Artı Gerçek

YSK, seçimi iptal edebilir mi?

YSK ne kadar uğraşsa da AKMHP’nin itirazlarını hukuki bir düzleme oturtması çok zor, hatta imkânsız görünüyor. Yine de şapkadan ne gibi tavşanlar çıkacak bilemeyiz.


Bakmayın AKP’nin yasa, içtihat deyip ateşten topu Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kucağına bırakmasına... Cumhur İttifakı'nın İstanbul zorlaması yüzünden YSK, yer yer kendi içtihatlarına aykırı davranıyor, uzatmaları oynuyor.

En vahim örneği, KHK’lı diye seçilmişleri hak kaybına uğratarak sadece kendi içtihadını değil Anayasa’yı da bizzat çiğnemesi.

Neyse ki AKP’nin itirazları arasındaki “KHK’lı seçmen de oy kullanamaz” saçmalığını reddetti.

Salı günü, AKMHP’nin olağanüstü itirazındaki ek dilekçelerde yer alan “tam kanunsuzluk” gibi iddiaları araştırmak için beş gün daha süre istendi.

Ancak bu bile hukukçulara göre tartışmalı bir karar. Nasılını ve itirazların hukuki olup olmadığını, bir anayasa profesöründen dinleyelim...

artıTV’de SözBizim programına katılan Prof. Şule Özsoy Boyunsuz, tane tane anlattı:

  1. İtirazların çoğunun içi dolu değil. Hukuki bakımdan son derecede temelsiz bazı iddiaların YSK tarafından kabul gördüğünü de gördük. KHK’lılarla ilgili alınan karar gibi.
  2. Seçim iptali kararı çok nadir verilebilen, çok istisnai bir süreçtir. Hukuki olarak bir noktaya bağlamak zorunda, o da görünmüyor.


DELİLLER BİR SEFERDE VERİLİR, YSK DELİL ARAYAMAZ

  1. Seçimlerin iptali kararı için 7 günlük süre var. Oradan başlıyor görüş ayrılıkları. Esas işlem seçimdir, mazbata değil. 2007 genel seçiminden örnek: Bir MHP’li milletvekili hayatını kaybetti. YSK, “seçim bittiği an seçilmiştir” dedi. (Bu durumda ek süre de içtihada aykırı-M.E)
  2. Olağanüstü itiraz neye yapılır? Seçimin neticesine tesir eden olaylar ve durumlara. Mesela oy kullanma işlemini erken bitirip sayılan yerler varsa... Veya pusula yanlış basılmışsa. Bu durumlarda YSK seçimi iptal edip yenileyebiliyor.
  3. YSK, sonuca tesir edip etmeyeceğine göre karar verir. Sahte oy, sahte seçmen sayısına bakar. Bunların sayısı, iki adayın arasındaki farktan fazlaysa iptal edebilir.
  4. AKP başvurusunda tek bir yerden tutturamadığını görüyoruz. Bir yerde kısıtlılık halini belirtmiş mesela. Öyle komşunun sözüyle olmaz, bir kişinin oy kullanamayacağı mahkeme kararıyla tescil edilmiş olmalı. Hepsi sisteme giriyor, buna rağmen itiraz edilmiş. Ya da yerine başkası oy kullanmışsa... Bu tip iddiaları araştırmak için 5 gün süre istendi.
  5. Oysa olağanüstü itirazlarda deliller bir seferde verilir. Peyderpey delil götüremezsiniz. Bunun süresi de 7 gündür. Hadi eski karardan döndünüz. Şunu yapamazsınız: Başvuranın (AKP-MHP) delili bizzat getirmesi gerekir. YSK onun yerine delil arayamaz. Görevi değil. Şimdiye kadar benzer başvuruları reddetti.
  6. Valilik ve İçişleri Bakanlığı yapıyor seçmen listelerini. Bu tip usulsüzlükler için kamu gücü gerekiyor. Bunu CHP’nin yapabilecek bir organizasyonu, gücü yok. Buradan bir şey çıkacağını sanmam.


BANKALARIN ÇÖKÜŞÜ GİBİ

Velhasıl YSK ne kadar uğraşsa da AKMHP’nin itirazlarını hukuki bir düzleme oturtması çok zor, hatta imkânsız görünüyor.

Diyeceksiniz ki hukuk mu kaldı. Her şeye rağmen kararı yasallığa dayandırmak zorunda kalacakları, yaygın kanı.

Yine de şapkadan ne gibi tavşanlar çıkacak bilemeyiz. YSK’nın karar vereceği tarih haftasonuna denk gelecek, bunu da not edelim.

AKP'nin itirazları, süre kazanma çabasının arkasında sonraki hamlelerin hesabı olduğu ve bu hamlelerin her dakika yeniden şekillendiği, parti içinde ve dışındaki gruplar arasında müthiş bir çekişme yaşandığı da ortada.

Prof. Özsoy, bu çok gürültülü itiraz sürecinin, aslında kendi taban ve seçmenine yönelik olduğunu belirtiyor. Nasıl mı? “Patronlu başkanlık sistemi” hatta rejimi dediği Türk tipi CB sistemi, yanaşmacı ilişkiler ağından oluşuyor.

Ödül ceza mekanizmasıyla çalışan, en yukarıda, başkana bağlanan bir ağ bu. Bu mekanizmanın çalışması için hem ekonomik kaynak, hem geniş yetkiler lazım. Hukuk devletinin bittiği noktada yargının araçsallaşmasını sağlayacak yetkilerle ceza mekanizmasını çalıştırıyor.

Ancak 31 Mart’ın, rejimin devamı açısından bir gedik açtığını söylüyor Şule hoca:
“Oylar erimeye başlıyorsa, bir çöküş başladıysa buradan bir kaçış olacaktır. Bu kaçışı durdurmak, en önemli öncelik. Belediyelerin kaybı, ödül mekanizmasını işleten kaynağın dağıtım merkeziydi, bunun kaybı sallantıya yol açıyor.
Yenilgiden çok seçim hırsızlığı şeklinde gösterebilmek, sürece hâkim olabilmek... Bu tip rejimlerde başlamakta olan kaçış, bankaların çöküşüne benzetilir. Çöküş başladığı düşüncesi yaygınlaştığı anda ceza mekanizmasını çalıştıramayacak ve dağılacaktır.”

Türkiye demokrasisi açısından umut verici günlerin başlangıcı mı? Otoriterliğin gelip dayandığı son nokta burası mı?

YSK'nın kendi içtihadını daha fazla çiğnememesini umut ederek bekleyelim...

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…