Artı Gerçek

CHP’nin generali hangisi?

'Etnik temizlik' diyen İsmail Hakkı Pekin mi, 'sınırda radikal İslamcı örgütler yerine Kürtler olsun' diyen Türker Ertürk mü?


Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 22 Ekim'de yapılacak “Suriye” görüşmesi öncesi açıklamalar yapıyor.

“Trump’ın Erdoğan’ı örnek aldığını” söylüyor, hatta “hayran olduğunu”. Sonra Trump’ın mektubundan söz edilince “Biz ciddi devletiz” yanıtını yapıştırıyor.

Konu Suriye görüşmesi olunca ciddiyete helal getirmek hiç olmaz. Çavuşoğlu ‘el yükseltmeyi’ ihmal etmeden Suriye yönetimini suçlamaya girişiyor:

“Kobani'den Mınbiç'ten YPG'lilerin çıkarılması konusunu Rusya ile görüşeceğiz. Buralara rejimin girmesi demek YPG'nin girmesi demek. Şu anda birlikte çalışıyorlar."

ÖSO’culara verilmek istenen bölge Suriye’nin toprak bütünlüğünü bozmuyor ama Suriye yönetimi kendi topraklarına girerse ‘biz’ doğal olarak komşumuzun toprak bütünlüğü için çok endişeleniyoruz.

Çavuşoğlu konuşmasının sonrasını CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ayırıyor:

“Bu tezkereye neden için yana yana evet dersin? Ya evet dersin, ya hayır dersin. Siyaseten hayır dese kendi tabanından tepki alacak. İlkeli bir duruşunuz olmazsa böyle yalpalarsınız. Kılıçdaroğlu bu süreçte sıkışıp kaldı."

Çavuşoğlu’nun sözlerinin en ciddi kısmı bu olsa gerek.

Tezkereye hem “evet” de, hem de “Suriye’de ne işimiz var” de. Çavuşoğlu haklı.

Ama CHP Genel Başkanı bunu hep yapıyor. 

10 Ekim’de sanki tezkereye evet dememiş gibi “Suriye’de ne işimiz var” diyen Kılıçdaroğlu, 18 Ağustos’ta  Nevşehir'de yapılan il başkanları toplantısında “Ne işimiz var bizim Suriye’de” diyor.

Aynı cümleyi  her yıl birkaç kez tekrarlayan Kılıçdaroğlu,  örneğin 30 Mayıs 2013’de de “ne işimiz var bizim Suriye’de” diyor, yanına da bugün harekâta karşı çıkanlar ne söylüyorsa hepsini tek tek ekliyor:

 “Suriye konusunda iyi bir politika gütmüyoruz. Ne işimiz var bizim Suriye'de? Suriye'de yaşayanların akrabaları Türkiye'de. Türkiye'de yaşayanların akrabaları Suriye'de. Biz neden dışarıdan terör örgütlerini getirip, eline silah verip Türkiye'de eğitip Suriye'ye göndererek, 'Git kardeşini öldür' diyoruz? Bir yerde yangın varsa yangının üzerine söndürmek için suyla gidilir. Biz benzinle gidiyoruz, yangını biraz daha parlatıyoruz. Sonunda fatura bizim vatandaşlara çıkıyor."

Tabii, çok doğru da o zaman bu gerçeği göre göre, yangın çıkaranların eline bir bidon benzini de siz niye tutuşturdunuz?

Hani dokunulmazlıkların kaldırılmasına “evet” deyip sonra da “Demirtaş niye içeride” diye sorması gibi.

CHP’liler eleştirilerimize çok kızıyor, biliyorum da bize kızmak yerine partilerini istikrara, muhalefet için umut olmaya, güven vermeye çağırsalar daha iyi olmaz mı? Sonuçta derdimiz ortak ama iktidar olma gücüne ve önderliğine sahip bir ana muhalefet yok. Konu bu.

Buyurun,  CHP içinden gelen bilgilere göre, Kılıçdaroğlu tıpkı dokunulmazlıkların kaldırılmasında olduğu gibi tezkereye evet deme kararını da tek başına alıyor.

Partinin Abant toplantısında gündeme gelen Suriye-Irak tezkeresinin gündeme alınması ve tartışılması taleplerini “partinin yetkili kurulları karar verir” diyerek reddediyor.

Toplantıda, konunun uzmanları tarafından kendisine ayrıntılı bir sunum yapılmasına ve sınır boyunca yerleştirilecek cihatçıların yaratacağı riskler anlatılmasına rağmen.

Bildiğim kadarıyla PM’de de görüşülmeyen tezkere, Kılıçdaroğlu tarafından MYK’ya havale ediliyor. Yani milletvekillerinden gelecek itirazları bastırmak için topu MYK’ya havale ederek, tek başına aldığı kararı uyguluyor Kılıçdaroğlu.

Duruma bakılırsa pek de “içi yana yana” olmuyor yani, tezkereye katkı vermek.

Sıklıkla CHP içindeki etkinliğinden bahsedilen Ulusalcıların bu kararda etkili olduğu akla ilk gelen ama öğrendiğim kadarıyla bu konuda Ulusalcılar da yekvücut değil.  

Aslında bunu anlamak için parti içinden gelecek bilgiye bile ihtiyaç yok. Kendisini “muhalif” hatta “sol” olarak tanımlayan bazı kanallara bakmak yeterli. 

Mesela adı CHP ile anılsa da daha çok Aydınlık çizgisine yakın yayın yapan bir kanalda konuklardan biri Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin’di.

İsmail Hakkı Pekin ilginç bir isim. Bir ara Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcılığı yapmıştı.

Donanma Komutanlığı’na yönelik Askerî Casusluk davasının önünün açılmasında rol oynamakla suçlanan Pekin hakkında, emekli Deniz Kurmay Albay Koray Eryaşa şunları söylemişti:

Genelkurmay Başkanını Deniz Kuvvetleri içinde Fuhuş Şantaj ve Casusluk maksadıyla kurulmuş bir örgüt olduğuna inandıran, bu sayede yüzlerce askerin kumpas ile tutuklanmasını sağlayan komutandır.”

Pekin, Zaman gazetesine verdiği bir röportajda Gülen Cemaati’nin görüşlerine destek vermekle de suçlanmış ama Doğu Perinçek tarafından sahiplenilmişti.

Böyle ilginç bir geçmişi olan Pekin artık uzman bir ‘kanaat önderi’. Suriye konusundaki görüşleri ise –mealen- şunlar:

 “Suriye sınırında güvenli bölgeyle yetinmek sorunu çözmez. Türkiye Suriye derinliklerine inmeli ve Kürt bölgelerini dümdüz etmeli. Sri Lanka devleti, Tamil gerillalarını nasıl yok ettiyse biz de aynı şeyi yapmalıyız.”

Sri Lanka’nın 2009’da barış görüşmeleri sürerken yaptığı askerî müdahale sonucu Tamil gerillalarının liderleri öldürülmüş, 40 bin sivil yaşamını yitirmiş, yüz binlerce Tamil yerinden edilmişti.

Yani İsmail Hakkı Pekin’in önerisi “etnik temizlik”.

Ülkenin, dünyanın, Suriye’nin ve Kürtlerin koşulları Sri Lanka ile Tamil gerillalarının konumu YPG/PYD ile aynı mı ayrı mesele. Vahim olan, programdaki gazeteci ve siyasetçilerden itiraz eden tek kişi olmaması.

Emekli Korgeneral Pekin bunları söylediği sıralarda Tele 1’de, başka bir emekli general vardı: 2010 yılında YAŞ’ta terfi ettirilmeyince Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevinden istifa eden emekli Tuğamiral Türker Ertürk.

Pekin’in önerisinin tam tersine çıkış yapan Ertürk, siyasetçilerin ve gazetecilerin askerden daha çok asker olduğu bu günlerde gayet “sivil” bir ses olarak şunları söylüyordu:

İktidarın ‘güvenli bölge’ dediği yere selefiler, radikal unsurlar, IŞİD yerleşir. İktidar bunu yaparak o bölgeyi kendi egemenlik alanına döndürmek istiyor. Ama Suriye artık eski Suriye olmayacak. Kürtler bir aktör ve güç sahibi olacak Suriye’de. Bunu değiştiremezsiniz artık. Güvenlik anlayışınızı ve önlemlerinizi buna oryante etmeniz lazım. Ama siz radikal İslamcı örgütleri sınıra yerleştirmek istiyorsunuz. O bölgede radikal İslamcılar olacağına, iyi ilişkiler geliştirebileceğimiz, güçlü merkezi bir otorite altında federatif Kürtler olsun. Seküler yapısını da biliyoruz. Suriyeli Kürtlerin akrabaları bizim vatandaşımız. İktidarın yapmak istediği bize daha büyük tehdit getirecek.”

“Aklın yolu birdir” diyeceğim de CHP o yoldan çok uzak.  Acaba Kılıçdaroğlu “içi yanarken” Türker Ertürk’ü, tezkereye “evet” derken İsmail Hakkı Pekin’i mi dinledi?

Sahi CHP’nin generali hangisi?

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…