Artı Gerçek

#YersizYurdsuz: Vize (Visa) = #Görülmüştür!

Yeni vatandaşın tek tanımı bundan böyle farklı kategorilerde olağan şüpheli olabilme kapasitesidir.



DEVLET, DAMGALAR!

Hezil çayı boyunca, Habur’un karşısında iki devlet arasında oturuyorduk Yıl 2015’ti ve Irak sınırından girişi Türkiye sınırı kapattığı için yüzlerce TIR/kamyon/tanker bir haftadan fazla süredir kapının içinde, noman’sland’de, bir o kadarı da kapının girişinde bekliyordu. Kimine göre üç bin, kimine göre on bin insan kapının açılmasını ve Türkiye’ye girmeyi bekliyordu. Kesif bir idrar kokusu, beklemenin ve bakımsızlığın kokularına karışıyor; indirilemeyen malların, yerde pişirilen yemeklerin, gece kapalı geçirilen kamyon bagajlarının, yıkanamamanın ve yağmurun buğusuyla birleşip dayanılmaz oluyordu. “Her şeyleri tamamdı” . “Her şeyimiz tamam” diyorlardı. Türkiye’ye mal getiren yükleyicilerdi ve neden içeri alınmadıklarının hesabını verecek görevlilerin bir teki dahi ortada yoktu: “Kürt olduğumuz için” diyorlardı. Deyim yerindeyse “görülmüşlerdi”, damgalanmışlardı.

Her şeyleri dedikleri pasaportları, kimlikleri, geçiş ve mal için gerekli evrakları ve tanımlanmış vatandaşlıklarıydı, ama şimdi devlet tarafından bunlar artık onaylanmıyordu,. Bir kısmı bu bekleyişe dayanamayıp, akrabalarını, kentlerini, evlerini görebilmek için kamyonlarını da bırakarak Hezil’den Türkiye’ye geçmek istediler. Korkunç bir şiddetle geri püskürtüldüler. Başka bir ülkeye girebilir, orada ticaret yapabilir, eğitim alabilir, hatta evlenebilirlerdi. Ama Hezil’in kıyısındaki Kürt şoförleri devlet bu kez tersine damgalamıştı. Başka ülkeye geçmek için pasaportları olanların kendi vatanlarına girmek için vizeleri yoktu.

Sınır’a dair ne varsa biriktiriyorum. Sınır geçiş belgeleri de dahil: Afrikalı kabilelerin kullandıkları, her bir kabilenin totemi var mesela, ağaçtan oyulmuş, Bir kabilenin egemenlik alanından diğerine geçerken sizin tanınmanıza yardımcı oluyor. Pasaport; yani kendi ülkenizin vatandaşı olduğunuza dair kimlik belgesi, sizin kendi ülkeniz tarafından kabul edildiğinizi gösterir. Ama vize; başka bir şey. Vize çok yeni. Pasaport/kimlik, ulus devletten çok daha önceleri var olmasına rağmen, sizi başka bir ülke için “makbul vatandaş” yapan vize, 1950lerden sonra önem kazandı. Bu damga, #Görülmüştür ibaresi, bir başka devlet içinde artık makbul sayılmanız gerektiğini gösterir. Kendi devletimizin makbulü olmamız yetmez. Bir başka devletin #Görülmüşü olmanız da gerekir.

İyi de kendi ülkende bulunabilmek, insan sayılabilmek için neden senden vize ister ki devlet?

KENDİ  VATANDAŞINI  İCAT ETMEK:

Bauman’dan söz açmak istiyorum size: Bauman bugün birlikte projeleri geliştirmekten uzaklaşmamızın temel nedenini ortak bir dünyayı dayanışma içinde savunabilecek failin yokluğunda bulur. Öyle ki, bu ortak dünya, ekonominin siyasete egemen olmasıyla yitirilmiş̧ “fail” olabilmenin önkoşulu olan “eleştirel akıl” yerini ekonomik rasyonelliğe bırakmıştır.

Ekonomi ile siyaset arasındaki işbirliğinin şimdi zamandaki halinin, yurttaşlar açısından özgürlük yitimi olduğunu söylüyor Bauman. Bu yitimi gerçekleştiren ekonominin iktidarı, güçsüzleri kendi gelecekleri konusunda etkisiz kılmakta, siyaseti belirleyecek faillerin yok oluşu da siyasetin yozlaşmasıyla sonuçlanmaktadır. Bunun için iktisaden tanımlı bir vatandaşa ihtiyaç vardır. Ben daha ileri gideceğim: Bu iktisaden tanımlı vatandaşın da damgalanmış, pullanmış, #Görülmüş olmasına ihtiyacı vardır.

Zarfların, fotoğrafların, resimlerin, giysilerin üzerine “Görülmüştür!” yazıyor. “Görülmüştür!” damgası şimdi artık Türkiye’nin 200 bini aşkın evinin içine giriyor. Onların arkadaşlarının, komşularının, derdine destek olmak için cezaevlerine mektup yazanların evlerinde basılı kağıtların üzerinde “Görülmüştür!” yazıyor. Tanımlanan bir vatandaşlık, sadece “içeride” tutuklarını değil, ülkesindekilerin tamamını bankalardan, kimlik kartlarına, pasolardan, giriş belgelerine kadar vizeliyor. Ülkede bir yer’den diğerine giriş artık vizelidir. (Bir zamanlar Sovyet Rusya’nın “aman Allahım ne korkunç” olduğunu anlatmak için: “Bir rayondan diğerine geçişler izinle yapılıyordu” diyen sağcılar, verdikleri örneği kendi ülkeleri için uygulamaya başardılar.)

O yüzbinlerce evin neredeyse tamamı, aynı damganın cüzdanlarında taşıdıkları plastik kartların adı olduğunu daha fark etmediler: Visa kartları.

O evlerin pek çoğu ve üzerinde “Görülmüştür!” yazan kağıtları alabilmek için yabancı ülkelerin büyükelçiliklerine devasa dosyalar taşırken de benzerlikten habersizler. O izinlerin ön yüzündeki biometrik fotoğrafların, parmak iziyle girilen özel kabinlerin, ayrıcalıklı havaalanı “lounge”larının, cipli banka kartlarıyla aynı görülmekte olma iznini taşıdığını anlayamadılar.

Tıpkı dışarıya içeriye taşınan kağıtların mektupların üzerindeki damgalar gibi: “Görülmüştür!” yazmadan, bir otorite tarafından onaylanmadan insan olamıyoruz. Kartlar, pasaportlar, vizeler, ehliyetler, kimlik kartları, kurum üyelikleri, konferans katılımcı isimlikleri, büyük mağaza abonelik ve indirim kartları, sitelerin girişindeki şifreyi almak için gerekli tapular, kira kontratları... Özgürlük ve güvenlik (emniyet) arasındaki gerilim vatandaşlığa kabulün temel öğesidir. Bu yeniden tanımlanan vatandaşlık, bu yeni icat vatandaş türü, bir kişi, ile bir ulus, bir devlet ya da bir siyasi topluluk arasında bir ilişki değildir. Bunun en iyi tanımı var olan devletlerin yasal üyeliğine bağlı, ancak karşılıklılık temelinde kendi topraklarının yargı alanının ötesine geçen (sınırlı) bir dizi haklar olmasıdır. Bizi birbirimizden ayıran sınırlar. İçinde kimi zaman “onlar” kimi zaman “bunlar” diye sınıflandırıldığımız, başımızı kasabın bıçağına gönüllü uzattığımız, kendi onayladığımız sınırlar.

Refah ve millet ifadeleri de, güvenlikle böylece bağdaşır. AB’nin Schengen istikrarı, ve mülteci başvuruları arttıkça kendi vizesini giderek daha zor ve pahalı hale getirmesi, Trump’ın vize konusundaki ırkçı diretişi, kendisinden saymadığı insana karşıdır. Ancak bu karşıtlık, içerde kendisine yeni bir vatandaşlık tanımlamadan gerçekleşmeyecektir: Charlottesville ırkçılığı da, AB’nin sağcılarının “Biz” ve “Onlar” ayrımı da, Erdoğan’ın “Bunlar” diyerek aşağılamaları da aynı teminata yaslanır: “Güvensiz olmaktansa özgürlüğünden vazgeç1”

KENDİ ÜLKENDE VİZESİZ KALMAK:

Yeni vatandaşın tek tanımı bundan böyle farklı kategorilerde olağan şüpheli olabilme kapasitesidir. Yeni şüpheli dizileri icat ediliyor: Yasal yabancılar, gayri yasal yabancılar, güvenilir yabancılar, güvenilir olmayan yabancılar, güvenilir yerleşikler, güvenilmez yerleşikler ve nihayetinde tümüyle “olağan şüpheliler”: yani meşru yabancılar, gayrimeşru yabancılar, meşru yerliler ve gayri meşru yerliler. Böylece insanlar o an müdahaleye uğramasalar dahi eninde sonunda engelleneceklerine dair, kendilerine iyice gösterilen bir bilgiye sahip oluyorlar. Dahası, herkesin olağan şüpheli haline gelmesi, en sıradan olanın dahi tutuklanması, giderek herkesin zaten tutuklanması, giderek artık neredeyse hiç bir tutuklanmanın, eziyetin, işkencenin, el koymanın, ezanın sorgulanamadığı bir olağanlık haline geliyor.

Bu yeni vatandaşın sahip olabildiği ve sunmasına izin verilen tek egemenlik, daimi bir “olağan şüpheli” olarak yaşamayı kabullenmekten, yine Bauman’ın deyişiyle ortak bir iyi çabasından vazgeçmekten ibarettir. Bu “ortak iyi’nin savunulamaz bir hale gelişi, kolektif iyiye duyarsızlığı iyice belirginleşmesi; yine Bauman’a göre ancak yine kaybın içinden çıkarılacak bir öğretiyle mümkündür: Kolektif olana, ortak iyiye yönelen ahlaki sorumlulukların yeniden sesinin duyulması. Bu ahlaki ortaklık, cemaatsel bir itaat zincirinden ziyade, siyasi faili yeniden tanımlamaya yönelik bir ahlakiliktir. Sorumluklarını bilen ve sorumluluk almaktan, dayanışmaktan, yani yeniden siyasi bir fail haline gelmekten kaçınmayan bir ahlaktır.

Etik olanla, özgürlük nosyonuyla ilişkisini yeniden kuran ve birbirinden başka güveneceği kimsenin kalmadığını bilenlerin yoldaşlık ahlakıdır.

 

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…