Artı Gerçek

Soydan soruşturması: 'Canım anne' demek terör propagandası ha?

Suç olmayan eylem ve sözlerin, suç haline dönüştürülmesine sessiz kalındığı sürece bu ülkede en temel hakların esamisi okunmayacak, nefes alma alanları birer birer kapanacak.


Alıştığımız fotomodel prototipi güzeldir, ünlüdür ve etliye sütlüye karışmaz. Didem Soydan, fikri ve zikriyle Türkiye standartlarına göre yürekli, vicdanlı bir genç kadın profili çiziyor.

En güçlü, zengin ünlülerin iktidara biat etmekte yarıştığı, korktuğu bir ortamda... Magazin dünyası, kendi mesleklerine, özgürlüklerine yapılan baskıları görmezden gelip susmayı tercih ederken o, bildiğini okuyor.

Bedeni ve cinselliğiyle barışık olduğunu ilan etmekten çekinmiyor, ki bu bile Türkiye’de başlı başına bir cesaret işi. İki erkekle dans ederken fotoğrafını koyup ‘Tost dansı’ diye dalga geçmesini de biliyor, kendisine sataşanlara dava açıp gelirini okula bağışlamasını da.

Ama Soydan’ı asıl farklılaştıran, başta LGBTi ve kadın hakları olmak üzere, haksızlık, eşitsizlik ve şiddete karşı bir duruşunun olması. Ötesinde, bunu dillendirmesi. Eh, bu da Türkiye şartlarında olağanüstü sayılıyor!

Genç modele, Cumartesi Anneleri’nin oturma eylemi engellendiğinde Instagram’da yaptığı bir paylaşım yüzünden soruşturma açıldı.

‘Soruşturma’dan bir şey çıkacağı yok, ama nedenlerini ve yaratacağı etkiyi konuşmak elzem.

MESELE CUMARTESİ ANNELERİ Mİ?

Didem Soydan, Cumartesi annesi Emine Ocak’ın fotoğrafıyla yaptığı şu paylaşım yüzünden “terör propagandası” suçlamasıyla karşı karşıya:

"Canım anne ve senin gibi değerli anneler: Bu olanlar yüzünden sizden özür dilerim. Açıklama yapmaya, ağır neden ve sebepleri anlatmak bile gereksiz. Fotoğraf yeterli. Bir anne, evladını arıyor. Gözaltına alınmış ve kaybedilmiş evladını. Onların adı benim için sevginin, vazgeçmemenin, yüreğin, analığın sözlük karşılığıdır. Cumartesi anneleri özür diliyorum, bütün bu başınıza gelenler ve gördüğünüz muamele için özür diliyorum. Sizler çöp yığının üzerine düşen çiğ tanelerisiniz. Özür dilerim".

Canım annedemek, yaşadıkları şiddet için özür dilemek terör propagandası oluyor, öyle mi? İyi de bu tip saçma sapan suçlamalar, terör konusunda haklı olunan her iddiayı, suçlamayı değersizleştirmiyor mu?

Muktediri “rahatsız eden” Soydan’ın Cumartesi Anneleri'ne insani bir mesaj yazması mı? Yoksa kimliği ve duruşu yüzünden çoktan “radara” girmişti de itibarsızlaştırmak için bu paylaşımı mı seçildi?

Sebep her neyse, fark etmez. Kamuoyuna mal olmuş isimleri yıldırma, susturma, kriminalize etme çabalarına karşı onların dik durması çok önemli. Aynı şekilde toplumun da onları desteklemesi, yalnız bırakmaması hayati önemde.

Çünkü bu saldırılar belli ki artarak sürecek...

LAİK, ATATÜRKÇÜ KESİME SALDIRILAR ARTIYOR

Bu hafta, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılması için bir fezleke daha verildi, CHP Bartın Milletvekili Aysu Bankoğlu’nun kinaye yaparak söylediği sözlere soruşturma açıldı… İçişleri Bakanı, CHP milletvekili Sezgin Tanrıkulu’na hakaret etti.

Yerel seçime doğru sadece muhalif siyasetçileri, akademya ve sivil toplumu değil, magazin dünyasının tanınan isimlerinin de hedef tahtasına koyulması, korkutup sindirme yöntemlerinin yoğunlaşması tesadüf olabilir mi?

Yakın zamanda Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e Halk TV’deki sözleri gerekçesiyle, oyuncu Deniz Çakır’a ise bir grup başörtülüye hakaret ettiği iddiasıyla soruşturma açıldı.

Maalesef çok daha ağır davalar, suçlamalar hazırlandı...

Gezi davasında, yaklaşık 16 aydır hâlihazırda hapiste tutulan iş adamı-sivil toplumcu Osman Kavala, oyuncu Mehmet Ali Alabora da yalan suçlamalara maruz bırakıldı, tiyatro oyunu dahi suç unsuru olarak gösterilmeye çalışılıyor...

8 Mart kadın yürüyüşü için “ezanı ıslıkladılar” yalanının atılması, yalandan geri adım atılsa da siyaseten halen kullanılması, aynı düşman siyasetinin bir parçası.

Kürtlere, sol demokrat çevrelere, muhalif muhafazakârlara yönelik baskı ve karalama, laik-demokrat-Atatürkçü çevrelere de çevrilecek diyorduk, işte buyrun.

Hak savunmaktan, doğru bildiğini söylemekten vazgeçmekle; “başıma bir şey gelecek” diye insani değerlerinden ödün vermek ve kabuğuna çekilmekle kimse korunmayacak.

Suç olmayan eylem ve sözlerin, suç haline dönüştürülmesine sessiz kalındığı sürece bu ülkede en temel hakların esamisi okunmayacak, nefes alma alanları birer birer kapanacak.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…