Artı Gerçek

‘Koz’ vermemek için ‘yem’ olmayın sakın

Fondan Erdoğan’ın 'yumuşatılmış' dili duyulurken, sahadaki iktidar pratiğinin sertleşeceği anlaşılan süreçte CHP yönetiminin alacağı pozisyon daha da önemli olacak.


Samsun’daki devlet fotoğrafı doğrudan iktidarın izleyeceği seçim stratejisinin fotoğrafıydı.

Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart öncesi yarım yamalak dillendirip, Bahçeli’nin tepkisi üzerine hızla geri çektiği “Türkiye İttifakı” söylemini yangında başvurulacak ilk yardım çantası gibi taşıdı hep arkasında. Kimi zaman Kürtler kimi zaman milliyetçi/ulusalcı kesimler için.

Bir ilk yardım çantasında ne varsa o kadarlık bir çare işte… İşine yaramadığını görünce de yangını körüklemeyi tercih etti.

Artık bu taktik miadını doldurmuş gibi görünse de kurumsal olarak ‘bir kısım’ CHP ve CHP’liler için aynı kesinlikte söz söylemeyi riskli buluyorum.

Kürtler için anlam ifade etmeyeceği ortada da ulusalcı/milliyetçi ‘alt’ iktidar sahiplerinin bugüne kadar sergiledikleri siyasi tutuma bakılınca imkânsız gelmiyor. 

Aylardır hükümete ekonomi programı sunan, ülkeyi ekonomik darboğazdan çıkarmak için destek vermeyi öneren CHP’nin Çubuk saldırısı ile verilen tüm siyasi mesajlara rağmen ‘devlet’ söz konusu olduğunda kendini bile ‘teferruat’tan saymaktan vazgeçmeyeceğinin göstergesi, en azından.

‘Devlet’ deyince Saray’ı anlayan ve o ‘devlet’ten çoktan umudu kesen sade yurttaşların bile gerisinde kalan CHP, yurttaşı değil isim bile konamayacak kadar ucube hale gelmiş devleti dinlemeyi tercih ediyor.

Bu kanaatin bile CHP yöneticilerinin Samsun’daki o meşhur karede yer almasının yanlışlığını göstermesi bir yana, CHP yönetimi korkarım hâlâ yükselen yeni demokrasi dalgasının ete kemiğe büründüğü sandık sonuçlarını analiz edemiyor ya da etmek istemiyor.

Ne seçmenlerin kimi istediklerinden çok, kimi ve neyi istemediklerine ilişkin verileri, ne de sandık başlarında, çuval üstlerinde omuz omuza mücadele verenler arasındaki siyasi farklılıkların erime nedenlerini anlıyorlar.

Tüm bu nedenlerle 23 Haziran seçim süreci en riskli döneme girdi.

Bir de Samsun sonrası radikal dinci ile ılımlı dinci, radikal ırkçı ile az radikal ırkçı, merkez sağ ile merkez sağın solunu temsil edenlerden ibaret ‘Türkiye İttifakı’ fotoğrafının yanına eklenen diğer karelere bakın.

Urfa Halfeti’de ağır işkence görmüş, elleri arkadan kelepçelenmiş, yere yüzüstü yatırılmış onlarca kişiyi çembere almış TEM polislerinin fotoğrafını Samsun karesinin soluna yerleştirin.

Sağ yanına ‘domuz bağıyla” dehşet salmış Hizbullah ya da ‘asıl’ adıyla Hizbulkontra’nın tamamı tahliye edilen yüze yakın militanını koyun. 

Hizbullah’ı ve işlediği korkunç cinayetleri unutmamak ve unutturmamak için bir tek örnek vermek yeterli olur. Nisan 2002’de DGM’de görülen davada Hizbullah sanığı Hasan Alpsoy hakkında iddianamede yer alanlar şunlardı:

“Ankara'da gerçekleştirdiği bazı eylemler bölümünde, Etimesgut Süvari Mahallesi'nde Hasan Alpsoy'a ait evin kömürlüğün 20 Ocak 2000 tarihinde kazıldığı ve çuval içinde 3 cesedin çıkarıldığı, her üç cesedin, ellerinden ve ayaklarından tabanca tetiği tabir edilen vaziyette zincirlenmiş olduğu, zincirler üzerinde dört tane kilit bulunduğu, cesetlerin kimliklerinin belirlenemediği…”

Şimdi Samsun karesinin altına evinde silah, örgüt belgeleri ele geçirilen, Kırmızı Bülten’le aranan ama tahliye edilerek aramıza salınan IŞİD militanlarının fotoğraflarını koyun.

O karenin üstüne “DEAŞ şu sıralar Türkiye'de çok hareketli” açıklamaları yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun görüntüsünü yerleştirin.

Ve Süleyman Soylu’nun üstüne, en tepeye de “Gelin büyük ve güçlü Türkiye'yi birlikte inşa edelim. Onun için tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyerek bu yolda yürüyelim. Biz buna hazırız. Meclisimizin de tüm milletvekilleriyle ve siyasi partileriyle buna hazır olduğuna inanıyorum” diyen Recep Tayyip Erdoğan’ı itinayla yerleştirin.

Karşınızda duran kolaj, Erdoğan’ın bahsettiği “gemi” ve içindeki yolculardır. Ya da isterseniz Erdoğan’ın yeni seçim stratejisi diyebilirsiniz.

Bu stratejinin bir yanı mümkünse CHP’yi, mümkün olmazsa milliyetçi/ulusalcı seçmeni ortak mücadele içinde gelişen dayanışmadan kopararak fabrika ayarlarına döndürmek. Yıllardır Abdullah Öcalan’ı avukatlarıyla görüştürmeyen iktidarın şimdi buna yol vermesinin tek nedeni ölüm oruçları değil .

Çelişki varmış gibi görünse de ‘Doğu’da Kürtleri terörize edip yalnızlaştırma, ‘Batı’da muhafazakâr Kürt oylarını yeniden kazanma gibi manevralar AKP siyasetinin parçası.

Ayrıca Soylu’nun “etrafımızdaki coğrafya ile ilgili çok tehdit alıyoruz” diye ifade ettiği ‘olasılıkların’ seçimleri askıya aldırabileceğini de hesaba katmak gerek.

Fondan Erdoğan’ın “yumuşatılmış” dili duyulurken, sahadaki iktidar pratiğinin sertleşeceği anlaşılan süreçte CHP yönetiminin alacağı pozisyon daha da önemli olacak.

Umarım bu kez iktidara ‘koz’ vermemek gerekçesiyle o devlet karesinde yer almaya devam ederek hem kendini hem son umutla mücadeleye girişen muhalefeti ‘yem’ etmez de yurttaş partisi olma cesareti göstererek yükselen muhalefetin önünü kesmez.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…