Artı Gerçek

Kı(p)rıstan Sevgilerle


Mesela, 2004’te referanduma sunulan Annan planı kabul görseydi, yüzde 65 evet diyen Türk tarafına değil, yüzde 75 hayır diyen Rum tarafına verilecekti Maraş.

Orhan Alkaya

21 Mart Dünya Şiir Günü’nde konuşmak ve şiir okumak üzere Kıbrıs Sanatçı ve Yazarlar Birliği’nin davetiyle Mağusa’ya geldim.
Tabii, geldim demek kadar kolay olmadı gelmek. Önce izin almam gerekiyordu. Hiç sevmem bu izin işlerini, haber vermek yeter de artar çünkü. Ama 20 Temmuz’dan beri kazın ayağı öyle değil.
12 Eylül’de 1402’lik olduktan sonra pasaport vermiyorlardı. Neyse ki şimdi izin aldım.
Check-in’imi hallettikten sonra, sıra “sorgu masası”nın önünde uzanan devasa kuyruğun arkasına takılmaya geldi. Kuyrukta rastladığım birkaç arkadaşla selamlaşıp, sorgulanmak için epey süre bekledim.
Bu masa Gri ve Yeşil pasaportu olanlar ve pasaportsuz uçulan Tiflis ve Lefkoşa’ya gidecekler için kurulmuştu. Ben hem Yeşil hem Ercan’cı olarak duble sorgulanmadığım için fazla müşteki olmadan, “sürekli olağanüstü” bir halin içinde yaşamanın bıkkınlığıyla yetinerek uçağa seğirttim.
Dünya Şiir Günü ilk kez bizim arkadaşların başının altından çıkmış hayırlı bir iştir ve gene ilk kez 1996 senesinde Türkiye’de kutlanmıştır. 1997’de Gülseli İnal ile birlikte projeyi kuran P.E.N. Türkiye Başkanı Tarık Günersel tarafından Edinburgh’daki Uluslararası Kongre’ye taşınmış, kabul görmüş, UNESCO’nun 1999’da Paris’te toplanan 30. Kongresinde de benimsenerek Kültür Takvimi’ne alınmış ve bugün artık “hakikatin en güçlü arayıcısı” şiir disiplininin beynelmilel günü olmuştur.
Kadîm dostum Sina Akyol’la ve Kıbrıslı şairlerle bir araya gelmek teklifinin cazibesiyle Kıbrıs’a geldim sonunda ve kimbilir kaçıncı kez ziyaret ettiğim bu, uyumlu insanların derin çatışmalarla boğuştuğu adayı bir kez daha süzdüm.

Daha doğrusu, şair Emel Kaya’nın sahici memleketseverliğiyle üstlendiği mihmandarlık sayesinde daha da derin süzdüm.
Yakası açılmadık yerlere gittim. Adanın bittiği o haritanın sivri ucu dahil…
Fısıltıyla anlatılan hikâyeler dinledim; bir içsavaş çıkartmanın herkesçe bilinen, sadece devletlerce reddedilen taktiklerini sözgelimi…
Küçücük çocuklara komşularının evlerini yağmalatan ebeveynleri yahut…
Kıbrıs’a her gelişimde yaşadığım bungun hissi daha anlamlı buldum bu kez.
Kötülüğe maruz kalmanın yalın sözüne, Maraş’a… Dikenli tellerin ayıbını örtmek istercesine fışkıran kaktüslere, envai çeşit yeşilliğe bir baştan bir sona baktım. Fotograf çekmek yasak olduğu için uzun baktım.
Maraş, Mağusa ile Larnaka’nın arasında, 1974 sonrası tampon bölgeye dönüşen bir “hayalet şehir”. Rumcası Varosia…
Vakti zamanında yalnız adanın değil Akdeniz’in en popüler birkaç sayfiyesi arasında. Sophia Loren’in bile evi var ve bir tek o korunuyor bir de BM Barış Gücü’nün binaları ile Türkiye askerinin lojmanları ve bir karargahı.
Kalan bakiye, kurşun delikleriyle dolu binalar, korozyona uğramış birbirinden güzel evler, cephesini koruyan mabetler ve öldürücü bir sessizlik.
İnsansızlaştırılmış bir Sarajevo, bir Mostar…
Arada “yasak bölge”ye kaçan toplarını almak için çocukların açtığı, keçi yolu misali tel örgü ihlalleri de var elbette. E, Mağusa’yı çizgisel olarak ayırıyor o teller.
Sahi Mağusa’daki karga heykeli de neyin nesi? Biliyorum da söylemiyorum.
Bu adanın ıstırabı bitip tükenmez bir arka plana uzanıyor. Büyük şair Rimbaud üstadımızın insan ticareti yaptığı zaman da dahil bir esmerliği var Kıbrıs’ın.
Kiralanmışlığı da var Hong Kong misali… Osmanlı’dan Britanya’ya…
1960 Cumhuriyeti gibi kaçırılmış büyük bir şansı da var…
Kofi Annan planı gibi, Türk tarafında yüzde 65 onaylanmış, Rum tarafında yüzde 75 reddedilmiş bir şans treni de…
Mesela, 2004’te referanduma sunulan Annan planı kabul görseydi, yüzde 65 evet diyen Türk tarafına değil, yüzde 75 hayır diyen Rum tarafına verilecekti Maraş.
Ben de telörgülerin önünde, paleolitik çağdan kalma gözyaşı hokkalarını, kilden çeşmibülbülleri aramayacaktım.
Kı(p)rıs’a gelip Cizre’yi, Yüksekova’yı, Şırnak’ı hatırlamayacaktım.
E, her referandumdan, plebisitten hayırlı sonuçlar çıkmıyor.
Bundan sonrası hayırlı olur, inşallah.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…