Artı Gerçek

Erdoğan da Merkel de istediğini elde etti

Erdoğan da Merkel de ‘Çatlasanız da patlasanız da biz çıkarlarımızı gözeteceğiz, bunun için de ortak çıkarlarımız paralelinde adım atacağız’ dediler.



Erdoğan’ın Almanya ziyaretinin sonuçlarını her iki liderin ortak basın toplantısında verdikleri görüntüden de anlayabilmek mümkün. Her ikisi de alabildiğine ihtiyatlı konuşuyordu.

Can Dündar’ın katılıp soru soramadığı toplantıda adı ve kurumu önceden belirlendiği ifade edilen gazetecilerin sorduğu pek de suya sabuna dokunmayan sorularla, ortak basın toplantısı kazasız belasız atlatıldı. Gazeteci Adil Yiğit’in Alman polisleri tarafından dışarı çıkarılması da kaza-bela yaşanmaması için alınan tedbirlerin yansıması olarak okunabilir. Yiğit bırakın soru sormayı, daha ayağa kalkıp fotoğraf çekmek isterken polisler tarafından salon dışına çıkarıldı. Ceketinin altına giydiği ‘Gazetecilere Özgürlük’ yazılı tişörtün görünür olması, dışarı çıkarılması için yetmişti.

Görünen o ki her iki lider de basın karşısında ihtiyatlı mesajları tercih etmekle beraber, ince hesaplarını kapalı kapılar ardındaki görüşmelerinde masaya yatırmışlar. Kendi çıkarlarını kollayan ince hesaplara ilişkin ise uzlaşmadıklarını iddia edemeyiz.

İşin doğrusu Erdoğan da Merkel de birbirlerini kırmadan verdikleri görüntüyle bir yandan taraftarlarına, bir yandan da kendileri dışındaki ‘siyaset alıcılarına’ önümüzdeki dönem ne yapacaklarının mesajını açık açık verdiler. Daha açık bir deyimle, ‘Çatlasanız da patlasanız da biz çıkarlarımızı gözeteceğiz, bunun için de ortak çıkarlarımız paralelinde adım atacağız’ dediler.

Bu kadar ince hesaplı davranmalarından, her detayı en ince ayrıntısına kadar düşünmelerinden anlaşılıyor ki Erdoğan ve Merkel birbirlerine aşırı derecede muhtaçlar. Açık görüşmelerinde yandaşlarını daha yandaş kılacak mesajlarını en ince detayına kadar hesaplamışlar, kapalı görüşmelerinde ise çatır çatır pazarlık yapmışlar...

Birbirlerine bu kadar muhtaç olmalarının sadece ekonomik yanı yok. Bu mecburiyetin ekonomik yanı ağır bassa da her ikisi siyaseten de askeri açıdan da birbirlerine muhtaçlar.

Doğrudur, Almanya Türkiye’nin yaşayacağı ciddi bir ekonomik batışın Avrupa Birliği ülkelerini de Almanya’nın Türkiye’deki şirket ve yatırımlarını da olumsuz etkileyeceğini biliyor. Merkel’in, ekonomik krizi büyük bir çöküşe yol açmadan atlatması için Erdoğan’a el atmasının bir nedeni bu. Sadece Erdoğan’ı değil böylece kendi iktidarını da korumak istiyor. Ekonomik olarak batan Türkiye karmaşanın büyüyeceği bir Türkiye’dir. Bu ise Almanya’ya ciddi bir ekonomik yük, Avrupa’ya ise büyük bir mülteci akını olarak geri dönebilir.

İşin siyasi yanının iktidarı korumakla ilgisini de görebiliyoruz. Almanya’ya yönelik mülteci akını ırkçılığı büyütüyor. Bu etki geçmişte mültecilere daha insani bakan sol partileri olumsuz etkilerken artık sağ popülistleri de etkilemeye başladı. Irkçı partilerin giderek artan oranda oy alması, ırkçılığın sokağa yansıyacak noktaya gelmesi artık Merkel gibi sağ popülist liderleri de ürkütüyor. Mülteci krizi nedeniyle Erdoğan’a bu kadar prim vermelerinin bir nedeni de siyasetin bu realitesidir.

Askeri açısından değerlendirdiğimizde Almanya,  ABD, Rusya, İngiltere ve Fransa gibi askeri güç olarak da Ortadoğu’ya açılır mı, bir şey diyemem. Bunun çok kolay olmayacağını tahmin edebilirim. Ancak Almanya, Ortadoğu’ya silah sanayi ile açılmanın hesabını yapıyor ve Türkiye bunun için çok iyi bir partner. Alman yasalarının, iç savaş ya da insani kriz yaşanması olası bölgelere silah satışını yasakladığını; Alman silahlarının bu bölgelerde kullanılmalarının yasal olarak engellendiğini biliyoruz. Buna rağmen Alman silahlarının söz konusu kriz bölgelerinde kullanılmalarının bir engelle karşılaşmadığı da bir gerçek. Ortadoğu karışık ve bu bölgelere kendi silah sanayii ürünlerini ulaştırmak Almanya’nın tercihidir.

Ancak en önemlisi de şu ki Almanya, Türkiye üzerinden Suriye’nin inşasına da Ortadoğu’daki çıkarlarını korumaya da önem veriyor. Bunun için bir yandan Türkiye’nin daha fazla Rusya’nın kontrolüne girmesini önlemek, diğer yandan da özellikle ‘siyasi çözüm’ ve ‘yeniden inşa’ döneminde Suriye ve Irak’a açılırken Türkiye’den ara istasyon olarak etkin bir biçimde yararlanmak istiyor.

Hesap açık...

Bu açık hesapta insan hakları, demokrasi, barış, özgürlük nerede mi?

Merkel basın toplantısında eleştirdi ya! “Türkiye’de demokrasi ve özgürlükler henüz istediğimiz noktada değil. Fikir ayrılıklarımız” var.

Bu aymazlık karşısında ‘Eviniz yıkılmasın’ diyesi geliyor insanın...

‘Aynı noktada değiliz’ dedikleri Türkiye’de insanlar bodrumlarda katledildi, 15 Temmuz sonrasında baskı ve zulmün girmediği ev kalmadı, siyasete başladıkları günden beri barışçıl ve demokratik çözümü savunan tüm Demirtaşlar cezaevinde...

Yok mu, bunlara diyecekleri?

Demezler!..

Daha birbirleriyle işleri var...

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…