Artı Gerçek

Gezi ruhu bedenini arıyor

Türkiye'de farklı toplumsal kesimler hak, özgürlük ve demokrasi temelinde birbiriyle buluştukça, konuştukça, yeni bir ortak yaşam alanı ürettikçe o beden can bulacak ve o ruhla buluşacak.



Gezi Protestoları’nın üzerinde tam 5 yıl geçti. Protestolar hedefine ulaştı ve Gezi’ye yapılmak istenen kışla, avm vs. gerçekleşmedi. O dönem Başbakan olarak Erdoğan'ın tüm ısrarına rağmen kazanan direniş oldu.

Gezi’yi sadece şiddet unsuruyla anıp itibarsızlaştırmaya çalışan iktidar ve onun destekçileri aradan geçen 5 yıla rağmen, Gezi’yi yaratan dışlayıcı politikalara ve söylemlere devam ediyor.

LAİKLER SİYASETLE TANIŞIYOR

Gezi protestoları yapıldığı dönem Yeni Şafak’ta hem editör hem de köşe yazarı olarak çalışıyordum. Gazete mutfağının sürece nasıl baktıklarını yakından biliyorum.

O günlerde yazdığım yazıları eleştirel bulsalar da, yayınlıyorlardı.

O yazılarda, bu protestoları, “laik kesimin siyasetle tanışması” olarak tanımlamıştım. O güne kadar “hak ve özgürlükleri” için oy vermek dışında siyasi aktivitede bulunmamış farklı toplumsal kesimlerdeki ebeveynlerin çocuklarının siyasetle tanışmasıydı bu süreç. Yeni bir toplumsal kesimin hak ve özgürlükleri için sokağa çıkması ve onun için mücadele etmesi.

Gezi protestoları, apolitik denebilecek farklı toplumsal kesimlerin kamusal alana “siyasal aktör” olarak çıkması ve siyasallaşmasıdır.

Aradan geçen 5 yıla rağmen Gezi'de ortaya çıkan bu siyasallaşma, ne yazık ki bugüne kadar ne kendini siyaseten ifade edebildi ne de örgütleyebildi.

Daha önemlisi mevcut siyasal parti ve hareketlerden hiç biri de, ortaya çıkan siyasallaşmayı tam olarak okuyup, Gezi ruhu ile buluşamadı.

GEZİ İTİRAZDI, İSYANDI

Gezi, temelde bir itiraz, bir başkaldırı ve bir isyandı.

Gezi, başta Aleviler olmak üzere kadınların, gençlerin, yaşam tarzı, hak ve özgürlükler konusunda kamusal alanda ihlallerle karşılaşanların, dışlananların, ötekileştiren kesimlerin itirazı, başkaldırısı ve isyanıydı.

Gezi, görünürde ağaçların kesilmesine olan itirazdı ama arkasında olan, AKP'nin yöneldiği “değer” eksenli siyasal tercihlerin, laik ve seküler kesimlere yönelik hak ve özgürlük alanlarının daraltılmasına, özel alana müdahaleye isyandı.

Gezi, gençlik, kadın, beden, doğum şekli, içki tüketimi gibi “hayat tarzı” temelinde ortaya çıkan toplumun, devlet eliyle muhafazakârlaşmasına isyandı.

Gezi, anayasa referans gösterilerek hak ve özgürlüklerin daraltılmasına isyandı.

Gezi, devletin yasal gücünü kullanılarak, devlet eliyle topluma bir ahlak dayatmasına isyandı.

Özetle Gezi, devleti yönetenlerin kendi “doğru” ve “inançları”nı tüm toplumu kuşatacak “norm” haline getirmelerine, kendi yaşam tarzlarını tüm topluma devlet imkanları ve siyaset yoluyla empoze edilmesine isyandı. 

Gezi’ye yol açan toplumsal talepleri anlamak yerine açıklamayı tercih eden AKP Gezi protestocularını, “iktidarı yıkmak” isteyen dış güçlerin, yabancı lobilerin yerli işbirlikçileri ilan etti.   

GEZİ’NİN NEDENLERİ HALA GEÇERLİ

Aradan geçen 5 yıla rağmen Gezi’de kendini bulan itiraz, başkaldırı ve isyanın gerekçeleri bugün geçerliliğini korumaya devam ediyor.

Gezi’yi yaratan koşul ve gerekçeler geçerliliğini bugün de koruyor. Türkiye Gezi’den bu yana demokratikleşme değil otoriterleşme yönünde ilerledi.  

Erdoğan/AKP iktidar bloku, kendi tabanı dışında kalan tüm farklı toplumsal kesimi, devlet gücünü kullanarak ötekileştiriyor. Düşman, hain, terörist ilan ediliyor.

AKP, toplumsal meşruiyeti ve tabanı daraldıkça kendi dışında kalanlara baskıyı arttırıyor. Baskı ile rıza üretmeye çalışıyor.

Bu ruh haliyle sarıldıkları kimlik siyasetiyle, toplumu bir arada tutan dini ve kültürel sembolleri ayrışma ve kutuplaşma aracı olarak kullanıyorlar.

Hissettikleri endişe, sahip oldukları ekonomik sosyal ve siyasal statüleri kaybetmekten kaynaklanıyor. Bu süreçte en çok bağıranlar ise, sahip oldukları statüyü en kolay kazananlar oluyor.  

Bunun için inanmadıkları, yalan olduğunu bildikleri şeyler her gün meydanlarda, ekranlarda tekrarlıyorlar. Birer Müslüman olarak içinde bulundukları durumdan rahatsızlık duymuyorlar. Ne yazık ki bugün de gerçek olmayan şeyleri, gerçekmiş gibi söylemeye devam ediyorlar.

RUH BEDENLE BULUŞABİLİR Mİ?

Kısaca, Gezi’de kendini ifade eden talepler, rahatsızlıklar, şikâyetler daha güçlü gerekçeler ve siyasal pratiklerle varlığını koruyor.

Gezi ruhu 5. yılında da üzerimizde dolaşmaya devam ediyor.  

Kendine uygun bir beden arıyor.

Türkiye'de farklı toplumsal kesimler hak, özgürlük ve demokrasi temelinde birbiriyle buluştukça, konuştukça, yeni bir ortak yaşam alanı ürettikçe o beden can bulacak ve o ruhla buluşacak.

24 Haziran’a giderken siyasi alanda muhalefet partileri; sivil alanda STK’lar, girişimler arasında kurulan iletişim kanalları, ittifak ve ortaklıklar bunun için bir şans.

Gezi ruhu, bedeniyle 24 Haziran sonrası buluşabilir.

Ama şunu unutmayalım ki o bedenin sahibi, yaşı değil ama zihni ve dünyası genç ve özgür olanlar olacak.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…