Artı Gerçek

Oh olsun’cular, Saray şakşakçısından ne farkınız var?

Altanlar ve Ilıcak’a verilen cezalara zil takıp oynamak, AKP savunucularıyla sözde muhalifleri aynı kümede birleştiriyor... Adalete inanayan, kabile devletine teslim olmuş bir topluluk.


Ağırlaştırılmış müebbet!..  Ahmet ve Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Zaman gazetesi görsel yönetmeni ve marka pazarlama müdürü dahil olmak üzere, toplam 6 kişiye verilen ceza bu!

Altanlar ve Ilıcak’ın, darbe girişimine karıştıklarına, önceden bildiklerine dair hiçbir somut delil yok. AKP rejimi hakkında yazdıkları üç yazı, bir TV programına dayanarak bu ceza verildi.

Ceza da denmez ki buna, resmen keyfi infaz!

Gazeteci ve yazarların, düşünceleri, yorumları nedeniyle “Cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni devirmeye teşebbüs ettikleri” gerekçesiyle yargılanması ve bir yılı aşkın zamandır hapiste tutulması, başlı başına bir hukuk felaketiydi.

Mehmet Altan ve Şahin Alpay için AYM kararının tanınmaması, hukukun h’sini biraz olsun kavramış olan biri için akıl almazdı. İkisinin mahkeme emriyle tutuklanması, ülkede hukukun bittiğinin resmen ilanı oldu.

Avukat Ergin Cinmen, AYM kararını ‘tanımayan’ dünyadaki diğer ülkenin Azerbeycan olduğunu söylüyor. Bu mu istediğiniz “medeniyet” seviyesi? Böyle mi “büyük, saygın ülke” olacaksınız? Ancak kabile devleti olduğunuzu tescil etmiş oluyorsunuz. Darbe girişimini cezalandırmıyor, muhaliflerinizi süründürerek bir kez daha adaleti ıskalıyor; darbecilerle hak ve hukuk çerçevesinden hesaplaşamadığınız için çok değerli bir fırsatı kaçırıyorsunuz: Demokratik bir hukuk devleti olabilme fırsatını.

ADALETSİZLİKTE BİRLEŞEN ZITLAR KÜMESİ

Saray’ın emrindeki mahkemeden “ağırlaştırılmış müebbet” kararının çıkması, kendi yandaşlarını bile şaşırtacak orantısızlıkta, hukuksuzlukta...

Cumhurbaşkanı’nın danışmanı bile “kantarın topuzu kaçtı” dedi.

Kaçtı tabii, sayenizde kaçtı!

Öte yandan güya kendine muhalif diyenler de Altanlar ve Ilıcak’a “gün yüzü görmesin” diyecek kadar acımasız ve mantıksız davranabiliyor.

Tekrar tekrar, Taraf’ın Ergenekon ve Balyoz sürecinde yaptığı yayınları hatırlatıyor, haksız yargılanan, müebbete çarptırılan askerlerin Ahmet Altan nedeniyle süründükleri, öldüklerini iddia ediyorlar. İyi de onları yargılayanlar, bu hukuksuzlukları bizzat yönetenler hala iktidarda. Ya da firarda. Kolaysa onlardan hesap vermelerini talep et!

Düşene vurmak varken, yemez tabii...

Ilıcak ve Mehmet Altan’ın günahı, AKP’ye uzun süre destek vermeleri. İşte bu yüzden en azılı katillere verilmeyen cezalara çarptırılmaları, kimilerinin umrunda değil.

Akıl tutulması her hücreyi sarmış. Başka türlü bu kadar kör olunamaz.

Anlamıyor musunuz? Ahmet Altan, Taraf’ın yayınları veya kötü gazetecilikten yargılanmadı. Altan’ın bir dönemin hesabını vermesini istiyorsanız, “darbeye teşebbüs” suçlamasıyla yargılanması bu amaca hizmet etmeyecek. Aksine, adil yargılanmaması örnek teşkil edecek. 

Manipülatif yayıncılık, editoryel süzgeçten geçirmemek, yalan haber suç olsaydı herhalde memleketin tüm gazetecilerini hapse atmak gerekirdi! Yayın yoluyla işlenen suçlar için ayrı düzenleme ve kanun var, en fazla bu şekilde yargılanmaları talep edilir.

Keza Nazlı Ilıcak ve Mehmet Altan, AKP’ye destek verdikleri için değil, desteği kestikleri ve eleştirdikleri için ağırlaştırılmış müebbete çarptırıldı.

Ama yok, intikamın en büyüğü illa liberallerden alınacak! Sanki o zaman gerçeklik değişecek, adalet yerini bulacak.

ŞU SORULARI BİLE SORMAKTAN ACİZSEN...

Altanlar ve Ilıcak’a verilen cezalara zil takıp oynamak, AKP savunucularıyla sözde muhalifleri aynı kümede birleştiriyor.

Nedir o küme?

Sırf ötekinin düşüncesini, eylemini, duruşunu desteklemediği için ona ölümüne düşman olan, intikam ateşiyle yanıp tutuşan... Adalete inanayan, kabile devletine, kaba kuvvete teslim olmuş bir topluluk.

En acısı, kendini bile düşünmekten aciz: X kişi şu yazısından, sözünden dolayı böylesine bir cezaya çarptırılabiliyorsa... O zaman ben ne yaparım?

Hasbelkader bir gazeteci-yazarsam, aynısının, farklı bir gerekçeyle de olsa benim de başıma gelmeyeceğini nasıl bilebilirim?

Bu ülkenin bir vatandaşı olarak, yarın öbür gün işim mahkekemeye düştüğünde adaletin tecelli etmesini bekleyebilir miyim? 

Nefretle beslenerek, hukuksuzluktan rahatsızlık duymayarak, insanların hücrelere atılmasına “oh olsun” çekerek, çocuklarıma nasıl bir rol modeli teşkil ederim? Nasıl bir gelecek kurmayı hayal edebilirim?

Nefret ettiğim, korktuğum, başa çıkamadığım her başın ezilmesinden zevk duymak, beni nasıl bir insan yapar?

Yöneten kim olursa olsun, “bana dokunmadığı sürece herşey mübah” diyerek, eleştirdiğim zihniyete bizzat destek çıktığımın farkında mıyım?

Bu soruları bile sormayı unutmuş bir topluluk, hukuksuz bir ülkede yaşamayı kabul etmiştir... Kendi kendine en ağır cezayı vermiş,  ağırlaştırılmış müebbetlikten farkı olmadığını bile kavrayamamıştır.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…