Artı Gerçek

Babacan da demokrasi koalisyonundan yana

Çünkü hedeflenen siyasallaşmanın temel hedefi de, bugünkü AK Parti’nin yapmaktan vazgeçtikleridir.


AK Parti içinde ve çeperinde olan tartışmalarda saflar giderek netleşiyor. 23 Haziran’da İstanbul seçiminde yaşanan hezimet, parti içindeki eleştirel seslerin yükselmesine ve yeni arayışların da hızlanmasına yol açtı.

Bu yolda ilk adımı, partinin kurucular kurulunda olan Devlet ve Ekonomi Bakanlığı da yapmış Ali Babacan, partiden istifa ederek attı. Babacan, istifa ile birlikte yaptığı açıklamada hem AK Parti’den neden koptuğunu hem de kurulacak partinin bir anlamda ipuçlarını verdi. 

Bu istifa, AK Parti’de devamı gelecek olan kopuşların ilk ve önemli bir adımı olması açısından önemlidir. Babacan’ın eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından da desteklendiğini düşündüğünüzde bu kopuşun devam edeceğini söylemek mümkün olmaktadır.

AKLEN VE KALBEN AYRIŞMA

Ali Babacan’ın istifa sonrası yaptığı kısa açıklama, AK Parti’nin içinde olduğu durum hakkında da yapılması gerekenler açsından da önemli tespitler yapmaktadır.

Babacan açıklamasında; “Ağustos 2001 tarihinde kurucu üye, 14 yıl MKYK üyeliği, 13 yıl Bakanlar Kurulu Üyesi oldum. Türkiye'nin tarihî dönüm noktalarında, doğruları için verilen büyük mücadelelerin bizzat içinde olmak benim için şeref oldu. Son yıllarda ise pek çok alanda yapılan uygulamalar ile inandığım ilke, değer ve fikirler arasında derin farklılıklar oluştu. Aklen ve kalben bir ayrışma yaşadım. ...

İnanıyorum ki, karşı karşıya olduğumuz sorunların çözümü, ancak, temsil gücü yüksek ve geniş bir kadro çalışmasıyla mümkün olacaktır. Beraberce çalışmak ve ortak aklı hedeflemek zorundayız. Çalışmalarımızın bağımsız ve özgür bir şekilde yapılması büyük önem taşımaktadır. Her konuda beyaz sayfalarla işe başlamak gerekmektedir.” sözleriyle AK Parti ile olan ilişkisinin “aklen ve kalben” bittiğini ifade ederken, ülke için “beyaz sayfa” açma isteğini de açık biçimde ortaya koyuyor.

Yine açıklamada Babacan, bu ayrılığın temel nedeninin de; “Son yıllarda ise pek çok alanda yapılan uygulamalar ile inandığım ilke, değer ve fikirler arasında derin farklılıklar oluştu…” şeklinde açıklamaktadır. 

DIŞARIDAN GÖRÜLEN İÇERİDEN DE GÖRÜLÜYOR

Görüldüğü gibi açıklamaya yansıyan tespit ve eleştiriler, sadece AK Parti’ye siyasi ve düşünsel olanlar tarafından değil bizatihi partinin kurucusu ve uzun yıllar bakanlık yapmış biri tarafından da dillendirilmektedir. Ve bu eleştiriler Ali Babacan’ı ne hain ne de “öteki” yapar.

Babacan’ın gördüğü gerçek de AK Parti’nin 2011 sonundan itibaren, önceki dönemlerinden farklı bir parti olduğudur. Kendisinin aklen ve kalben ayrıldığı da bugünkü AK Parti’dir.

Toplumsal talepleri kamusal alana taşıyan ve çözmeye çalışan AK Parti, yerini içinden geldiği kültürel kimliği biricikleştirip, devlete eklemlenerek toplumsal mühendislik projesine girişen partiye bırakmıştır. 

Çoğulculuk, katılımcılık, ortak akıl yerini tek akla, bu anlamda tek adamlığa bırakmıştır.


SİYASAL OLARAK PARTİ, İŞLEYİŞ OLARAK ŞİRKET

Bu haliyle bugün AK Parti, “hukuki olarak bir parti” ama “pratik işleyişi bir şirket”ten farklı değildir.

Siyasi parti şeklinde örgütlenmiş partinin ülkeyi bir şirket mantığıyla yönetmesinin yarattığı sorunları net biçimde hem görüyor hem de gündelik hayatımızda yaşıyoruz. 

İçeride kutuplaşma ve ötekileştirme; dışarıda yalnızlaşmanın yansımasını ekonomik kriz ve dış politikada sıkışma olarak yaşıyoruz.

Bu politikaların siyaseten başarılı olmadığını önce 31 Mart yerel seçimlerinde sonra da 23 Haziran’da yenilenen İstanbul seçiminde gördük.

Yerel seçimlerde AK Parti sayısal olarak daha çok belediye başkanlığı elde etmiş olabilir ama muhalefetin kazandığı büyükşehir ve belediyelerin ülke ekonomisine yüzde 65’e yakın katmasını düşündüğümüzde bu sonuçları, AK Parti’nin hayal ettiği Türkiye’ye sosyolojik bir tepki ve iflas olarak okumak pekâlâ mümkün.

Bu iflası muhalefet partileri farklı söylemlerle ifade ediyor olabilirler ama CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasal önecelik olarak “demokrasi” ortak kesiminde buluşturduğu muhalefetin başarısı ülkenin temel ihtiyacının da demokrasi, adalet ve özgürlük olduğunu hepimize göstermiş bulunuyor.

Ali Babacan’ın açmak istediği beyaz sayfada yer alacak parti bu açıdan bu demokrasi koalisyonunun doğal bir parçası  olacaktır. Çünkü hedeflenen siyasallaşmanın temel hedefi de, bugünkü AK Parti’nin yapmaktan vazgeçtikleridir.

Türkiye’nin içeride ve dışarda ekonomik ve siyasi sıkışması, AK Parti’nin ülkeyi şirket gibi yönetme anlayışının sonucudur. Ve bu anlayış yeniden partiye dönüşmedikçe, içine girdiği siyasal küçülme süreci durmayacaktır. Temennimiz AK Parti’nin yeniden partiye dönüşmesi olsa da, bu partiyi yönetenlerin kaygılarından dolayı imkânsız görünmektedir.

Babacan’ın istifası bu gerçeği bize bir kez daha hatırlatmıştır.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…