Artı Gerçek

Seçim hezimeti AK Parti’yi nasıl etkileyecek?

Seçimin kaybedilmesinin esas sonuçları siyasi alanda olacak. Özellikle de iki aday arasındaki farkın bu kadar yüksek olması AK Parti içinde ve çeperinde olan arayışları hızlandıracak.


Sıkça yazdığım gibi 23 Haziran seçimi sadece bir belediye başkanı seçimi olmadı. Belediye başkanı seçmeni dışında etkisi olacak bir seçim yaşadık.

Seçimin sonucunda Erkem İmamoğlu rakibi Binali Yıldırım’a 806 bin oy fark attı. İmamoğlu yüzde 54.21 oy alırken Yıldırım yüzde 44.99’da kaldı.

31 Mart’ta yeniden sayımlara rağmen 13 bine düşen fark 23 Haziran’da 806 bine yükseldi.

Bu farkın üzerine başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere tüm iktidar ve onun siyaseten sorumsuz ortağının düşünmesi gerekiyor.

Oy farkının bu kadar artması, seçimin son haftası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İmamoğlu’na yönelik yaptığı hukuki “tehditlerin” de bir karşılığının olmadığını gösterdi. Bu oy farkı İmamoğlu için bir tür hukuki koruma sağlamıştır.

KAYBIN SONUÇLARI

Daha önce değinmiştim, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nın kaybedilmesi siyasi iktidarın belediye gelirleri üzerinden destekçileri olan vakıf, dernek, kurum ve kişilerle kurmuş olduğu saadet zincirinin kırılması anlamına geliyor.

Kurulan saadet zinciri bu durumda küçülerek, ilçe belediyelerine var olan daha küçük saadet zincirlerine eklenecek ve orda devam edebildiği ölçüde devam edecektir.

Bu zincirin kırılması ya da küçülmesi gelecekte oyda da küçülme anlamına geliyor.  

Ama seçimin kaybedilmesinin esas sonuçları siyasi alanda olacak gibi görünüyor. Özellikle de iki aday arasındaki farkın bu kadar yüksek olması AK Parti içinde ve çeperinde olan tartışma ve arayışları daha da hızlandıracak.

Siyasi iktidarın esas korktuğu bu tartışma ve arayışların sonuç vermesi. Bunu önlemek için kısa sürede bazı karşı adımların atılacağına şüphe yok.

DAVUTOĞLU HIZLANACAK

Seçim sonucunda aradaki farkın yüzde 9 civarında olması AK Parti içinde ve çeperinde var olan iki siyasi arayışın yol haritalarını yakından etkileyecek gibi görünüyor.

AK Parti’yi parti içinde dönüştürme hedefinde olan Ahmet Davutoğlu, geçtiğimiz ay kamuoyuna sunduğu 15 sayfalık manifestodan sonra önümüzdeki günlerde AK Parti içinde kendine yakın olan isimlerle görüşerek yol haritasını netleştirecek.

Seçim sonuçlarının analizi ve değerlendirmesi şeklinde yapılacak olan bu görüşmelerde, son dönemde yanlışlığı apaçık hale gelmiş siyasi tercihler ve siyasi hatalar daha yüksek sesle dillendirilecek gibi görülüyor.

Elbette bu temaslarla birlikte, parti çeperinde kendisine yakın olanlar dışında parti içinden de yükselecek eleştirilerin dozu, bu siyasi hareketin geleceğini belirleyecek.

BABACAN DAHA TEMKİNLİ

Buna karşı Ali Babacan ve ona yakın isimler daha temkinli ve ağır ilerliyor. Bunun temel nedeni Babacan’ın AK Parti dışında, partiden dışlananlar, partiye yakın emekli bürokratlar, destek verenleri de kapsayan göreli daha merkez sağ bir siyasi arayışı hedeflemesidir.

Babacan’ın hedefi AK Parti değil onun dışında bir siyasallaşmadır.

Bununla birlikte Babacan AK Parti’de yapılan siyasi hatalara tepki olarak partiden ayrılacak isimlerle yakından ilgilenmektedir. Ki onlarla temaslar halen sürmektedir.

Bu açıdan Babacan’ı Davutoğlu’dan ayıran temel hat daha ideolojik ve siyasidir. Yine Davutoğlu hedefe gitmek için partinin içine dalarak oradan kopardıklarını; Babacan ise dışardan, partiden kendiliğinden kopanları bekler pozisyonda olacaktır.

NASIL OLURSA OLUR?

Elbette bütün bu senaryoların gerçekleşmesi Türkiye’nin içinde sokulduğu yönetimdeki keyfiliğin kurumsallaşmasıyla derinleşen ekonomik kriz, dış politikadaki yalnızlaşma ve içe kapanma ile iç politikadaki kutuplaşma ve toplamdaki demokratik alanının daralmasının sürmesiyle doğru orantılı olacaktır.

Görünürde bu denklemi değiştirecek bir hamle görülmüyor.

Bunun dışında bir başka faktör de CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde inşa edilen demokrasi koalisyonunun varlığını zaman içinde HDP’yi kapsayarak sürdürmesidir. Muhalefetten gelecek demokratikleşmeye zorlayıcı her adım iktidarı siyaseten biraz daha sıkıştıracaktır.

Bu senaryoyu tersine çevirecek olan tek şey Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın izlediği politikalarda 120 dereceyle başlayıp zaman içinde 180 dereceye varacak bir değişimdir.

Böyle bir değişimi temenni etsek bile bu kolay görünmüyor.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…