Artı Gerçek

Haydi çıkalım gettolarımızdan

Kendinizi hapsettiğiniz gettodan çıkın. Çevreniz bakın, topluma bakın, özgürlüğe, adalete, demokrasiye bakın. Hayal ettiğiniz Türkiye bu mu?


Türkiye bugün hem iç politikada hem de dış politikada büyük bir sıkışma yaşıyor. İç politikada kutuplaştırma ve ötekileştirme siyaseti, dış politikada herkese meydan okumanın yol açtığı yalnızlaşma birbirini beslemeye devam ediyor. Dahası bu sıkışma, mevcut siyaset yapma tarzı değişmedikçe de devam edecek.

Bu açıdan Türkiye’nin bugün en temel sorunu, siyasi iktidar blokunun siyaset yapma tarzı, siyasette kullandığı dil ve üsluptur.

Bu yüzden içeride ekonomik krizden adalete olan güvensizliğe kadar tüm sorunlar bu siyaset yapma tarzının birer sonucudur. Aynı şekilde dış politikada yaşananlar da.

HEPİMİZ KAYBEDİYORUZ

Bütün bu sonuçların ortaya çıkardığı büyük fotoğrafa baktığımızda gördüğümüz şudur: kaybediyoruz. Tüm Türkiye kaybediyor.

Ekonomik olarak kaybediyoruz, özgürlük alanlarımız daralıyor, adalete güven azalıyor, demokrasi çıtası her geçen gün düşüyor.

AK Parti’liden MHP’liye, CHP’liden SP’liye, HDP’liden İyi Parti’liye tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak kaybediyoruz. Bu tabloda kaybeden hepimiziz.

Yani kaybeden sadece siyasi iktidarın ötekileştirdikleri değil, bizatihi siyasi iktidarı halen desteklemekte olanlar da bu kayıptan payını almaktadır.


AK PARTİ'LİLERİN ZOR SINAVI

Siyasi iktidarı destekleyenlerin kaybı, iktidarın ötekileştirdiklerinden daha fazladır. Çünkü iktidarı destekleyenlerin kaybı hepimizin yaşadığı kayba ek olarak toplumun diğer kesimleriyle aralarına koydukları bariyerlerdir. Kendilerini içe kapatmalarıdır.

Siyasi iktidar, kendisi dışında kalan herkesi dışlarken iradi bir yalnızlığı tercih ediyor. Bu tercih, siyasi iktidarın “çoğunluk” olduğu durumda kendileri ve kendilerini destekleyen toplumsal taban için sorun yaratmaz. Ama siyasi iktidarın güç kaybıyla başlayan süreç sadece iktidar için değil kendilerini destekleyen kesimler için de başlar. Çünkü çoğunluk olanın “azınlığa” düşmesi zordur.

Ki sorun tam da siyaseti böyle karşıtlığa; azlık-çokluk meselesine indirgemektedir. Ama ne yazık ki siyasi iktidar, güçlü olmayı, iktidarını sürdürmeyi bu karşıtlık üzerine inşa etmiştir.

AK Parti’nin siyaseten gücünün zayıflaması, AK Parti medyasının sunduğu “gerçek olamayan Türkiye” ile “gerçek Türkiye” arasındaki makas farkının o taban tarafından da farkına varılması ve hissedilmesidir.

MUHALEFET BİRLEŞTİ

Siyasi iktidar, iktidar olma halini sürdürmek için kendi dışında kalanları “kültürel”, “etnik” ve “siyasal” kimlik üzerinden bölme, ötekileştirme siyaseti 16 Nisan 2017’deki Anayasa Referandumu’ndan itibaren işlememektedir. O referandumda “hayır bloku” olarak kendiliğinden bir araya gelen siyasi ve toplumsal irade, 24 Haziran 2018 Genel Seçimleri’nde siyaseten eksik de olsa “Millet İttifakı” ve nihayet 31 Mart ve 23 Haziran 2019 Yerel Seçimleri’nde siyasal ve toplumsal bir koalisyon olarak tezahür etti.

Önümüzdeki dönemde Türkiye için en güçlü siyasal ve toplumsal çıkış bu demokrasi koalisyonunun önce sürdürülmesi, sonra da güçlendirilmesidir.

Bu yüzden önceki yazımda ifade ettiğim CHP’nin HDP’yle daha açık siyasi işbirliği yapması kadar İYİ Parti’nin de HDP’yle siyaseten konuşabilmesi zorunluluktur.

Aynı siyasal ortaklığın sivil alanda da kurulması ve farklı kültürel kimlikten STK’ların, aydınların, akademisyenlerin demokrasi ortak ekseninde bir araya gelmesi de zorunluluktur.

SESİMİZİ DUYUYOR MUSUNUZ?

İşte bu noktada halen AK Parti’yi destekleyenlerden şunu talep etme hakkımız var; kendi çevrenizden çıkın ve çevrenizde ne yaşandığına bakın. Yaşadığınız Türkiye, AK Parti medyasının sunduğu Türkiye mi, görün.

Özgürlükler, adalet, demokrasi, ekonomi ve pek çok alanda ülkenin içinde bulunduğu ortamı değerlendirin. Çok değil oy verdiğiniz partinin ve Türkiye’nin yakın geçmişi ile bugününü kıyaslayın. Farkları değerlendirin.

Ekonomik olarak, özgürlükler olarak, hak, hukuk, adalet olarak, vicdan olarak ve en önemlisi insan olarak kendinize ve çevrenize bakın.

Kendinizi hapsettiğiniz gettodan çıkın. Çevreniz bakın, topluma bakın, özgürlüğe, adalete, demokrasiye bakın.

Hayal ettiğiniz Türkiye bu mu?

Bunu sizden isteme hakkımız olmalı. Sonuçta siyasetçiler ve siyasi partilerden bağımsız olarak bu topraklarda farklılıklarımızla birlikte eşit biçimde yaşamaya devam edeceğiz. Biz de, çocuklarımız da…

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…