Artı Gerçek

İmar affı, Boğaziçi öngörünüm, DOKUZ MAHALLE ve milliyetçi muhafazakarlık

Bu önergelerin bir ayağı ile siyasi rantı yani oy maksimizasyonunu hedef aldıkları malum ama acaba mesele sadece bu mu, işin içine ne kadar akçeli iş karışıyor, bu daha da önemli.


Başlık biraz uzun oldu ama yapacak bir şey yok.

Yazımın başlığı daha da uzun olabilirdi, başlığın arkasına bu yasayı çıkaranların seviyesine ilişkin sıfatlar da koyabilirdim ama koymamayı tercih ettim, durup dururken başım belaya girmesin diye.

Seçim ekonomisi uygulamayacağız diye senelerdir mangalda kül bırakmayan AKP'liler bu kez, herhalde iktidardan gitmekten çok ama çok korktukları için, seçim ekonomisinin dibine daldılar.

Getirdikleri “İmar affı” yasası geçtiğimiz hafta TBMM’den geçti ama arkasında senelerce TBMM’nin, kendine milliyetçi-muhafazakar deyip AKP’yi destekleyenlerin alnından silinemeyecek bir ayıpla geçti.

İmar affı kavramının kendisi bizzat çok çirkin bir ifade, kentlerimizin içine düştükleri mevcut berbat halin temel sorumlusu.

Yasa TBMM’den geçerken Şehircilik Bakanı, Boğaziçi öngörünümün ve suriçinin (tarihi yarımada) yasa kapsamı dışında kalacağını ifade etti, bu sözü verdi.

Ama, hangi söz tutuluyor ki?

İmar affı yasası Meclis’ten geçerken Boğaziçi öngörünüm de AKP ve MHP tarafından bir kez daha rezil edildi.

Yaşasın imar rantçısı MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKARLIK.

DOKUZ MAHALLE evet tam dokuz mahalle bu imar affı yasasının kapsamı içine, son anda verilen bir önerge ile alınıverdi Meclis’teki aslan milliyetçi muhafazakarlar, Cumhur ittifakı üyeleri tarafından.

Bu son saniye önergesini kim verdi mesela?

Bu son saniye önergecileri kimlerin, hangi rantların sözcüleri?

Bu işin içinde hangi menfaat dönüyor?

Öngörünüm eski yasasına göre öngörünüm olarak kabul edilmiş yerlere de imar affı çıktı.

Mesela Yeniköy, mesela İstinye, mesela Sarıyer, mesela Yenimahalle.

Buraların ne anlama geldiğini bilmem aramızda bilmeyen var mı?

Rantların tavan yaptığı bölgeler buraları.

Bu önergelerin bir ayağı ile siyasi rantı yani oy maksimizasyonunu hedef aldıkları malum ama acaba mesele sadece bu mu, işin içine ne kadar akçeli iş karışıyor, bu daha da önemli.

Pazar günü (13 Mayıs) Hürriyet gazetesinde, şu geçtiğimiz günlerde Demirören grubuna satılan gazetede Fatih Çekirge’nin Şehircilik Bakanı ile gerçekleştirdiği bir telefon görüşmesinin özeti var.

Bakan Bey hem Boğaziçi’nin hem de tarihi yarımadanın af kapsamı dışında kaldığını söylüyor ama sonra çıkan yasadan anlıyoruz ki durum hiç de öyle Sayın Bakanın dediği gibi değil.

Sayın Bakan tarihi yarımadadan Sultanahmet-Unkapanı arasını anlıyor galiba.

İstanbul’u biraz biliyorsanız Fatih’in, Kocamustafapaşa’nın yaklaşık tümünün af kapsamına girdiğini görüyorsunuz.

Bu da tesadüf mü acaba?

Aynen Boğaziçi’nin af kapsamı dışında ama İstinye, Yeniköy, Sarıyer’in olmaması gibi.

İster istemez, çok ama çok saf değilseniz, insanın burnuna çok ama çok pis kokular geliyor.

Bu tür yasalarda son saniye değişikliklerinin ne olduğunu bilen bir nesiliz, hele mesele imar meseleleri ise.

Fatih Çekirge’nin yazısını okuduğunuz zaman da Hürriyet gazetesinin yani Doğan grubunun neden Demirören grubuna satıldığını, hem de erken seçimlerden hemen önce satıldığını daha iyi görüyorsunuz; mesela, Fatih Çekirge “Fatih ilçesi, bölgesi tarihi yarımadaya dahil değil mi?” diye sormuyor, soramıyor.

Mimar Sinan’ın kalfalık dönemimin eseri dediği (Edirne Selimiye camii için “ustalık” dönemim der) muhteşem Süleymaniye’nin üzerine, Sinan ile alay eder gibi, iki tavşan kulağı dikildi ama bizim sözde muhafazakarlardan çıt çıkmıyor, Reis küstüm demişti, bu küskünlük de geçti galiba, Reis kendi mezun olduğu İmam-Hatip’in restorasyonunu bu arkadaşa verdi çünkü.

Bu sözde muhafazakarlar ağızlarına bir daha Mimar Sinan adını alırlar ise bu ismi kirletmemeleri için ciddi ciddi uyarmak lazım.

Buradan ilgililere soruyorum, yanıt bekliyorum, Reis’in küstüğü bu iğrenç tavşan kulakları da imar affı kapsamına giriyor mu acaba?

Sinan’ın başına dikilen tavşan kulaklarında ev, ofis satın alan kaç AKP’li, kaç sözde milliyetçi muhafazakar var acaba?

Türkiye ilginç bir ülke; belki de haddinden fazla saydam.

İmar rantlarının üretilmesi, kamu yararı olmaksızın dağıtımı herkesin gözü önünde, hiç müdanasız oluyor, toplumun çok geniş kesimleri de, belki hepsinin imar aflarından ya da başka aflardan çıkarları var, bu rezalete ses çıkarmıyor.

Aklıma gelmiş iken sorayım: Ali Babacan döneminde bir rant vergisi konuşuluyordu, ne oldu?

Babacan’ı acaba bu nedenden mi kenara çektiler? (en komiği de, bir de siyasi ahlak yasa tasarısı vardı)

OGS’yi kaçak kullananlara bile af geliyor ama her ay OGS parasını bankasından ödeyen vatandaş bile bu rezalete ses çıkarmıyor.

Türkiye’nin en önemli, en ilginç konusu hukuk devleti karşıtlığının hatta düşmanlığının detaylarının toplum içinde hayret verici yaygınlığıdır.

Başka türlü bu durumu açıklamak mümkün değildir.

İşin en berbat tarafı da bu muhteşem kenti, İstanbul’u perişan etme işlevinin şimdiki aşamasının kendine milliyetçi-muhafazakar diyen bir gruba rant kollayıcılar tarafından havale edilmiş olmasıdır.

Dört sene önce BirGün gazetesinde bir söyleşim çıkmış idi ve söyleşiyi yapan arkadaş başlığa benim kullandığım ama sonra tashih etmeyi atladığım “kıçımın muhafazakarları” ifadesini çekmiş idi; gazetecidir yapar, kabahat tümüyle bende idi.

Sonra da bu terbiye sınırlarını oldukça zorlayan ifadeden utandım biraz, muhataplarımdan çok kendime yakıştıramadım.

Ancak, aradan geçen zaman içinde yaşananlar, mesela bu son imar affı yasası, OGS cezalarının affı, vs. utanma hissimi biraz törpüledi doğrusu.

Teşekkür borçluyum bu sözde muhafazakarlara.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…