Artı Gerçek

Muhalefeti ‘Cübbeli’den öğrenin

'Ehli sünnet üst kimliği' diyebilen İslamcılara karşı bizim sol muhalefetin hâlâ bir 'üst kimlik'te buluşamamış oluşu, hatta lafını bile edemiyor oluşu OHAL’imizin özeti de, derdim bu.



Gökten gündem bombardımanı yağan bir ülkeyiz ya, sağanak altındayken bazıları arada kaynıyor doğal olarak.

Birkaç gün önce AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bel altı fetvalarıyla ünlü  OHAL’in ‘hoca’larına hitaben, “İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi vardır. Siz İslam’ı 14 -15 asır önceki hükümleriyle kalkıp da bugün uygulayamazsınız” deyince bir tartışma başlamıştı.

Yelyepelek bir araya gelen İHH İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım, İslamcı Siyer Vakfı kurucusu Muhammed Emin Yıldırım, Sosyal Doku Vakfı Başkanı Nurettin Yıldız, İsmailağa cemaatinden İhsan Şenocak ve Süleymancılar tarikatından Ahmet Mahmut Ünlü,  Nevzat Çiçek’in moderatörlüğünde sorunlarını tartışmışlar.

Çiçek’e göre, dargınlar barışmış, bundan sonra yapmaları gerekenleri masaya yatırmışlar.

Ama ‘Cübbeli Ahmet’, Çiçek kadar politikadan anlamadığından mıdır nedir meramını doğrudan söyleyivermiş: “Karşı taraf safları sıklaştırıyor. Hepsi birden haremlik-selamlık, helal-harama girdiler. Bizim ehli sünnet üst kimliği altında sorunlarımızı çözmemiz lazım. Tehlike çok büyük çünkü bu ilahiyatlardaki reformist Yaşar Nuri kafası yeni bir din çıkartmaya çalışıyor."

Teke Tek programlarını bir dönem adeta eğlence programına çevirerek reyting kazandırdığı için sıklıkla ekrana çıkarılan Cübbeli, bütün ‘karizmasıyla’ Reis’e bile meydan okuyacak bir ciddiyet kazanmış. 

Ötesi de var: “Ehli sünnet üst kimliği” demiş!

Devletin tüm kritik noktalarına yerleşecek, en önemli kadroları ele geçirecek kadar iktidarın ‘eli ayağı’ olmuş Gülen cemaatinin bile nasıl harcandığını gören cemaatler dersini almış ediyor ezber…

Nitekim sonra haberler bıçak gibi kesildi.

Arabulucular, pazarlıklar, yeni anlaşmalar… atış serbest. Gerisini uzmanları anlatır.   

Benim derdim başka.

“Ehli sünnet üst kimliği” diyebilen İslamcılara karşı bizim sol muhalefetin hâlâ bir “üst kimlik”te buluşamamış oluşu, hatta lafını bile edemiyor oluşu OHAL’imizin özeti de, derdim bu.

Valla muhalefeti Siyasal İslamcılardan öğrenmeliyiz.

 Adamlar yıllarca sabırla, ilmek ilmek örgütlendiler.

Sokak sokak, mahallle mahalle, okul okul, yurt yurt, ev ev…

Sol ise mağduriyete yaslanarak ‘kurban’ rolünden de kendini hapsettiği salonlardan da çıkamadı.

Şimdi de sonuçları tamamen garantilenmiş göstermelik seçimleri nasıl lehimize çevireceğimizi tartışıyoruz.

Eh, öyle yumurta kapıya gelince olmuyor işte.

Önce ideolojik olarak bulunduğun yeri, ilkelerini, taktiklerini tartışacak, çok klişe gelse de geçerliliği asla yitmeyecek eleştiri ve özeleştiri mekanizmalarını açık tutacaksın.

Yoksa işte gelip duracağın yer Afrin gibi olur.

Bakıyorum Ulusalcılar Afrin tartışmasını ya dondurdular ya da “Hımm evet, güzel ama bundan sonra Türkiye Şam’la mutlaka işbirliğine gitmeli. Diplomasi de ‘tükürdüğümü yalamam’ gibi bir şey yoktur. Mutlaka başka aracılarla bir anlaşma yolu bulunur” falan deyip duruyorlar. Daha aymazları “ABD’ye büyük darbe” ilan ediyor. Hızını alamayanlar Menbiç operasyonuna “Balyoz” adı konsun önerisinde bulunuyor.

Menbiç operasyonu kesin olacak ve ABD’ye misilleme olarak “Balyoz” adı konacak!

İnsanın “ağır ol molla desinler” diyeceği geliyor.

Ulusalcıların en büyük argümanı, sınır güvenliği ve Suriye’nin toprak bütünlüğü idi değil mi?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz’ın “El Kaide uzantısı” olarak tanımladığı ÖSO’cularla sınırlarımız güvende, ÖSO’cuların bayrak çektiği, hükümetimizin vali ve kaymakam atayıp neredeyse vilayet ilan ederek, güvenliği ÖSO’culara emanet ettiği Suriye toprakları da bölünmedi!

Ulusalcıların en büyük dertleri Esad yönetimini daha yeni ‘terörist’ ilan eden Erdoğan’ın niye Esad’la görüşmeyerek Afrin ‘başarısı’nı tehlikeye attığı.

 Niye görüşsün? Türkiye Suriye’de ABD çıkarlarına aykırı değil tersine ABD politikalarına tam uyum içinde görev yapıyor.  

 Siz önce kendinize “biz El Kaide’cilerle, cihatçılarla aynı saflara nasıl düştük” diye sorun.

Sonra da tam ABD’nin istediği gibi Suriye topraklarından bir bölümünün ( önümüzdeki günlerde Rusya ve Şam yönetimiyle ağır sorun çıkartacak) cihatçılar taşeronluğunda bölünmesi ve üstelik bu cihatçı grupların ABD ile birlikte Türkiye tarafından bir güç haline getirilmesini görmemekte ısrarlı oluşunuzun tek açıklamasının da ırkçılık olduğunu kabul edin artık.

Yetinmeyin, devam edin; CNN Türk muhabirinin bile başörtüsü ile girebildiği bölgenin, sol, seküler bir yönetimin denetiminde mi olması yoksa bu kafa kesen, yağma yapan mezhepçi Siyasal İslamcıların elinde olması mı Türkiye için daha güvenli, ona cevap verin. 

Tabi siz de Türkiye’nin bekasını, AKP’nin bekasıyla aynı görmüyorsanız!

Sevmesem de tekrarlayacağım; son tahlilde AKP’den farkınız yok. 

O yüzden muhalefet değilsiniz, olamazsınız.

Muhalif olmak için önce o devletçi-ırkçı ideolojiyi sorgulamayı, basitçe eşit vatandaşlar olarak “Türkiyelilik” üst kimliğinde buluşmayı kabul etmeniz lazım.

Oysa Siyasal İslamcılar, sisteme muhalif oldukları için, sistemin gediklerinden yararlanmayı, sisteme rağmen örgütlenmeyi ve tüm başarısızlıklarına rağmen sistemi ele geçirmeyi başardılar.

İşin özeti sol devletçi-ırkçı laisizm ile radikal demokratik sekülerizm arasında parçalanmış haliyle bir araya gelemediği için İslamcı faşizme yol vermeyi tercih ediyor.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…