Artı Gerçek

Referandumun 19. Maddesi

İnsan, çok uzun zamanda, meşakkatle bilgilenir; çok kısa zamanda öldürür. Öldüren değil, öldürmeye yeltenene karşı koyan olun. Yoksa katil olursunuz ve öyle kalırsınız.


...............
Benim gibi, 16 Nisan Anayasa Referandumu’nda “Hayır” diyeceğini peşinen açıklayanlar, neye, neden Hayır diyeceğini defalarca izah etti.
“Evet” diyenlerin söylediği argümanlara da katılıyorum: “Birlik İçin Hayır”, “İstikrar İçin Hayır” vb...
Bu anayasa paketinde 18 madde var.
Mesela Madde 87 şöyle değiştiriliyor: “Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek;”bölümü yok artık.
Halbuki, Anayasa Madde 7 korunuyor: “Yasama yetkisi Türk millet adına Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Bu yetki devredilemez.”
Sadece bu tenakuz bile, anayasa hazırlama yeterliliği olmayan bir kadro tarafından hazırlanmış bir anayasa değişikliği teklifiyle karşı karşıya olduğumuzu göstermeye yetiyor esasen.
Yasama organının devredemeyeceği anayasa hükmü olan bir yetkiyi cumhurbaşkanına devredip, beni enayi yerine koyup, anayasa yaptım, evet mi hayır mı, diyorsunuz.
Ben de “Hayır” diyorum.
Rousseau’nun “le contratsocial”ında (Milli Mutabakat) açımladığı kuvvetler birliği prensibi, “thermidor”a, yani herkesin herkesin kellesini aldığı bir sürece götürmüştü 1789 devrimini. 1793’e…
Dünya öğrenerek kazandı, ne kazandıysa…
Anlatmaktan yorulduğum(uz) bir referendum sürecini bir kere daha anlatmak değil niyetim.
Bir maddeye dikkatinizi çekmek istiyorum sadece:
Madde 19:
Bu madde besbelli limon mürekkebiyle yazılmış. Hani altına bir mum alevi tutmadan okuyamayacağınız türden bir madde.
Madde 19 şu:
“Çıkaracağımız anayasa değişikliği maddelerine karşı duranlara, muhalefete denlere, her türlü hakaret, küfür etme özgürlüğü statüko korunması altındadır.
Muhaliflere silahlı saldırıda bulunmak, onların (bunların da olabilir) fiziki ömürlerini ortadan kaldırmak meşrudur.”
Son paragraf CIA taktiğidir: Bir ülkeyi “çökertmek” için entelektüel zihni yokedin!
Yakın tarihimizdir, 2003 Irak işgali sırasında, Türkiye’den güçlü bir itiraz yükselmişti. Uluslararası Ceza Mahkemesi toplama fikri de bizden çıkmıştı o günlerde.
Arundhati Roy’un başkanlık ettiği son oturum da İstanbul’da yapılmıştı.
Irak’tan bir arkadaşımız gelmişti, hiç unutmuyorum. Üniversite öğretim üyesiydi, doçentti. Irak’ta entellektüellere yönelik suikastları anlattı.
“Siz büyük katliamları görüyorsunuz, oysa ülkemin aklı öldürülüyor,” diyordu. Yedi, sekiz ay kadar sonra o arkadaşımızın da ölüm haberi geldi.
Faşizm böyle birşeydir. Bir ülkeyi “çökertmek” böyle birşeydir.
250’yi aşkın sanat erbabı, ki son derece geniş spekturumlu bir listedir, Nâzım Hikmet’in “Davet” şiirinden iki mısrayla bu referandumda ne yönde oy kullanacağımızı belirttik.
“bir ağaç gibi tek ve hür / ve bir orman gibi kardeşçesine”
Yaşamak için Hayır!
Dedik.
Bir sürü de küfür işittik.
Adamın biri ana avrat düz gitti.
“Gayriahlaki filmleriyle prim yapan” dedi…
“86 yaşında bikini giyip halkın önüne çıkacak kadar kafadan çatlak” dedi…
“Aldatmanın ürünü olup olmadığı bilinmeyen biyolojik kızı” dedi…
“Ahlaksız Genco Erkal” bile dedi…
Ustalarımıza dil uzattı.
Canımıza kastettiğini dolaylı yoldan bildirdi.
Yahu, önümüzde bir sandık var, ya Evet ya Hayır diyeceğiz. Ama “seviyor-sevmiyor” usulü papatya falı açmayacağız.
Önce neden referanduma gittiğimizi, sonar referandumda oylayacağımız maddeleri anlayacağız ve hür irademizle bir karar vereceğiz.
Sana ne be adam bizim meşrebimizden. Sana meşrebini soran mı var?
Fi tarihli refiklerimizden biri de, şiirin sosyalizm övgüsü olduğunu yazmış. Eyvallah, Nâzım komünistti. Ne var, bu şiir İstiklal Harbi övgüsüdür. Denyo, desem alınır şimdi.
Memlekette ana akım medya kalmadı ya, rol çalanların birincisi, bu sabah; “Sapısilikler, esrarkeşler”manşeti attı. Ama bir başlıkları daha vardı: “Doğru düzgün bir başlıkta mı bulamadınız”.
Önce, “Sapısilikler, esrarkeşler”i, sildiler… Sonra diğer başlığı düzeltti enayiler: “Doğru düzgün bir başlık da mı bulamadınız?” karıştırıp durmuşlar. De ile da’yı bir de hiç olmayan o ta’yı…Bilmek zahmetlidir...
İnsan, çok uzun zamanda, meşakkatle bilgilenir; çok kısa zamanda öldürür.
Öldüren değil, öldürmeye yeltenene karşı koyan olun.
Yoksa katil olursunuz ve öyle kalırsınız.
Biz, Türkiyeliler, hâlâ katillerimizle konuşmaya çalışıyoruz.
Bilinsin öyleyse: Ne katilllerimize teslim oluruz, ne katil oluruz.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…