Artı Gerçek

Yeni süreçte eski politika: Kürtlere şiddet, HDP’ye dışlama

AKP-MHP Koalisyonu’nun yerel seçimde HDP’nin desteği ile kurulan ilişkiyi koparmak amacıyla muhalefete de yüklenmesi bekleniyor.


31 Mart yerel seçiminde başarısız olan ve Ankara, İstanbul dahil büyük kentlerin çoğunu kaybeden AKP-MHP Koalisyonu’nun önümüzdeki dönemde düşüşü engelleyebilmek için nasıl bir politika izleyeceğini tahmin etmek zor değil.

İktidarın seçimin hemen sonrasında, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle sergilediği yaklaşıma ve İstanbul sonucunu bir türlü kabullenmeyen tavrına baktığımızda yenilgiden herhangi bir ders çıkarmadığını ve çıkarmayacağını anlamak çok kolay.

Üstelik de parti sözcüsünün, seçimden dersler çıkartma konusunda Erdoğan’ın talimatı olduğuna ilişkin açıklamasına rağmen iktidarın, sonuç karşısındaki şaşkınlığının devam ettiğini görüyoruz.  

Hazımsızlık, şaşkınlık, çaresizlik ve panik devam ederken seçim sonrasına ilişkin bazı iyimser beklentileri yerle bir eden uygulamalar birbiri peşi sıra geldi. Muhtemelen hiç tahmin etmediğimiz hukuksuzluklara, mantıksızlıklara ve keyfiliklere tanık olmaya devam edeceğiz.

Üstelik de bu tavırlardan çok önemli bazı sonuç da çıkıyor.

İktidar koalisyonunun seçimle işbaşına gelip seçimle görevden ayrılmaları pek kolay olmayacak. İstanbul’a ilişkin tavırlarına baktığımızda hatta söz konusu bile olmayacak. Görünen o…

Devleti yöneten güçler ve iktidar, öyle anlaşılıyor ki bu göstermelik ‘Milli İrade’ oyunundan bıkmış durumda.

KÜRTLERİN DİRENİŞLERİ BİR TÜRLÜ ENGELLENEMİYOR

Çünkü ne yaparlarsa yapsınlar özellikle Kürtlerin direnişini engelleyemiyorlar.

HDP’nin 7 Haziran’daki başarısından sonra nasıl devletin bütün organlarında alarm zilleri çaldıysa ve sonrasında alınan karar gereğince Erdoğan bu seçimi iptal edip 1 Kasım’da erken seçime yöneldiyse, aynı durum geçerli.

7 Haziran’dan sonra onca katliam, patlama, suikast, baskının vb. para etmediği, bunlara rağmen Kürtlerin yine de barajı aşarak Meclis’e girebildiği bir gerçek.

24 Haziran seçimi yine böyle.

Kürtler kentlerinin kasabalarının yerle bir edilmelerine, yüzlerce insanın katledilmesine ve yüz binlercesinin göçe mecbur edilmesine rağmen yine gidip HDP’yi desteklemediler mi?

Bu arada HDP’nin Eş Genel Başkanları dahil, seçilmiş vekillerinin, belediye başkanlarının, yerel yöneticilerinin ve binlerce parti görevlisinin tutuklanıp zindanlara atılmış olmasına rağmen yaptılar bunu.

Üstelik, Kürtlerin 94 belediyesine kayyımlar da atandığı halde…

Sonra, 31 Mart seçiminden neredeyse bir yıl öncesinden başlayarak devletin büyükleri, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, koalisyonun ortağı Devlet Bahçeli, cümle bakanlar ve sözcüler tarafından sürekli uyarıldılar.

“Boşuna çabalamayın. Eğer bizim istediğimiz adaylar -kayyımlar dışında birileri seçilirse yeniden kayyım atarız, haberiniz ola!” dedikleri halde…

Kürtler yine de gittiler, o sıkıyönetim ortamında 70 belediyede seçimi kazanmasını bildiler.

Bazı yerlere güçleri yetmedi tabii. Devletin tankıyla, topuyla, komando gücüyle el koyduğu sandıkların olduğu yerlerde çaresiz kaldılar. Devlet bir komando birliğini özel olarak Şırnak’a taşıtıp o askerlere oy kullandırtabildi ama HDP’li gözlemcinin, seçmenin o sandığa sahip çıkması mümkün olamadı.

Bunlar yetmiyormuş gibi HDP Batı’ya da el attı.

Batı’daki Kürt oylarını harekete geçirdi, örgütledi. Büyük bir disiplin altında büyük şehirlerdeki muhalefet adaylarının desteklenmesi gerçekleştirildi.

Bu sayede AKP-MHP Koalisyonu birçok büyük şehirde seçimi kaybetti.

İktidar Koalisyonu böylece Batı’da da Kürtler nedeniyle yenilmiş oldu.

Dost düşman herkes, Kürtler olmadan Türkiye’de demokrasinin kazanılmayacağını, gerçekleşemeyeceğini, Kürt oyları, HDP seçmeni olmadan bu despot koalisyonun düşmesinin mümkün olmadığını anlamış oldu.

GÖSTERMELİK ‘MİLLİ İRADE’ OYUNUNUN SONU MU?

Bu gerçeği kuşkusuz en başta devleti yöneten güçlerin anladığını görüyoruz.

Devlet Bahçeli’nin, bu güçlerin sözcüsü olarak, seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı gerçekler karşısında göstermelik, ‘Milli İrade’ oyununa son verilmesi çağrısı yapmasının nedeni bu olsa gerek.

Amaç şimdilik belediyelerde ‘Milli İrade’yi sınırlandırmak hatta ortadan kaldırmak.

Atanmış belediye başkanlığı sistemi getirmek.

Tek Parti iktidarı döneminde olduğu gibi.

Tabii belki sonrasında valilerin iktidar partisi il başkanı olacağı bir süreci de devreye sokmak isteyebilirler.

Çünkü göstermelik de olsa bu ‘Milli İrade’ saplantısı tehlikeli bir şey.

Özellikle boyun eğdiremedikleri, diz çöktüremedikleri Kürtler söz konusu olduğu müddetçe bu kritik ve riskli bir kahramanlık!

Ayrıca önümüzdeki süreçte, 31 Mart seçiminde HDP’nin sergilediği demokratik operasyonla ortaya çıkan muhalefet dayanışması genişlerse bu iktidar koalisyonu için gerçek bir tehlikeye dönüşebilir.  

İktidarın HDP’ye yönelik tepkisi, sadece Kürt şehir ve kasabalarında kayyımların çoğunu göndermiş olduğu için değil.

Belki de asıl kızgınlığı, büyük şehirlerde HDP’nin muhalefet adaylarına verdiği destek nedeniyle bu şehirleri kaybetmiş olması.

Bu desteğin muhatabı olan muhalefete de çok kızgın.  

Koalisyon’un hedefinde bu nedenle sadece HDP ve HDP’li seçmen yok.

HDP seçmeninin büyük bir özveriyle sergilediği demokratik hamle nedeniyle başarılı olan CHP ile, başarılı olamasa da İyi Parti, hatta bu ittifakın dışında olan Saadet Partisi de iktidarın nefretini kazanmış durumda.

Kuşkusuz bu ilişkinin zayıf halkası yine CHP.

Seçim sonrasında Kürt şehir ve kasabalarında ortaya çıkan sandık rezaletleri ile il seçim kurulları ve YSK tarafından verilen haksız kararlara CHP’den pek bir ses çıkmadı.

Hadi şimdilik CHP’nin, İstanbul seçimi üzerinde oynanan büyük iktidar oyununun gerilimi altında olduğunu ve bütün dikkatini, enerjisini bu konuya verdiğini düşünelim.

Peki, YSK’nın Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) görevine son verilen seçilmiş başkanlara ve meclis üyelerine mazbata verilmeyeceğine ilişkin kararına ne demeli?

HDP’li seçilmiş başkanların yerine ikinci sıradaki AKP’li adayların belediye başkanı ilan edilmesi rezaleti için CHP’nin söyleyeceği bir söz, göstereceği bir tepki olmayacak mı?

Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na kalsa CHP, devletin uslu muhalefeti rolünü oynamaya devam edecek.

Seçimlerdeki kazanımların korunması amacıyla kendi kitlesinin en demokratik hak olarak sokağa çıkmasını yine engellediğine ilişkin haberler geliyor.

Oysa yeni süreçte iktidar yine bildiğini okuyacak.

Kürt illerinde şiddet ve baskı uygulamasını sürdürecek.

Batı da ise, HDP ile Kürt seçmenlerle, başta CHP olmak üzere muhalefet güçlerinin 31 Mart seçimi ile başlayan ve iktidarı yenilgiye uğratan hedef birlikteliği dinamitlenmeye çalışılacak.

HDP, Kürt düşmanlığı kışkırtılıp muhalefet yine parçalanmak istenecek.

Oyun malum. Beylik bir oyun…

Bakalım CHP iktidarın bu oyununa karşı bu sefer ne yapacak?

Çok yakında göreceğiz.  

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…