Artı Gerçek

Bu fotoğrafta eşbaşkanlar yok

İyi de bu halk, eşbaşkan DA seçmemiş miydi? Dahası ‘kayyım’ ataması, eşbaşkanlığı, yani kadınların kazanımlarını da hedef almıyor mu?


Her hafta artıTV’de yayınlanan SözBizim programı için konu ve konukları belirlerken, başlıca meselem şu:  ‘SözBizim’, sesini yeterince duyuramayanların, ayrımcılığa uğrayanların, konusunun uzmanı olanların söz alabildiği bir platform olmalı.

Bahsettiğim sadece ezilen bir sınıfı, üzeri karalanan bir kesimi öne çıkarmak değil. Daha çoğulcu, eşitlikçi bir medyanın gereği.

Malum, yaygın medyada hep aynı isimler boy gösterip aynı cümleleri tekrar ediyor. Bu durumda daha bağımsız ve eleştirel durmaya çalışan medya, zaten kendiliğinden daha çoğulcu ve eşitlikçi olmalı.

Olmalı da oluyor mu hakikaten? Pek çok bağımsız, sol veya eleştirel yayının yine aynı reflekslerle hareket ettiğini görüyorum. Bilinçli bir tercih olmalı. Yazar ve yönetici kadrolarına bakın, erkeklerin hakimiyeti aynen sürüyor. Kadınların çoğu ya işlerin ‘mutfağı’nda ya da vitrinin gerisinde.

Ha, konusunun uzmanı deyince evet, çoğu alanda erkekler, her yerde olduğu gibi çoğunlukta. Ama siyasette, ekonomide, akademide ve başka alanlarda konusuna gayet hâkim kadınlar var.

KADINLARI GÖRMEYEN BİZ MİYİZ, YOKSA

Peki kadınları, biz gazeteciler mi ‘görmüyoruz’? Aklımıza gelen ilk isimlerden (bilimsel olmayan gözlem: erkekler medyada görünmek konusunda daha rahat, istekli) gittiğimiz için mi onlara yer vermiyoruz?

Yahut uzmanlaşmış kadınlar medyada görünmekten imtina mı ediyor?

Kendi tecrübemden yola çıkarak, her ikisi de diyebilirim. Her yayın için kendimce ‘kota’ uygulasam da hep başarılı olamıyorum. Bazı konularda (kadına şiddet, toplumsal cinsiyet eşitliği, eğitim) kadınlara ulaşmak, konuşturmak sorun olmuyor. Aksine. Ancak pergelin çizdiği daireyi biraz genişletince işler gerçekten zorlaşıyor.

Konuk etmek istediğim, ulaşabildiğim kadınların ya zamanı uygun olmuyor, ya da görevleri, yaşadıkları zorluklar (yargılamalar) nedeniyle geri planda durmayı tercih ediyorlar.

Böylece toplumsal cinsiyet eşitliği adına kendi çapımda yürüttüğüm küçük ve önemsiz mücadele, bazen hüsranla sonuçlanıyor. Konuklardan en az birinin kadın olması için bitmeyen bir ısrarım olmasa, ben de pek çok meslektaşım gibi kafaya takmayıp ‘paso erkek’ konuklar çıkaracağım.

HDP DAHA ERKEK BİR PARTİYE Mİ DÖNÜŞÜYOR?

Aktif siyaset yapan kadın sayısı zaten çok az. HDP’nin eşbaşkanlık sistemi, kadınların siyasette çok daha görünür ve etkin olmasını sağladığı için kadın hareketi için büyük anlam taşıyor.

Pek çok eşbaşkanın, vekilin, HDP’li kadının hapiste tutulması bana göre bu eşitlikçi politikaya yönelik bir hınç da aynı zamanda. (Keşke CHP’den, İYİP’den veya Saadet’ten de daha çok kadın siyasetçiye söz verebilsek ama, birkaç isim haricinde yok, yok, yok.)

Fakat son zamanlarda, partide, sokakta büyük uğraşlar veren kadınlara rağmen HDP de ‘daha erkek’ bir parti görünümü çizmeye başladı. (Bağımsız) yayınlarda dahi eşbaşkan deyince erkek olanın ismi anılıyor, alıntılanıyor veya görünür oluyor. Daha doğrusu

Son örneği, Ekrem İmamoğlu’nun Diyarbakır ziyareti. Demokrasi vurgusu, gösterilen dayanışma, sadece Kürt seçmen açısından değil, tüm Türkiye açısından kuşkusuz çok önemli.

Haberlerde, fotoğraflarda gözlerim eşbaşkanları nafile arıyor. Mardin Büyükşehir Eşbaşkanı deyince Ahmet Türk, Diyarbakır Büyükşehir Eşbaşkanı deyince Selçuk Mızraklı. Çok saygın, seçilmiş siyasetçiler, evet. Bu fotoğrafı vermek çok önemli, evet.

İyi de bu halk, eşbaşkan DA seçmemiş miydi?

Dahası ‘kayyım’ ataması, eşbaşkanlığı, yani kadınların kazanımlarını da hedef almıyor mu?

Misal, Diyarbakır’da seçilen eşbaşkan Hülya Alökmen’a mazbatasının bile verilmediğini unuttuk. Bir başka deyişle, kayyım atamadan önce Hülya hanım nezdinde seçmenin iradesi hiçe sayıldı. Şahsen HDP Diyarbakır İl Eşbaşkanı olarak bu ziyarette ne diyeceğini merak ederdim. Yahut Mardin Eşbaşkanı Figen Altındağ’ın... 

Anladığım kadarıyla bu tip ziyaretler, basın açıklamaları, erkek siyasetçilerin biraraya gelmesi ve en fazla eşleriyle poz vermesi şeklinde düzenleniyor.

Cinsiyet ayrımcılığını bu kadar derin ve ağır bir biçimde yaşayan toplumda, siyasetçi de gazeteci de feminist de ‘kadınlar nerede?’ Diye sormaya devam etmeli. Aksi takdirde bu tablo iyice yerleşik hal alacak.

Ayrıca son kayyım atamalarından önce, 86 DBP belediyesine kayyım atanmış olduğunu unutmayalım. Gültan Kışanak dahil, pek çok eşbaşkan hâlâ hapiste.

Bugünkü uygulamaları protesto ederken, CHP-HDP arasında köprüler kurarken kadınıyla erkeğiyle tutuklu seçilmişlere bir selam yollamak çok mu zor?

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…