Artı Gerçek

İstanbul kazandı sıra Türkiye’de

Tek seçeneği CHP’yi bir kez daha 'Türkiye ittifakı' söylemiyle iktidarı paylaşma karşılığında ‘suç ortağı’ yapmak olabilir.


İstanbullular CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nu seçmekten çok, dününe bugününe ve geleceğine ipotek koyan, zorba bir rejime “dur” diyerek demokrasi, hukuk ve barışa yol verdiğini gösterdi.

Hem de ezici bir çoğunlukla.

Evet şimdi artık, tam da Devlet Bahçeli’nin ''İstanbul, Ankara ve İzmir'in şer ittifakının eline geçmesi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ni tartışmaya açabilir'' dediği gibi, sıra rejimi tartışmaya değil, rejimi değiştirmeye geldi. Ya da Recep Tayyip Erdoğan’ın “İstanbul’u veren Türkiye’yi verir” dediği gibi Türkiye’yi almakta sıra.

Madem ki İstanbul’u yönetecek bir belediye başkanını değil rejimin geleceğini oyladık, hukuksuz şekilde iki kez adı konmamış bir referanduma mecbur bırakıldık, o zaman iktidar güçleri bu rejimi daha fazla dayatamayacaklarını anlamış olmalılar.

Yurttaşlar Ekrem İmamoğlu’ya yalnız CHP adayı olduğu için oy vermedi. Hukuksuzluğa, adaletsizliğe, dışlanmaya, kayırmacılığa, işsizliğe, yoksulluğa ve kayyumlara karşı oy verdi.

Ezici bir yenilgiye uğrayan rejimin yerine nasıl bir yönetim biçimi için mücadele edileceği de yarının en temel konularından biri olacaktır, olmalı.

Yaklaşık 800 bin farkla kazanılan İstanbul zaferinin  belirleyici aktörü olan Kürtler, bir kez daha ispat etti ki Türkiye siyaseti Kürtleri yok saydığı, eşitlik üzerinden ilişki kurmaya yanaşmadığı sürece bu rejim değişse bile her defasında çıkmaza girmekten kurtulamayacak.

Bugüne kadar siyasal İslamcı ya da laik, bütün yönetimler, savaş ve çatışmaları iktidarlarını güçlendirmenin, halkları otoriterizme razı etmenin, hak ve özgürlükleri gasp etmenin aracı olarak kullandılar. 

Çatışmanın ve savaşın aynı zamanda halklara yoksulluk, yolsuzluk, adaletsizlik, haksızlık olarak döndüğü de yeterince deneyimlendi.  

Artık denenmesi gerekeni Ekrem İmamoğlu ve Selahattin Demirtaş gibi siyasal yelpazenin farklı yerlerinde duran ama demokrasi ve eşitlik temelinde uzlaşmayı diskur edinmiş isimler işaret ediyor.

Gezi’nin ardından 2017’deki başkanlık seçimleri ve son İstanbul seçimleriyle genişleyip güçlenen Kürtlerle CHP’liler arasındaki dayanışma ve yakınlaşma hatta kısmen milliyetçilerle de açılan diyalog kanalı önümüzdeki süreçte önemli gelişmelere neden olacaktır.

Özellikle CHP’nin İstanbul’u büyük farkla almasının getirdiği özgüvenin parti yönetiminin politikalarına da yansıması beklenebilir.

Bizzat kendisini ve yönetimini masaya sürerek seçimi yenileten Erdoğan’ın ise İmamoğlu’nu kutlamasından yola çıkarak herhalde kimse bundan böyle demokrasi ve hukuk yoluna döneceğini ummamıştır.

17 yılda oluşmuş kabarık bir sicilden sonra bunun pek mümkün olmadığı açık. Tek seçeneği CHP’yi bir kez daha “Türkiye ittifakı” söylemiyle iktidarı paylaşma karşılığında ‘suç ortağı’ yapmak olabilir.

CHP “Yenikapı Ruhu”nda düştüğü tuzağa bir daha düşer mi, yoksa bir erken seçimi zorlayarak demokratik, eşitlikçi yeni bir anayasa için tüm toplumsal kesimlerle birlikte mi hareket eder, çok geçmeden görürüz. Ki HDP bunu talep ettiğini vurgulayarak CHP’ye de olması gerekeni iletmiş oldu.

Şunu da eklemeliyim ki, AKP-MHP yönetiminin aldığı ağır yenilginin bir diğer sonucunu da dış politikada göreceğiz.  En önemlisi bir avuç adamın aldığı kararla Türkiye’yi Avrasya blokuna sürükleme macerası da sonlanmış sayılır.

Sonucunun daha dumanı üstünde tütse de bu seçimlerin Türkiye’nin kaderinde tarihî bir dönüm noktası olduğunu söyleyebiliriz en azından.      

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…