Artı Gerçek

Sandıkları patlatan ne vicdanlar varmış

Milyonların oy vermesinin, kazanmasının kıymeti harbiyesi yok! Toplum sonucu biliyor, biraz adalet nosyonuna sahip olan tartışmıyor, tartışmayacak zaten.


Yerel seçimin üzerinden geçen şu iki hafta, “milletin iradesi tecelli etti” diye her fırsatta sandığa işaret edenlerin, aslında milletle, iradeyle, “sandık namusu”yla ilgisi olmadığı ve olmayacağını cümle aleme göstermesi adına son derecede öğretici oldu.

AKMHP liderleri, medyası ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üçgeninde yürütülen bu gülünç oyalamaca, iftiralar ve antidemokratik yöntemler, yeni rejimin kendini nasıl var edeceğine dair yeterince fikir verdi.

Yargıyı garabete dönüştürürken dahi “Hukuk devletiyiz” diyen, seçilmişleri hapishanelere tıkar ve belediyelere kayyım atarken demokrasiden, seçime saygıdan bahseden...

Öğrencisinden akademisyenine, avukatından gazetecisine, sivil toplumcusundan sanatçısına, toplumun her özgür, farklı düşüncesini bir bir boğarken onlara vicdanı, hakkı, hukuku hatırlatanlara gülenler, şimdi bu değerlerden atıf yapar oldu.

Malum, yeni rejimin mühendisi Devlet BahçeliKazanmak için 1 oy yeterlidir sözüm, adam olanlar, adil olanlar, Allah korkusu olanlar için geçerlidir” diyerek kendince bir balans ayarı yaptı.

Meali, ancak Bahçeli’nin tanımına uyan, uygun gördüğü adaylar kazanabilir! Haricinde ister 1 oy, ister bin oy fark olsun, seçmenin iradesi, dolayısıyla oy vermesinin manası yoktur...

TEKRAR SEÇİM VE VİCDAN MESELESİ

Bahçeli’nin bu tanımlamasından yola çıkarsak sadece belediye seçimleri için düzenleme yapmak yetmez. Seçmenlere “adam, adil ve Allah korkusuna sahip” testi yaptırmak elzemdir!

Tabii bu ayrımı yapmak için soyadlarına, ya da kestirmeden üye oldukları partiye bakmak da yeterli diyebilirler...

Bahçeli ve Erdoğan’ın yerel seçim sonrasında dillerine doladığı bir değer daha var: Vicdan.

Bahçeli, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’nun kazanmış olmasını “toplum vicdanında huzur bulmayacak bir anlayış içinde gelişirse” diye yorumlayıp tekrar seçimin en doğru çözüm olduğunu yineledi.

Yani milyonların oy vermesinin, kazanmasının kıymeti harbiyesi yok! Toplum sonucu biliyor, biraz adalet nosyonuna sahip olan tartışmıyor, tartışmayacak zaten. Tartışan, rahatsızlıktan öte, kıvranan birileri varsa, o da Cumhur İttifakı.

Benzer şekilde Erdoğan da “vicdan” diyor, sanki sandıktan çıkan sonucun vicdanla alakası varmış gibi.

Abdülkadir Selvi, Erdoğan MYK toplantısında Erdoğan’ın vicdan denklemini aktarıyor: “YSK’nın İstanbul’daki seçimleri iptal edeceğini umut ediyorum. Bu haliyle kalırsa vicdanlar rahat etmez.”

Açıkça YSK’yı tehdit ediyor, perde arkasında dönenleri ise kimbilir...

SEÇİMİ TOTOYA ÇEVİRDİLER

Ülkü Doğanay, yandaş yazarların “Esas olan sandıktan çıkan irade değil, memleketin bekası. Bunu da Cumhur İttifakı sağlar” dediğini yazdı.

Mesela saygın Hürriyet yazarı Selvi, toto yapar gibi tahminlerde bulunuyor: İmamoğlu mazbatayı alır mıymış, almaz mıymış? Yüzde 50-50 ihtimalmiş. YSK kararı “İskender’in kılıcı gibi” düğümü çözecekmiş!

Vay vay vay! Seçim yapılmış, sonuçlar açıklanmış, HDP’nin bariz usulsüzlük tespitleri yok sayılmış, buna karşılık AKP’nin oyunlarıyla mazbata çocuk oyununa çevrilmiş, hâlâ toto peşindeler.

Vicdanları bilemem ama utanmazlığın sınırı yok gerçekten. Ahmet Türk’ün yaşlılığı ve hastalığı bahanesiyle mazbatayı engellemeye çalışandan ne beklenir ki? Kendi yaşları ve hastalıklarını biri gündeme getirse tez kellesi kesile!

Belli ki kazanan/kaybeden denklemi tekrar tekrar kurulacak. Ve belli ki bazıları için “kazanmak”, her türlü hukuksuzluğu, yolsuzluğu, zorbalığı devreye sokmak olacak.

İstanbul Film Festivali’nde seyrettiğim “Marighella”dan bir sahneyle yazıyı sonlandırayım.

Brezilya’da 21 yıl süren askerî cunta dönemine karşı direnen Carlos Marighella ve arkadaşlarının hikâyesi bu. Darbenin ne olduğunu bilen, yaşayan, bugün bile izlerinden kurtulamayan bizim gibi toplumlar açısından çok çarpıcı, acıtıcı, düşündürücü bir film...

Filmde işkenceci zalim polis, öldürmek üzere olduğu devrimciye “Biz kazandık, siz kaybettiniz” diye bağırıyor.

Ters askıdaki devrimci, kan ve gözyaşı arasında dişlerinin arasından fısıldıyor: “Hayır, siz kaybettiniz.”

Kazanmak; zor kullanmak, adil olmamak, özgürlüğünden etmek, hatta öldürmek midir?

Kaybetmek; sefalet çekmek, ayrımcılığa uğramak, yerinden yurdundan edilmek, acı çekmek, nihayetinde ölmek midir?

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…