Artı Gerçek

'Derdim yaşadıklarımı başkalarının yaşamaması'

Verim alamadığını düşündüğü psikoterapi sürecine devam etmek istemediğini söyleyen Ayşe, 'daha zamanın var' diyen terapistinin cinsel istismarına maruz kaldı. Olay yargıda.


Ayşe 8 yıl önce yaşadığı stresli günler nedeniyle hayatında ilk kez bir psikoterapi sürecine girdi. 2015’te sürecin çok uzadığını ve verim alamadığını düşünerek artık devam etmek istemediğini belirtse de, terapisti daha zamanı olduğunu söyleyince bırakmaktan vazgeçti.
2015’in kasım ayında olanları şöyle anlatıyor:
“10 Ekim’de yaşanan Ankara Garı katliamı sonrasında duygusal olarak korunaksız hissettiğim bir döneme girmiştim. 19 Kasım’daki seansın sonunda terapistim koltuğundan kalkarak yanımdaki koltuğa oturdu ve beni yanına çağırdı. Kafamı gövdesine yasladı ve okşamaya başladı. Şaşırsam da bunun bir çeşit şefkat davranışı veya terapi tekniği olduğunu düşündüm. Bir süre saçımı okşadıktan sonra seansın sonu geldi. İlk kez sarılarak ve yanaklarımdan öperek uğurladı.”
Ayşe’nin iddiasına göre, bir sonraki seansta terapist yine yerinden kalkıp terapi koltuğuna oturdu ve onu çağırdı:
“Yine başımı göğsüne yasladı; ‘Bunlar geçecek’ gibi telkin cümleleri ederken parmaklarıma dokundu, omuzlarıma masaj yaptı, kalkıp kapıyı kilitledi. ‘Kendini sal, rahat ol’ diyerek bana dokundu. Birkaç kez kalkmaya çalıştım, elimi sert bir şekilde tuttu. Çok kısık sesle ‘Yapmamam gerek, senin terapistinim. Ama seni hep çekici bulmuşumdur’ dedi. Tüm soru ve itiraz çabalarımda bacaklarımı, sırtımı okşadı. Ve dudaklarımdan öperek sarıldı. Bu noktadan sonra şok halinden çıkarak istemediğim fiziksel bir durumun içinde olduğumu algıladım. Ayağa fırlayıp kapıya yöneldim. O da ayağa kalktı, kapının kilidini açtı ve ‘Haftaya görüşürüz’ diyerek beni ‘bir terapist gibi’ uğurladı.”
Bu olayın ardından epey sarsıldığını anlatıyor Ayşe. Ne yapacağını bilemeyerek kardeşlerine yazdığını, yakın arkadaşları ile konuştuğunu, kendisini kadın bir terapiste yönlendirdiklerini, uykusuz günlerin başladığını, baş edebilmek için Mor Çatı’ya başvurduğunu…

Bir hafta sonra terapistinden Ayşe’ye şu SMS geldi: “Kırdıysam özür dilerim. Konuşabilirsek tamir edebileceğimizi düşünüyorum. Bitireceksek bile bunu konuşarak yapalım.”
Ayşe cevap vermedi.. Başına gelenlerin tıbben tespiti için Adli Tıp’a başvurdu. Adli Tıp’a göre, Ayşe’nin muayene bulguları ve ruhsal değerlendirmesi terapisti tarafından cinsel saldırıya maruz kalma öyküsüyle uyumluydu. Sağlığı da basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek düzeyde bozulmuştu.
Şikâyetçi olmaya karar veren Ayşe, “Beş yıldır neredeyse her hafta terapiye gittim. Sonuçta bana kalan büyük bir acı, travma ve insanlara güvensizlik oldu. Yargıya intikal etmemesi için tüm seans paralarını ödeme teklifinde bulundular. Kabul etmedim. Sadece adalet duygusuna olan inancımdan ve başkalarına da bunu yapacağını bildiğimden, cezasız kalmasını istemedim” diyor.

TERAPİST: ONARIM AMAÇLI MESAJ ATTIM
Terapist, verdiği ifadede suçlamaları reddettiğini, tersine Ayşe’nin kendisine yakınlaştığını söyledi ve SMS’ini “Reddedildiğini hissetmesi üzerine attım” diye açıkladı. Avukatı, iddia konusu suçu ‘6 aylık süre ile şikâyete tabii basit cinsel saldırı’ diye tarif etti; son seansın Ayşe’nin verdiği tarihten bir hafta önce gerçekleştiğini ve şikâyet süresinin dolduğunu savundu. Takipsizlik kararı verilmesini istedi.
Takipsizlik verildi.
Ayşe’nin avukatları mağdurun değil, şüphelinin tek taraflı beyanının esas kabul edildiğini belirterek karara itiraz ettiler, Ayşe’nin tarih konusunda doğru söylediğinin ona gönderilen SMS, psikolog raporları, tanık beyanları, Whatsapp yazışmaları ile HTS kayıtlarından anlaşılacağını vurguladılar.
İtiraz kabul edildi, takipsizlik kararı kaldırıldı ve terapist hakkında TCK 102/3, yani ‘hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle cinsel saldırı suçunun nitelikli halinin oluştuğu’ iddiasıyla kamu davası açıldı.
Terapist itirazın reddini talep ederek Ayşe ile arasında kanunda kast edildiği gibi bir hizmet ilişkisi olmadığını savundu ve davanın düşürülmesini istedi.
Ayşe’ye göre de terapisti bu suçu, nüfuzunu kullanarak işlemişti, zira terapistlerle danışanların kurduğu ilişki ebeveyn-çocuk ilişkisine benziyordu.
Mahkemede söz alan Ayşe, “bütün özel bilgilerimi -yalan dolanla arkadaşlarını da işin içine katarak- tehdide varacak şekilde dosyaya koymakta. Mağdur kendisi, suçlu da benmişim gibi göstermeye çalışıyor” dedi.
Terapist ise, Adli Tıp raporunun bilimsellikten uzak olduğunu belirtti: “Asıl sorun, ‘Kadının beyanı esastır’ ilkesinin ‘Tacize uğradım diyen her kadına gözü kapalı inanılır’ şeklinde fanatikçe yorumlayan kimi uzmanların böyle asılsız iddiaları ayırt edemeyip hiçbir bilimsel standarda uymayan raporlar vermesiyle başlamaktadır.”

“TERAPİSTİN ‘İYİLİĞİ’ DANIŞANIN ‘İYİLİĞİNİN’ ÖNÜNE GEÇMİŞ”
Ayşe davayla eşzamanlı olarak Türk Tabipler Birliği’ne (TTB) de şikâyette bulundu.
TTB’nin atadığı bilirkişi, terapistin –kendisinden talep edilmemesine rağmen- danışanının terapi sürecinde kendisine anlatılan tüm bilgi ve kayıtları açıklamasının dosyada ilk dikkatini çeken unsur olduğunu olduğunu belirtti: “Danışanın terapiste açıkladığı özel bilgilerin gizli kalması kuralı böylesine sınırsız olarak ancak danışanın iyiliği söz konusuysa çiğnenebilir. Burada terapistin ‘iyiliği’ danışanın ‘iyiliği’nin önüne geçmiştir. Bu bilgilerin şikâyetin konusuyla ilgisi yoktur.”
Bilirkişi raporunda, terapistin cinsel tacize uğrayanın kendisi olduğuna dair iddiasıyla ilgili ise şöyle dendi: “Bir terapistin, kendisine tacizde bulunan danışanını engellediği için onu kırdığını ya da tamir edilmesi gereken bir zarar verdiğini düşünmesi ve bunun için özür dilemesi sosyal hayatın gerçekliğine de, psikoterapötik çerçeveye de uygun değildir.”
Rapora göre Ayşe’nin iddiaları önemle üzerinde durulacak kadar tutarlıydı, cinsel tacizin gerçekleştiğine dair kanaatin oluşması için de yeterli veri vardı.
TTB, yaptığı değerlendirme sonucunda terapistin hastasını taciz ettiği konusunda yeterli ve kesin kanıt bulunmadığı, ancak seans sırasında yaşananları yönetemediği, terapi tekniği açısından sınır ihlali izlenimi yarattığı, bunun kusur oluşturduğu kanaatine vararak uyarı cezası verdi.
İki doktor ise bu karara muhalefet şerhi koyarak, ‘terapi sırasında basit taciz düzeyinde cinsel içerikli bir sekansın yaşandığı, terapistin meslekten geçici süre men ile cezalandırılması gerektiği’ yönünde görüş belirttiler.
Türk Psikologlar Derneği Etik Yönetmeliği'nde “Psikolog, halen hizmet verdiği kişilere cinsel ima ve yaklaşımlarda bulunmaz, onları taciz etmez ve onlarla cinsel ilişkiye girmez” diye yazıyor. Yapılan bir çalışmada, en az bir danışanını çekici bulan ve/veya danışanlarıyla ilgili cinsel fanteziler kuran terapistlerin sayısının yüzde 24 ila yüzde 80 oranında değiştiğine ilişkin verilen bilgi şaşırtıcı ve çarpıcı.
17 Ocak'taki karar duruşmasında mahkemenin nasıl bir karar vereceği merak konusu.
Umalım da hak yerini bulsun.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…