Artı Gerçek

Oyum HDP’ye ama…

Bir kısım Kürt seçmen, ya farklı Kürt partileriyle ittifakın sağlanmaması nedeniyle ya da açıklanan aday listesindeki isimleri değerlendirerek HDP’ye kırgınlığını dillendiriyor.


Bir önceki yazımda ‘işi en zor olan HDP’ demiştim. Az çok tahmin ettiklerim vardı, bir kısmıyla da yanılmadım. Doğru, geçen yazımda tüm açıklığı ile dillendirmedim ama listeler açıklanmadan önce ulaşabildiğim herkesle, her kesimle çok daha açık konuşup riske dikkat çekmeyi bir kişisel sorumluluk sayarak yaptım.

Doğrusu HDP’nin, Kürt siyasal hareketinin söz konusu riski görüp üstesinden gelecek kadroları hep oldu. Kürt siyasal hareketinin bu tabloyu tahmin edip ona göre tedbir alacak kadroları, devletin tüm ilegalizasyon çabasına, siyaset dışı bırakma hedefine rağmen hiçbir zaman eksilmedi. Ancak görünen o bu kadrolar, mevcut riski görüp ona göre tedbir almakta ya zorlanmışlar, ya geç kalmışlar.

Bu somut gerçekliğin herkes tarafından bilinmesine rağmen niye bu zorluk makul esneklikler gösterilerek en az tartışmaya yol açacak, ötesinde ise motivasyonu yüksek tutacak biçimde aşılmadı, aşılamadı, bilemiyorum.

Daha açık diyeyim. Kürt siyasi partileri ile bir tıkanma yaşandı. Onlardan veya HDP’den, nedeni ne olursa olsun sonuçta istenilen birlik sağlanamadı ve ortaklık oluşmadı.

Evet, bu istenmeyen bir sonuçtu ve ne yazık ki ‘siyasal zaaflar’ ağır bastı.

Bunca içli dışlı olmama, tarafların birçoğu ile defalarca konuşmuş olmama rağmen emin olun nedenini çözebilmiş değilim. Bir taraf ‘ilkelerde uzlaşamadık’ derken diğer taraf rakamlar üzerinden gerekçeler üreterek Kürt partilerinin HDP’nin gücünü aşan kontenjan istediğini söylüyor. Komplo teorileri ile dıştan, daha somut diyeyim, KDP’li bazı ‘yöneticiler’ üzerinden AKP lehine gerçekleşen müdahale sonrasında bu uzlaşmanın sağlanamadığını iddia edenler de oldu.

Kime inanalım, bilmiyorum. Doğru, komplo teorilerini, KDP üzerinden söylenenleri ciddiye almak zorlama olur. Ancak eğer sorun bir tarafın iddia ettiği gibi ‘ilkeler’ ise sormak lazım bir nefes özgürlük için dahi olsa ilkelerden taviz vermemek devrimcilik mi, yurtseverlik mi? Eğer sorun diğer tarafın iddia ettiği gibi ‘abartılmış kontenjanlar’ ise yine sormak lazım, kontenjanları esnetip farklı düşünenlere yer açmak, teslimiyet mi?

Henüz zaman var. Umarım olur. Ancak hali hazırda Kürt partileri ile bir birlik ne yazık ki sağlanamadı. Bunun siyaseten izah edilir nedenlerinin olduğunu ve tarafların kendilerince haklı olduklarını varsayalım. En nihayetinde her biri ayrı bir parti ve partiler ilkelerde uzlaşmayınca birlikte olmayabiliyorlar. Doğal deyip geçelim.

Peki, partilerle uzlaşamayan HDP, büyük olmanın, abi olmanın, daha sorumlu olmanın gereklerini yerine getirerek, Türkiye solu ile sağladığı genişliği Kürt siyaset ve şahsiyetleri ile sağlamak için daha kapsayıcı davranamaz mıydı?

HDP geleneğinden olmayan siyasi yapılardan ya da farklı bakış açılarından gelerek HDP'de aday adayı olan Kürtlerin en geniş kesimini kapayan formüller geliştiremez miydi?

Sonuçta partiler uzlaşarak adım atar. Ancak sözünü ettiklerim kararlarını vermiş ve aday adayı olarak HDP’ye başvurmuşlar.

KHK’li ise KHK’li, zindan ise zindan, direniş ise direniş, siyasi savunma ise siyasi savunma, bedel ise bedel...

Emekçi, işçi, öğretmen, siyasetçi, gazeteci, akademisyen, işsiz, engelli, STK yöneticisi, neresinden bakarsan bak bu aday adaylarının her birinde de bunlar var. Üstelik bazılarının yaşadıkları ‘popüler’ olmadıkları için bilinmeyebilir ama bunlar arasında 5 Nolu’nun en karanlık günlerinden bu günlere inancından zerre geri düşmeden ulaşanlar da var.

Eminim, ‘bileşenlerle’, Türkiye solu kökenli diye tanınan, bilinen akademisyen, gazeteci ve siyasetçilerle harcanan mesainin çeyreği bu dediğim kesimlerle harcansaydı, tablo bugünkünden çok daha iyi olurdu, Türkiye solu ile yakalanan genişlik Kürt camiasıyla da yakalanırdı.

Biliyorum, başvuranlardan bazılarının HDP’ye, Kürt siyasetine geçmişten bu yana eleştirileri olmuştur. Aday adayı olarak başvurduklarında da eleştirilerini sürdürenler oldu ki bu dürüst bir yaklaşımdır, ayrıca. Bu böyle diye geçmişinde, hatta bugün bile eleştirel olanları, farklı tutum alanları ömür boyu ihanetçi mi ilan edeceğiz?

Örneğin benzer durumda olan ‘bileşen’ veya Türkiye solu kökenli aday adaylarına, Kürt olmayan muhafazakar veya liberallere bu türden bir hassasiyet gösterilmedi. Bunların geçmişteki sicilleri önlerine engel olarak konmadı.

Doğru da yapıldı.

Peki, söz konusu kesim açısından doğru olan Kürt siyasetinin farklı bileşenlerinden gelen veya HDP önceli olan legal partilerde aktif olarak yer almayanlar açısından niye doğru olmasın?

‘Ya hu bu seçim arifesinde, hele adaylar da belirlenmişken böyle bir yazı mı yazılır’ diyenleriniz olabilir. Tam da bu dönemde yazılır. Çünkü bu tablo bir kısım Kürdü rahatsız etmiştir. Bu tablo nedeniyle içi burkulan, motivasyonu kırılan insanların tepkisini, eminim tablonun müsebbipleri de görüyor.

Ben kendi adıma diyeyim...

Kürt siyasi partileri açısından sonuçları tahmin ettiğim için şaşırmadım. Ortak bildirideki tek kelimenin ne olacağı üzerine 6 ay tartışıp tam uzlaşıp karar aldıkları anda bildirinin güncelliğini yitirmesi nedeniyle yayınlamaktan vazgeçmeyi siyasal başarı sayan geleneklerden gelenler, bugün iletişimi kesmeseler, diyalogu sürdürseler -o da belki- 2023 seçimleri için uzlaşı sağlarlar. Bu durum 50 yıldır böyle.

Ancak aday listelerine güç katacak, bazıları tek başlarına bile bazı partilerden daha etkili olabilecek nitelikli insanlar için aynı şeyi diyemem. Bunların tümü değil elbet ama bir kısmı ön sıralarda, seçilir noktalarda olmayı hak ediyorlardı.

Hal böyle ama ne yapalım?

Çok açık; çalışalım...

HDP gibi çok bileşenli bir partinin ‘sol popülizm’ ile barajı aşacağını sananlara rağmen HDP’ye barajı aşırtmak için çalışalım.

Kürt halkına yaşatılanlar karşısında HDP'nin başarması, her devrimcinin, her yurtseverin boynunun borcudur, diyerek çalışalım.

Küsmek yok.

Darılmak yok.

Mücadele var.

Hatta bir adım ötesi de var. Aday adayı olmaya karar verip siyasete adım atan ama listeye giremeyen veya seçilir yerlerde olmayanlar açısından artık HDP’de siyaset yapma, görev alma diye bir zorunluluk da var.

Bu ülkede faşizm ancak böyle yenilir.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…