sorunları var ama danışman sorunu da çok ama çok önemli.

Bu sabah (25 Haziran) ekranlarda Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ı izliyorum; önemli bir konuşma, çünkü İstanbul hezimeti sonrası AKP Genel Başkanının seçim sonuçlarıyla ilgili seçim sonrası ilk açıklamaları olacak idi.

Konuşmayı izledikten sonra “Erdoğan cephesinde yeni bir şey yok” diyerek aslında bu konuşmayı arkada bırakabilirdik ama AKP Genel başkanı bu konuşmanın bir yerinde seçim sonuçlarıyla ilgili çok ilginç bir değerlendirme yaptı.

Erdoğan’ın söylediği mealen şöyle: “İstanbul hezimetinin (Erdoğan hezimet kelimesini kullanmıyor doğal olarak) nedenlerini tartışacağız, konuşacağız, belki yeni pozisyonlar da geliştireceğiz ama bunu kendi içimizde yapacağız, dışarıdan gelecek eleştiri ya da önerilere de pek açık değiliz”.

İlk okuduğunuzda ya da dinlediğinizde mantıklı gibi geliyor ama gerçekten de öyle mi acaba?

Erdoğan’ın bu ifadesi aklıma hemen sadece Erdoğan’ın danışmanlık problemini değil Türkiye’de egemen danışmanlık problemini aklıma getirdi.

İyi bir danışman demek danışan kişiyle ters düşmeyi, hatta gereğinde kavga etmeyi göze alabilen, hatta bunu misyon olarak benimseyen kişi demek.

Oysa Erdoğan’ın çevresindeki danışmanların böyle bir tutum benimsemeleri bana hiç de muhtemel gelmiyor.

Mesela, Erdoğan’ın ekonomi danışmanı acaba Erdoğan’a “hem faizleri hem de enflasyonu aynı zaman diliminde düşürmek mümkün değildir” diyebiliyor ve bu görüşünü ısrarla Erdoğan’a anlatabiliyor mu?

Yoksa o bir bölümünü tanıdığım ekonomi danışmanları “Cumhurbaşkanım, çok doğru buyurdunuz, enflasyonla mücadelede en etkin enstrüman faizlerin düşürülmesidir, dünyada sizden büyük iktisatçı yok” mu diyorlar?

Şayet bu son söylediğim doğru ise, ki muhtemelen doğrudur, bu danışmanların mevcudiyetini, kamu parasıyla maaş almalarını anlamak mümkün değildir.

Erdoğan zaten çok eskiden beri, biraz dini inançları biraz da kaç senelik bir yükseköğrenim diplomasına dayalı olduğu belli olmayan eğitimiyle (Anayasa 101 ve Yükseköğretim Kanunu Madde 3’ü okursanız Cumhurbaşkanı olmak için dört yıllık bir yükseköğretimin gerekmediğini göreceksiniz) aldığı formasyonla faizleri indirerek enflasyonun düşürülebileceğini biliyor diyemiyorum, inanıyor; yani, bir danışmanın bunu bu biçimde Cumhurbaşkanına söylemesinde bir kamusal yarar yok.

Sarayda acaba bir danışman S-400 alımının Türkiye için çok büyük bir bela kapısı olduğunu Erdoğan’a söyleyebiliyor mu?

Danışman bunu söylemiyor ise yaptığı danışmanlık sadece dalkavukluk oluyor galiba.

Siyasette hele kısa vadede danışman görüşünün mü yoksa danışanın görüşünün mü doğru olduğunu söylemek mümkün değil ama önemli hatta belirleyici olan danışanın önüne çok sayıda radikal muhalif görüşlerin sunulabilmesi.

Muhakkak ki son kararı siyasi otorite verir ama bu karara uzanan süreçte mutlaka çok farklı görüşlerin tartışılması gerekiyor.

Tekraren söylüyorum, Saray danışmanları da kamu parasından maaş alıyorlar, sadece bu nedenden bile yaptıkları işin bir kamu hizmeti niteliği taşıması gerekiyor; “Cumhurbaşkanım, ne isabetli buyurdunuz” demenin ise bir kamu hizmeti boyutunu görmek pek mümkün değil.

Sayın Cumhurbaşkanı 23 Haziran seçimlerini değerlendirirken keşke kendi çevresi dışından da, yani suratına dobra dobra “şu konularda büyük yanlış yaptınız” diyebilecek kişilerden de danışmanlık hizmeti alabilse ama bu konuda pek bir umut yok galiba.

Acaba kaç kişi, kaç sözde danışman Cumhurbaşkanına bu sonucun (23 Haziran) 2013 Soma faciasında yerde yatan adama tekme atan danışmandan, 15 yaşındaki evladını kaybeden bir annenin yuhalatılmasından başlayan vicdan kanamalarının bir birikimli sonucu olduğunu söyleyebilecek?

Bunu yapmayan adama da danışman denmez, dalkavuk denir sadece.

Dalkavuklukla da gidilebilecek yerin bir limiti vardır.             

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…