Artı Gerçek

Türkiye’nin en yeni partisi AKP’dir, nokta

Bugünkü AKP’nin parti programı ile ilişkisi tamamen bitmiştir, ortada parti programı bile bulunmayan yepyeni bir rant ve ihale partisi vardır.


Benzer bir yorumu yine Artı Gerçek’te 26 Şubat 2019 tarihinde “Gül ve Babacan yeni bir parti mi kuruyorlar, yoksa…” başlıklı yazımda yapmışım.

O dönem muhtemelen Gül’ün de doğrudan sürecin içinde kurucu olarak bulunacağı tahmin ediliyormuş demek ki.

Bugün benzer bir yorumu yine okurlara sunuyorum.

Seçimlerden sonra siyasete damgasını vuran temel tartışma Babacan’ın kurmayı hedeflediği yeni siyasal parti; “Özgürlük ve Hukuk” parti ismini de sevdim, bu iki kavram Türkiye’nin gerçekten en çok ihtiyacını duyduğu iki kavram ama seçmen acaba bu iki kavrama ne kadar duyarlı, bu da apayrı bir konu. 

Doğru, Türkiye’de bir tane gerçekten yeni parti var, ama o parti Babacan’ın kuracağı parti değil, o yeni parti AKP.

Ama “yeni parti” ifadesini kullananların muradı muhtemelen AKP değil.

Açmaya gayret edeceğim.

Ali Babacan’ın kuracağı söylenen parti için “yeni parti” ifadesi kullanılıyor, ortada henüz basına yansıyan detaylı parti programı bilgisi yok ama Babacan ve çevresinden yansıyan haberler AKP’nin 2002 tarihli parti programı doğrultusunda 2003-2010 arası uygulamaya çalıştıkları ilkelerin, siyasanın günümüze uyarlanmış formunu temel alacakları.

“Bir parti eski bir parti mi, yeni bir parti mi tartışmasında hangi kriterleri temel alacağız?” sorusu önemli bir sorudur.

Partinin ismi mi, genel başkanı mı, yönetim kadroları mı, yoksa programı mı temel alınacak?

Benim görüşüm bir partinin kimliğini belirleyen temel faktör o partinin programı ve bu programın iktidarda iseniz uygulanması, muhalefette iseniz de bu programın ciddi bir alternatif olarak teklif edilmesidir.

Meseleye bu açıdan baktığınızda, iktidar partisi AKP Türkiye’de parti programı olmayan yepyeni bir siyasal partidir çünkü bugün uygulanan politikaların, parti mottolarının, yöneticilerinin ve en önemlisi Genel Başkanının söylemlerinin 2002 programı ile hiçbir ilişkisinin kalmamış olmasıdır.

Aşağıda 2002 tarihli AKP parti programından bazı alıntılar aktarıyorum (Artı Gerçek, 26 Şubat 2019, Eser Karakaş); şayet bu program ile bugünkü AKP’nin ilişkisi adeta tamamen kopuk ise AKP’ye artık yepyeni bir parti gözüyle bakmak lazımdır.

Aşağıda siz okurlara AKP’nin hâlâ sadece kağıt üzerinde geçerli olan Parti Programından “Hukuk ve Adalet” başlıklı bölümden (s.20) bir alıntı yapıyorum; konuyla ilgilenen her okura AKP’nin sitesine girip 2002 tarihli ama değiştirilmeyen programı okumalarını öneririm.

Hukukun üstünlüğünü esas alan devlet, vatandaşlarının özgürlük ve haklarının teminatıdır. Dolayısıyla hukuk devleti olmayan ve hukukun hâkim olmadığı bir toplumda demokratik rejimden bahsedilemez.

Demokrasinin hukuk yoluyla varlık kazandığı demokratik hukuk devletinde; hukukun evrensel ilkelerine saygı, hak arama yollarının açık tutulması, kanun önünde eşitlik, bireysel hak ve özgürlüklerin korunması, devletin hukuka bağlılığının güvence altına alınması temel değerlerdir. Bu değerlerin hayata geçirilmesi anayasa, yasalar ve bağımsız bir yargı ile mümkündür.

Partimiz hukukun üstünlüğüne dayalı yönetim anlayışının teminatı olacaktır.

Ülkemiz bugün hukuk devletinden ziyade kanun devleti görüntüsü vermektedir. 'Devletin Hukuku' yerine 'Hukuk Devleti' anlayışının esas olması gerekir. Kanunları hukuka, hukuku evrensel adalet ve insan hakları esaslarına dayandırmadıkça, Türkiye gerçek bir hukuk devleti olamaz ve uluslararası camiada saygın bir yer edinemez. Yargısız bir hukuk düzeni düşünülemez. Anayasa ve yasaların metinleri kadar onları yorumlayacak yargı organlarının da önemi büyüktür.

Partimiz, toplumsal düzenin teminatı olan adalet sistemine azami ölçüde güvenin tesisini sağlayacaktır.

Şeffaf ve yolsuzluklardan arınmış bir düzen ancak adaletin işlemesiyle mümkündür. Partimiz bireylerin gündelik yaşamından uluslararası ilişkilere kadar önem taşıyan adalet sisteminin karşı karşıya kaldığı sorunları çözmeyi öncelikli hedefleri arasında görür. Yukarıda zikredilen tespit ve ilkeler doğrultusunda partimiz, aşağıdaki politikaları hayata geçirecektir:

Özgürlükçü, tüm toplumun ihtiyaçlarına cevap veren, demokratik hukuk devleti ilkesine ve demokratik ülkelerin standartlarına uygun, toplum ile devlet arasında yeni bir 'toplum sözleşmesi' kurmayı hedefleyen, tümüyle yeni bir anayasa önerisi hazırlayacaktır. Bu öneri, yeni bir 'anayasal mühendislik' denemesi değil, halkın iradesini ve taleplerini demokratik temelde devlet yapısına yansıtan bir belge olacaktır.”

Elinizi vicdanınıza koyun, bu ifadeler ile bugünkü AKP’nin ne ilişkisi vardır?

Hemen aşağıda size bu kez aynı yeni AKP’nin (YAKP), parti başkanı yine Erdoğan’dır, hâlâ geçerli programının “Doğu ve Güneydoğu” bölümünden (s.28) başka bir alıntı aktarıyorum.

“Hizmetlerin yetersiz olması, işsizlik, fakirlik ve baskı, terörün beslenmesine en elverişli ortamlardır. Terör ve baskı karşılıklı olarak birbirini besler. Terörün sonuç olduğunu unutan her yaklaşım, sadece baskı ile çözüm üretmeye yönelir. Oysa bu terörü daha çok güçlendirir. Bu nedenle terörü sona erdirmenin yolu, temel hak ve hürriyetlere saygılı bir devlet yaklaşımı ile ekonomik kalkınmayı ve güvenliği aynı bütünün parçaları olarak ele almaktan geçer. Bölgenin ticari ve ekonomik faaliyetler açısından cazip hale gelebilmesi için, bir çıkmaz sokak konumundan çıkartılıp komşu ülkelerle sınır ticareti dahil, dinamik bir ticaret ortamı oluşturulması gerekmektedir. Bu amaçla partimiz, bölgedeki ticaretin artırılması için her türlü tedbiri alacaktır. Bürokratik otoriter devlet anlayışına yaslanan çözümler, sadece asayiş mantığına dayandığı için uzun vadede sorunları daha da derinleştirmektedir. Buna karşılık demokratik devlet anlayışı çerçevesindeki yaklaşımlar, ilk anda endişeyle karşılansa da uzun vadede milletimizin birlik ve bütünlüğünü pekiştiren sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle bölgedeki sorunlar aynen kalacak demektir. Sadece ekonomik kalkınma politikaları ile tam bir çözüme kavuşturulamayacağı gerçeği yanında bütün bunların üstünde kültürel farklılıkları demokratik hukuk devleti ilkesi çerçevesinde tanıyan yaklaşımların etkili olması gerektiği anlayışına ulaşılması sorunun çözümünde önemli bir adımdır.

Eski AKP terörün temel nedenleri arasında baskıyı saymıştır, yeni AKP ise kayyım modelini uygulamaktadır.

23 Haziran’da İstanbul seçimleri yapıldı; yazımı da bu nedenle aynı YAKP (Yeni AKP) programından yerel yönetimlere ayrılmış bölümünden (s.62) bir alıntı ile noktalıyorum.

Yorum sizin.

Çağımız bir yönüyle küreselleşme çağı, diğer yönüyle yerelleşme ve Yerel Yönetimlerin devlet sistemleri içindeki ağırlıklarının arttığı bir çağdır. Artık demokrasi sadece bir seçme ve seçilme rejimi değil, aynı zamanda katılma ve işbirliği rejimi olarak algılanmaktadır. Bu katılım ve işbirliğini gerçekleştirecek temel birimler ise Yerel Yönetimler'dir. Türkiye'de kamusal yaşamı ilgilendiren birçok diğer konuda olduğu gibi, Mahalli idareler alanında da asıl sorun, demokrasimizin derinlikten yoksun oluşudur. Yapılması gereken, katılımcı ve çoğulcu demokrasinin günümüzde yaygınlık kazanan ilke ve uygulamalarını yine günümüz iktisat ve Kamu Yönetimi anlayışları çerçevesinde Mahalli idareler alanına taşımaktır. Partimiz bu doğrultuda; Mahalli İdarelere yerel ihtiyaçlara göre yönetim biçimlerini geliştirme yetkisini verecektir. Yerel Yönetimlerin kendi görevlerini yerine getirebilmeleri için gerekli harcamaları karşılayacak düzeyde ve çeşitlilikte mali güce kavuşmalarını sağlayacaktır. Yerel Yönetimlerin karar alma süreci ve bazı faaliyetlerine Sivil Toplum Kuruluşlarının katılımını sağlayacaktır. Kendi alanlarıyla ilgili düzenlemelere gidilmeden önce Yerel Yönetimlere danışılması ilkesini getirecektir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun olarak, anayasal sistemimize Yerel Yönetim hakkının dahil edilmesini sağlayacaktır. Yerel Yönetimlerin yargı yoluna gidebilme hakkı dahil, ilgili tüm düzenlemeleri gerçekleştirecektir. Yerel Yönetimlerin denetim ve gözetiminin korunmaya çalışılan çıkarların önemi ile orantılı olması ilkesini gözetecektir.

Gördüğünüz gibi bugünkü AKP’nin bu parti programı ile ilişkisi tamamen bitmiştir, ortada parti programı bile bulunmayan yepyeni bir rant ve ihale partisi vardır.

Babacan’ın kuracağı parti şayet bu eski programa yakın bir yerde kendini konumlar ve bu çizgiden sapmaz ise önemli başarıların altına imza atabilir kanısındayım.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…