Artı Gerçek

‘Reform’ dediklerinde korkun!

Nafaka vermemeye çalışan erkekler hakkında açılan davaların yüzde 82,92’sinde şiddet iddiası, yüzde 21,4’ünde de ceza soruşturması var.


İktidarın bitmeyen ‘reform’ paketleri iyileştirmek bir yana tersine, ekonomide, yargıda, çalışma hayatında, cinsiyet eşitliğinde, insan hakları alanında sürekli irtifa kaybettiriyor ülkeye.

Henüz ilkinde maddeler arasına saklanan bombaların sonuçlarını görmedik ama ikinci Yargı Reformu paketi daha gelmeden yaratacağı vahameti görebiliyoruz. Bir de araya sıkıştırılanları düşünün!

İnşa etmeye çalıştıkları yeni toplum modelini anlamak için uzağa bakmaya gerek yok. Dini cemaatlerin yapılanmalarına, iktidarın dini önderlerinin vaazlarına ve yaşam biçimlerine bakmak yeter.

Kaynağı belirsiz/denetimsiz paralarla lüks içinde yaşayan, cemaat üyelerinin sorgusuz sualsiz itaat ettiği bir reis/şeyh, yararlandıkları düzeni sürdürme karşılığında istenen her şeyi yapan müritler, çocuk doğurmak, bakım ve temizlik işlerini yapmak, erkeğin cinsel ihtiyaçlarını karşılamakla görevli, itiraz halinde cezalandırılması hükme bağlı kadınlar, eğitim adı altında her tür istismara ve şiddete uğrayan çocuklar.

Yoksullaştırılan, yoksullaştıkça cemaatlerin himmetine mecbur kalan, ‘mecburiyetler’ nedeniyle ne kendisini ne çocuklarını koruyabilen ebeveynler.

İşte “milli aile” modeli.

Model bu olunca; seküler eğitimden dini eğitime geçer, resmi nikâhtan dini nikâha geçişin yolunu döşer, “kadınlarla erkeklerin eşit olmadığı” şiarıyla politika üretir, kadınları sosyal hayattan ve iş yaşamından uzaklaştıracak düzenlemeler yapar, itaat etmeyen kadınları cezalandıracak, boşanmaktan korkmalarını sağlayacak yasalar çıkarır, kadını korunmasız bırakarak şiddete mahkûm edecek her yolu denersin.

Durup dururken “nafaka” tartışmasını ve çocuklara tecavüzü meşrulaştıracak yasal düzenlemeleri getirmeye çalışmaları boşuna değil elbet.

2016 yılından beri bunu gerçekleştirmeye uğraşıyorlar ama her defasında kadınların mücadelesiyle geri çekmek zorunda kaldılar. Tam iki ileri bir geri ritmiyle, hiç vazgeçmeden adeta pusuya yatıp uygun zamanı bekliyorlar. “Uygun zaman” için “mağdur babalar”, “babasız bırakılan çocuklar”, “nafaka mahkûmları” gibi imitasyon sivil oluşumlar kurup, kamuoyu yaratma çalışmalarını da ihmal etmiyorlar.

Şimdi bir kere daha nafaka hakkını budamaya, mümkün olursa kaldırmaya yönelik düzenlemeler içerdiğini öğrendiğimiz 2. Yargı Paketi’nde, çocukları tecavüzcüyle evlendirmeye yönelik de çok ciddi bir tehdit var. Aslına bakarsanız, imam nikâhını gündeme getirmelerinin altında da kız çocuklarını evlendirebilmenin yolunu açmak yatıyordu.

“Boşanmak isteyen kadını açlıkla terbiye etmeye çalışmak” diye özetlenecek nafaka meselesinde iktidar ağızlarının iddia ettiği ve topluma anlattıkları hikâye gerçeği yansıtmadığı gibi, pek kutsadıkları ailenin korunmasını da mümkün kılamaz. Kadınlar nafaka alabildikleri, nafaka geçinmelerine yettiği için boşanmıyor. Şiddet gördüğü için ya da çocukları şiddete uğradığı için ayrılmaya karar veriyor. 

Kadın Dayanışma Vakfı’nın 11 ilde Aile/Asliye Hukuk Mahkemelerince görülmüş 140 nafaka davasını inceleyerek yaptığı araştırmada ulaştığı veriler bu gerçeği doğruluyor.

Ankara, Adana, Antalya, Balıkesir, Çorum, Düzce, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Mersin ve Van’dan vakfa ulaşan dosyalarda yapılan inceleme sonucu ortaya çıkan 40 sayfalık “Nafaka Raporu”nda önemli tespitler yer alıyor.

Araştırmaya konu olan nafaka davalarının incelenmesi sonucu ortaya çıkan önemli tespitlerden bir örnek:

Boşanma ve nafaka talepleri ile kadına yönelik şiddet iddiaları arasında da önemli bir ilişki söz konusudur. Dosyaları tamamına yakında şiddet iddiası bulunmakla birlikte, bazı dosyalarda çocuk yaşta erken ve zorla evlendirme olgularına da rastlanmıştır. Kadınların yüzde 82,9‘u şiddet gördükleri için boşanma davası açtıklarını söylemişlerdir ve bazı davalarda şiddet uygulayan eşlerinin yanında eşlerinin ailesinden de şiddet gördüklerini iddia etmişlerdir. Yine bazı dosyalarda kadınların hamile iken şiddet gördükleri ifade edilmiş ve ayrıca kadınla beraber müşterek küçük çocukların da şiddete maruz kaldığı belirtilmiştir.”

İncelenen dosyalarda, iktidar tezinin aksine hatırı sayılır sayıda kadının, şiddet ve tehditlerden korunmak için nafaka hakkından vazgeçtiği, varsa da geri çektiği, maddi ve manevi tazminat taleplerinde de bulunmadığı görülüyor.

İktidar söyleminin de “mağduruz” diye ağlaşan erkeklerin de yüzünü kızartması gereken bir diğer tespit de aslında hepimizin bildiği, gözlemlediği bir gerçek: 

2.065 TL’ye çıkan açlık ve 6.725 TL’ye ulaşan yoksulluk sınırına rağmen büyük bölümü sosyal güvenlik kapsamında dahi olmayan kadınların davalarında hükmedilen nafaka miktarları ortalama 370 TL’dir. Yani, nafaka meblağlarının ortalaması 2019 yılı Ekim ayı itibariyle net olarak 2.558 TL olan asgari ücretin 1/7’sine karşılık gelmektedir. Yargıtay’ın içtihadına rağmen, yoksulluk durumu günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmemektedir. Nafaka meblağlarında yıllar içinde enflasyona paralel bir artış olmadığı gibi, 2013 yılından itibaren mahkemelerin nafaka taleplerini reddetme ve kısmen kabul etme eğilimleri artış göstermiştir.

Kadın Dayanışma Vakfı’nın raporu, “yetkililerin SED (sosyal ve ekonomik durum) araştırması konusundaki özensizliği, nafakayı bir ceza olarak algılayan nafaka yükümlülerinin sigortasız çalışma ve mal devri yoluyla ekonomik durumlarını gizledikleri, hükmedilen meblağların açlık sınırında bir yaşam sürmek için dahi çok az olsa da icra yoluyla bile tahsil edilemediğini” gösteriyor.

Çoğunlukla çocukların velayetini istemeyen ama buna karşın bu çocukların gider ve bakım yüklerini de paylaşmaktan kaçınanlar, o “mağdur babalar” dedikleri.

İşte onlardan biri de çocuğunun gözleri önünde Emine Bulut’un gırtlağını keserek öldüren erkek. Emine Bulut üç kez nafaka ödememe suçundan şikâyetçi olmuş, saldırgan bir kez de bu suçtan tazyik hapsi almış.

Bu örnek bir istisna değil. Kadın Dayanışma Vakfı’nın araştırmasına göre nafaka vermemeye çalışan erkekler hakkında açılan davaların yüzde 82,92’sinde şiddet iddiası, yüzde 21,4’ünde de ceza soruşturması var.

Bu veriler ortadayken “reform” derken utanmayanlara ne denir ki…

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…