Artı Gerçek

Afrin, Şengal, Menbiç: İşgal değil, ihyaymış

Roboski, Tahir Elçi, Uğur Kaymaz anıtları 'bir gece, ansızın' yıkılmadı mı? Demek ki mesele sadece askeri üstünlük sağlamak değil. Halkın değer verdiği semboller üzerinden can yakmak, ezmek.



Dünya, Türkiye’nin Afrin’i ele geçirdiğini, ÖSO mensuplarının kent merkezinde çekilen fotoğraflarıyla duydu. Böylece TSK da ÖSO savaşçıları ile simgeleşmiş oldu. Neydi bu fotoğraflar? Kürt kültüründe çok önemli bir sembol olan Demirci Kawa heykelinin yıkılması... Dükkanların, evlerin yağmalanması, ÖSO üyelerinin kucaklarında mayonez ve ketçapları taşıması.

Sosyal medyada çok tartışıldı ama, savaş tam da böyle birşey değil mi? Sözkonusu olan, Suriye savaşından doğmuş, çeşitli amaçlar uğruna beslenmiş, radikal İslamcılardan oluşan, düzensiz bir askeri güç. Bazılarına göre çete. Varoluş amaçları öldürmek, talan etmek, ganimet toplamak. Zaten bu yüzden ön saflarda onlar var.

İstediğiniz kadar sivillerin kılına dokunmadık, koruduk deyin, böyle bir dünya yok. Savaş bu, her canlının hayatını tehdit eder, yaşanan mekanları harap eder, yaşama, insanlığa dair ne varsa yok eder. İstediğiniz kadar yanına boncuk kondurun, savaşın yüzü hep çirkindir.

Kawa heykelinin yıkılmasına gelince. Yakın zamanda benzer örneklerini, IŞİD saldırıları ve Suriye ordusunun bombardımanlarıyla gördük. Uzağa gitmeye de gerek yok; kayyum atanan belediyelerde Roboski, Tahir Elçi, Uğur Kaymaz anıtları “bir gece, ansızın” yıkılmadı mı? Demek ki mesele sadece askeri üstünlük sağlamak değil. Halkın değer verdiği semboller üzerinden can yakmak, ezmek. Ben buradayım, bundan sonra böyle, yerse demek. Öte yandan heykel yıkınca kimse diz çökmüyor, olsa olsa öfkeyi beslemiş oluyorsunuz.

FASULYE TANESİ GİBİ CESET SAYMAK

Geçenlerde, hayret verici biçimde Habertürk ekranlarında bir farklı ses duyulabildi. ODTÜ Öğretim Üyesi Prof. Hüseyin Bağcı, yıllardır Ortadoğu uzmanı olarak bilinen, çok saygın bir isim. Hayret verici diyorum, çünkü TV kanalları konuk seçerken sekiz değil 18 takla atıyor artık, aman biri birşey söyleyecek de Reiz kızacak, ikinci bir Beyaz vakası yaşanacak diye...

Prof. Bağcı’nın videosu, binler tarafından RT’lendi. Çünkü savaşı konuşamazken, insanlığı, insanca davranmayı hatırlatmak bile risk. Bağcı, Afrin’de fasulye tanesi sayar gibi ölü sayısı açıklamaları yapmanın yanlış bulduğunu, bu insanların Türkiye’de akrabalarının bulunduğunu hatırlattı. Ayrıca “Dışişleri Bakanlığı’nın sayfasında, girişimci ve insani dış politika denirken her gün şu kadar terörist öldürdük denmesi, iyi değil...” dedi.

İyi değilin ötesinde, sözle eylem örtüşmüyor. Artık siyasette hangi kavram ve kelime kullanılıyor, üzerine basılıyorsa aslında zıddı sözkonusu. Eskiden “kavramların içi boşaltılıyor” denirdi, günümüzde havalı bir laf icat edildi: Post truth, gerçek ötesi. Bildiğiniz yalan işte. (Örnek: Şu kadar kilometre kare yeşil alan kazandırdık. Meali: Onbinlerce ağaç kestik, otoban kenarına çiçek diktik.) 

ABD, “Ortadoğu’ya demokrasi getiriyoruz, terörü bitiriyoruz” diye işgal ettiyse gün gelir başka devletler de aynı kavramları kullanarak hak iddia eder. Ne kadarı gerçekleşir, izin verilir, ayrı.

YENİ 'ZEYTİN DALLARI' YENİ İHYA ALANLARI

Konunun uzmanları yazdı, haber ajansları duyurdu; Afrin’de daha fazla kayıp yaşanmaması için YPG-YPJ çekildi, anlaşma yapıldı diye. Salih Müslim’in sözleri de bunu doğrular nitelikte.

Ama şimdiden bir sonraki cephe konuşuluyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün hedefini Sincar’a (Şengal) çevirdi: “Çok daha bu iş uzarsa yeni bir Zeytin Dalı da orada olur.” Sonra “zeytin dallarını uzatacağı” başka şehirleri saydı: Menbiç, Ayn El Arab (Kobane) ve Tel Abyad (Gire Spi)... Şehir adlarını sıralamak, ceset torbası saymak kadar kolay olmalı.

Gerçi Erdoğan “Bizim derdimiz işgal değil, terörist tehdidini ortadan kaldırmak” dedi demesine, ancak sonraki cümlelerinden “oralarda” yatırım yapılacağını ve nihayet, ihya edileceğini anladık: “Biz yıkmaya, yakmaya değil, ihya etmeye geliyoruz. Farkımız bu.”

Yalan yok, en azından Dışişleri sayfasındaki “girişimciruhu yansıtan sözler bunlar. Zira girişim ve gelişim, iktidarın dilinde vahşi neoliberal talanla eşanlamlı. Şehirler kah “kentsel dönüşüm”, kah “zeytin dalı” adı altında yıkılıp, yerlerine yenilerini inşa edilmesi girişimcilik, gelişim... Tabii insanların yaşamak istedikleri şekle göre veya görüşlerini alarak değil, tepeden inerek, yandaş şirketlere peşkeş çekilerek. Kısacası, yıllardır, farklı şiddetlerde, farklı boyutlarda, farklı coğrafyalarda tanık olduğumuz talanın devamı. Dibine kadar merkeziyetçi, dibine kadar otoriter, dibine kadar... Zeytin dalı. 

Peki “insan” bunun neresinde? Yakınlarını kaybeden, yerinden edilen, göçe zorlanan yüzbinler ne yapacak? İşte bu soruların cevabı yok.

 

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…