Artı Gerçek

Türkiye’deki değişim isteğinin ardında çevre ve iklim krizi de var

‘Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı 2019’ araştırması, yerel seçimlerdeki güçlü değişim isteğinin ardında yatan nedenlerden birinin iklim krizi ve çevre olduğunu ortaya koyuyor.


İklim Haber ve KONDA Araştırma tarafından gerçekleştirilen ‘Türkiye’de İklim Değişikliği Algısı 2019’ adlı araştırmanın sonuçları önümüzdeki hafta kamuoyu ile paylaşılacak.

Türkiye çapında 2745 kişi ile yüz yüze yapılan anket, kamuoyunun ülkemizde iklim krizi ve onun etkileri, afetler ile iklim konusunda hükümet ve belediyelerin çalışmaları hakkında görüşlerini gözler önüne seriyor.

Hem geçen yılki hem de bu yılki araştırma sonuçları, yurttaşların bir yandan iklim krizi ve çevre konularında epey endişeli ve huzursuz olduklarını, bir yandan da merkezi ve yerel yönetimlerin bu konudaki politikalarını da zayıf ve yetersiz bulduklarını açık şekilde ortaya koyuyor.

Peki bu sonuçlar, 31 Mart yerel seçimlerindeki güçlü değişim isteği ve eğilimine de etki etmiş olabilir mi? Seçim sonuçlarının arkasında, çevre ve iklim konusundaki rahatsızlıklar yatıyor olabilir mi?

Kesin sonuçları haftaya açıklanacak olan araştırma ile ilgili elime geçen ilk veriler, bunun doğru olabileceğini gösteriyor.

İSTANBUL’DAKİ YENİLGİNİN ARDINDA DOĞA TAHRİBATI DA VAR

İklim krizi tüm dünyada siyasi tartışmaların önemli bir parçası ve yeni toplumsal-siyasal hareketlerin bileşeni haline geldi. Hâl böyleyken, iklim krizinin Türkiye’de kendine özgü yollarla yurttaşların seçimlerine etki etmemiş olduğunu düşünmek yanlış olur.

Dünyada artık yeni bir ‘iklim kuşağı’ ve muhalefetinden ciddi anlamda söz ediliyor. Greta Thurnberg öncülüğünde yayılan ‘gelecek için iklim grevleri’ yüzbinlerce çocuğu ve genci her cuma sokaklara döküyor. TÜİK tarafından yayımlanan istatistikler de, ülkemizde son yıllarda aşırı hava olayları, iklim afetleri ve bunlara bağlı hasarlarda artış olduğunu gösterirken, iklim krizinin Türkiye’deki gençlerin fikirlerini ve seçimlerini etkilemesine çok da şaşırmamak gerek.

Gündelik sohbetlere kadar sızan “Ortalıkta ağaç kalmadı” ve “Kentler mahvoldu” yakınmalarının ardında da aslında bu var. Hükümetin “Millet bahçesi yapacağız, içinde hoplayıp zıplayacaksınız” savunmaları ve söylemleri de büyük ihtimalle, AKP’nin sıklıkla yaptırdığı anketlerde gördüğü, ufacık bir yeşilliğe hasret kalan insanların sıkıntılarına bir yanıttı. Kötü bir yanıt ama soruyu yanıtsız bırakamadığı açık. 

Özellikle de İstanbul’da AKP’nin uğradığı büyük yenilginin bir nedeni de kuşkusuz, çevre konusundaki rahatsızlıklar. Elbette seçmenler, tek bir nedenle oy kullanmıyorlar. Ama çevre konusu, genel memnuniyetsizliği yaratan unsurlar içinde giderek daha fazla yer kaplıyor. Bu araştırmanın rakamları ve sonuçları önümüzdeki hafta açıklandığında, bunu daha net göreceğiz.

Delik deşik edilen Kuzey Ormanları’ndaki tahribat artık gizlenemeyecek bir boyutta. “Şu kadar ağaç diktik” sözlerini artık kimse ciddiye almıyor. Bu söylemler tersine, zekaya hakaret olarak algılanıp öfke yaratıyor. İnsanlar çoktandır, refüjleri yeşillendirmenin orman yaratmakla aynı şey olmadığının farkında.

HÜKÜMETİN VE BELEDİYELERİN İKLİM KRİZİYLE MÜCADELE ETMEME LÜKSÜ YOK

Yerel seçimlerde İstanbul’da yenilgiye uğrayanlar, seçmenlerin oylarını çevre ve iklim kaygısının da epey etkilediğinin ne kadar farkında bilmiyorum ama esas önemli olan, seçmenin durumun ne kadar farkında olduğu. Zira önümüzde, bu konuda önemli adımlar atılmazsa çok daha büyük sorunlar yaratacak 5 yıllık bir icraat dönemi var.

Araştırma yayımlandığında, Türkiye halkının siyasi parti, sosyoekonomik konum, yaş ve cinsiyet ayırmaksızın kahir ekseriyetinin çevre ve iklim konusunda oldukça endişeli olduğunu ve kurumların hayati önemdeki bu sorunun çözümünde yeterli gayreti sarf etmediklerini düşündüklerini göreceğiz.

Merkezi yönetimin ve belediyelerin iklim krizi konusunda eyleme geçmeme lüksü yok. Artık yurttaşların hem hükümetten hem de belediyelerden yaşadıkları ekosisteme daha duyarlı ve iklim dostu politikalar konusunda beklentileri yüksek.

Yeni seçilen belediye başkanları için bu bir fırsat. Katılımcı iklim dostu politikalarla hem çevrenin hem de kariyerlerinin sürdürülebilir olmasını sağlayabilirler.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…