Artı Gerçek

Demirtaş ya da Kaftancıoğlu

Faşizan kuşatmayı yaracak, Kürtlerle diğer halklar arasında köprü olabilecek her siyasi oluşumun, her siyasi kimliğin Türk-İslamcı güçlerin hedefi olacağı açık.


HDP’nin önceki Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatları AİHM’deki duruşmada yalnız savunma yapmadı, bir yönetim biçimini apaçık teşhir etti.

Avukatlar, bir muhalif liderin, önemli bir siyasi figürün şahsında yargı aparatıyla nasıl yıllarca cezaevinde tutulabileceğini, nasıl siyaset alanının dışına çıkarılmaya çalışıldığını son derece etkileyici, titiz bir çalışmayla “şüpheye yer vermeyecek biçimde” açıkladılar. Lütfen okuyun.

Halen cezaevinde tutulan HDP’nin önceki Eş Başkanı Figen Yüksekdağ’dan Kulp Belediye Eş Başkanları Mehmet Fatih Taş ve Fatma Ay'ın tutuklanmasına, HDP’li siyasilerin dosyalarını incelediğinizde hep aynı suçlamaları ama suçlamaları kanıtlayamayan delilsiz dosyaları görürsünüz.          

Diyarbakır, Van, Mardin büyükşehir belediye eş başkanlarının görevden alınmasına gerekçe gösterilenler de, önceki belediye eş başkanlarının, örneğin Gültan Kışanak’ın yıllardır cezaevinde tutulmasında da görebileceğiniz tek neden “siyasi konjonktür”dür.

Yıllar önce, Gültan Kışanak’la tutuklanmasından önce Diyarbakır’da görüşmüş, sohbet etmiştik. O sohbette belediyenin bir odasını İçişleri Bakanlığı’nın müfettişlerine tahsis ettiklerini, müfettişlerin birer belediye çalışanı gibi mesai yaptıklarını anlatmıştı. Bu mesai birkaç gün, birkaç ay değil yıllara yayılmıştı.

Seslerini medyada duyuramadıklarından bu haber de pek duyulmamıştı ama Kışanak, Diyarbakır belediyesine özel olmayan, bütün HDP'li belediyelere uygulanan “yakın takibi” hatta “siyasi mobingi” anlatıyordu.

Bu kadar sıkı denetlenen belediyeler ve yöneticileri o ‘suçları’ müfettiş denetiminde işlemişlerdi demek ki!

Yargı eliyle yapılan operasyonlar artık HDP ile sınırlı değil. İstanbul gibi devasa bir rant kaynağını ellerinden alan, bununla da yetinmeyip CHP’nin statükocu siyasetini sallayan Canan Kaftancıoğlu da iktidar için ‘risk’ yaratan bir siyasi figür olarak iktidarın hedefi oldu.

Kaftancıoğlu’na verilen yaklaşık 10 yıllık ceza, Kaftancıoğlu’nu siyaset dışında bırakmanın yanı sıra CHP’ye de ihtar niteliğinde.

Acaba CHP yeterince farkında mı?

Bu soruya yanıt olur mu bilemem ama CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun İrfan Aktan’a verdiği röportajdaki şu sözleri çok önemliydi:

“…özellikle 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinden sonra, geçmişte bana muhalif olan veya kongrede benim karşımdaki adayı destekleyen birçok arkadaşımızın hak teslimi yaptığını, şu aralar yaşadığım -ki ben buna mağduriyet demiyorum-, saray vesayetinin sonuçları karşısında benimle dayanışma gösterdiğini söylemeliyim.”

CHP içindeki statükocu/ulusalcı bir damarın varlığını Deniz Baykal’ın başkanlığından beri korumayı başardığı, parti politikalarında etkili oldukları sır değil.  

Yani mesele Kaftancıoğlu’nun sözünü ettiği “dayanışma”nın zorunlu bir politik manevra mı yoksa zihinsel bir dönüşümü mü ifade ettiğinin belirsizliğini koruması.

Adalet Yürüyüşü sırasında Kılıçdaroğlu’nu öldürmek için plan yapan IŞİD’li hakkında beraat kararı verilmesi, Çubuk’taki suikast girişimine ilişkin üstünden aylar geçmesine rağmen soruşturma bile açılmamış oluşu göz önüne alındığında ulusalcı/statükocu kanadın bir dönüşüm geçirmesi gerekir diye düşünüyor insan.

Oysa 7 Haziran’dan sonra HDP’ye ne yapılıyorsa benzeri CHP’ye yapılıyor. Mitinglerde bombalar patlamıyor ama suikastlar düzenleniyor, etkili siyasilere davalara açılıyor.

Bütün bunlara rağmen bazı eski ve yeni CHP milletvekillerinin, bazı ulusalcı kanaat önderlerinin konuşmalarına bakılırsa milim değişim göstermediklerine tanık oluyoruz.

Evet muhalefet ediyorlar ama iktidara değil, AKP’ye.

İktidarı paylaşan güçlerin Erdoğan ve Bahçeli’nin temsil ettiği “çekirdek devlet”ten oluşması hâlâ muhalefetin önemli bir kısmının gerekli ve yeterli refleksi göstermesini engelliyor. Bu ayrı bir yazı konusu ama  şunu da söylemeden geçmek mümkün değil.

Türk-İslam sentezinin, iktidarını kalıcı kılmak uğruna sorgulamayan itaatkâr kuşaklar yetiştirmek, muhalif kesimleri din, yargı ve militan güvenlik kuvvetleriyle elimine etmek, yalnız İslamcı AKP ve Erdoğan’ın değil “çekirdek devletin” de çıkarlarına denk düşüyor.

Ulusalcı kesim ya siyasi gelecek kaygısıyla ya ideolojik yakınlık nedeniyle bu gerçeği görmemeyi, görmezden gelmeyi tercih ederek “muhalefet” görevini  “milli” çerçevede yerine getirmeye devam ediyor. Dolayısıyla Kürtler söz konusu olduğunda iktidarca ister ‘kayyım’, ister ‘terör’, ister ‘ulusal güvenlik’ olarak kodlanmış olsun her meselede aynı hizaya dizilmeleri hiç zor olmuyor.    

Demirtaş’ın AİHM’deki duruşmasını CHP’den sadece Sezgin Tanrıkulu’nun izlemiş oluşu bile bir gösterge, bu açıdan. Halbuki yakın gelecekte Canan Kaftancıoğlu davasını da AİHM’de görmemiz büyük olasılık.

Faşizan kuşatmayı yaracak, Kürtlerle diğer halklar arasında köprü olabilecek her siyasi oluşumun, her siyasi kimliğin Türk-İslamcı güçlerin hedefi olacağı açık. Demirtaş ya da Kaftancıoğlu…

Mesele statükonun izin verdiği sınırlar içinde muhalefet yapıp yapmadıkları.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…