Artı Gerçek

Gençler ölmeye devam ederken…

Ben de bir soru ekliyorum; ölmek ve öldürmek nasıl tercih haline getiriliyor bu düzende?


2012 yılında Şehitlik Yasası’nın kapsamının genişletilmesi üzerine şunları yazmıştım:

“Başbakan ‘müjde’ verdi, ‘terör’ eyleminde hayatını kaybeden siviller, göreve giderken kazada ölenler, iç güvenlik hizmetlerinde çalışanlar da artık şehit, gazi, harp malulü sayılacak. Yakınlarının kamuda istihdam sayısı birden ikiye çıkarılıyor, rütbeleri arttırılıyor.
Bunları duyunca tüylerim ürperdi. Her gün sıra sıra tabut sırtlayan bu halka aslında ‘sus payı’ dağıtılmaya hazırlanılıyor. Ölülerini sessizce gömsünler diye gözyaşlarına bedel biçiyorlar.
Şart mıdır, 30 yıldır süren bu savaşın birkaç kuşak daha sürmesi? Birkaç kuşağı daha heba etmesi?
Belli ki, zor günlerden daha da zor günlere geçiyoruz.

Böyle bir savaş ikliminde hükümetin yaslanacağı iki şey kalıyor geriye. Giderek yoksullaşan halkın yoksul çocuklarını para karşılığı ölüme razı etmek ve ‘milli değerler’ hamasetiyle ırkçılığı/milliyetçiliği yükselterek, oy kaybını önlemek.”

Sonra yıl oldu 2015.

Bedelli askerlik 20 binden 18 bin liraya indirildi. 2011 yılında yaklaşık 70 bin kişinin 30 bin lira verebildiği Türkiye’de, 2014 yılında ise 18 bin lira verebilenlerin sayısı yaklaşık 204 bin kişi oldu.

204 bin genç 18 bin lira karşılığı evine bir tabutla geri dönmekten kurtuldu. 204 bin genç 18 bin lira karşılığında canını devletten satın aldı. 204 bin anne ve baba yoksulluğun faturasını kendisine kesip kahrolmaktan kurtuldu.

Bir şehit annesi çocuğunun tabutuna sarılıp “Affet bizi oğlum, 18 bin lira bulamadık” diye ağlarken, bir başkası elini tabutun üzerine koymuş, miting yerine çevrilen cenaze töreninde nutuk atıyordu: “Bu topraklar şehit kanıyla yoğrulmaya devam edecektir.”

AKP Çorum Milletvekili Salim Uslu ise daha sonra sildiği teşekkür tweet’inde cenaze törenini “başarılı organizasyon” olarak niteliyordu.

Geldik 2018 yılına…

Bu sene can bedelinde bir kez daha damping yapıp, 15 bin liraya indirdiler. 357 bin 350 kişi olmuş, yararlanan sayısı.

Bedel miktarı 2015’deki rakamın 3 bin daha altında olmasına rağmen,  ödeyebilenlerin sayısı 2015’deki rakama çıkamamış.  

Demek ki bu yıl daha çok genç ölecek.

Bırakın bedelli olup askerlik yapmamayı, tersine gençler koşa koşa sözleşmeli er, erbaş olmaya devam edecek.

Örneğin  Tunceli'nin Nazımiye ilçesi kırsalında donarak ölen .JÖH (Jandarma Özel Harekat) timinden uzman çavuşlar Ferruh Dikmen ve Asım Türkmen gibi.

Kimi bu teknoloji çağında giysilerinin soğuğa dayanıklı olup olmadığını sorgularken, kimi JÖH’lerin Kürt coğrafyasındaki acımasız uygulamalarını hatırlattı, kimi de aldıkları maaşların yüksekliğini.

Hepsinde doğruluk payı vardı ama en doğrusu Koray Düzgören’in sorusuydu “O gençler o dağlarda niye ölüyor?”

Ben de bir soru ekliyorum; ölmek ve öldürmek nasıl tercih haline getiriliyor bu düzende?

Yoksullaştırılarak…

“2018 Dünya Eşitsizlik raporu”nda, 2002-2016 dönemi verilerine dayanılarak yapılan Türkiye analizine göre, en zengin yüzde 1’lik kesimin toplam geliri, gelir sıralamasının en altındaki yüzde 50’lik grubun toplam gelirinden çok daha fazla.

En zengin yüzde 1’lik kesimin milli gelirdeki payı yüzde 23.4, en alttaki yüzde 50’lik kesimin payı yüzde 14.6.

AKP hükümetinin son on yılında en zenginlerin milli gelirden aldığı pay yüzde 6 artmış ama en yoksulların payı 1.7 puan daha düşmüş.

Çok çarpıcı değil mi?

Devam edersek, genç işsizlik oranı çok yüksek ve yükselmeye devam ediyor.

TÜİK’in 2017 verilerine göre nüfusun yüzde 15’ine yakını yoksulluk sınırının da altında. Yarı aç yarı tok değil, basbayağı aç!

İşte o yüzden tabutların geldiği evler ev değil. Barınak…

O yüzden lastik ayakkabının bile yenisini bulamayan babalar, kar altında kendi ördüğü yelekle tabuta sarılan anneler hep, o şehitlerin aileleri.

O yüzden rahatça “Kurşunla şehit olmak da var, donarak olmak da” diyebiliyor ‘Bay Başkan’.

Yoksulluğa, eğitimsizliğe, şükretmeye mahkum edilmiş, geleceğe ilişkin hiçbir ümit ve çıkış yolu bırakılmamış milyonlarca gence, ‘ölmek ve öldürmek’ten geçen bir tek seçenek bırakılmış.

Milyonlarca genç, sözleşmeli er ya da erbaş olup, rüyalarında bile göremeyecekleri maaşlarla umutsuz bir gelecek hayali peşindeyken tabutla geri dönüyorlar.

Üstelik bu ölüm yolculuğunda bile fırsat eşitliği tanınmıyor.    

Orduya dahil edilip meşrulaştırılan SADAT’ın ‘vizesi’ gerekecek artık şehit olmak için bile.

Geride kalan sevenleri ise, şehitlik maaşı ve ev gibi “sus payı” ile “oğlum vatana feda olsun” derken aslında “giden gitti bari kalanlar kurtulsun” duygusunun yarattığı ağır baskıyı ötelemeye çalışacak.

Ne donarak ölmesi ne yakılarak… hiç birini sormaya, sorgulamaya kalkışamayacak, hem açlıktan hem korkudan.

Gençlere alternatif bir düşünce ve yaşama biçimi sunamayan, örgütleyemeyen, milliyetçilik üzerinde yükselen savaş politikalarına ‘dur’ diyemeyen korkak, basiretsiz, geçmişe ve yerele hapsolmuş siyasetçiler de ‘sözde’ iktidardan hesap soruyormuş gibi yapmaya devam edecek.

Gençler ölmeye devam ederken…   

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…