Artı Gerçek

Tercih etmek ile fark etmek

Karşınızda iki kapı vardır ya da iki yol... Bir kapıyı açarsınız ya da bir yolu seçersiniz... Aslında, ne bir kapıyı açarsınız yalnızca ne de bir yolu seçersiniz.


Satranç tahtası 64 kareden oluşur ve 32 taş 16’şardan rakiptir.

Açılışı yapan “beyaz”ın her hamlesine karşılık “siyah”ın aşağı yukarı 400 hamlelik varyasyon ihtimali vardır.

Bir müsabaka için Shannon sayısı 10 üssü 120 yani 120 milyar hamledir.

Victor Allis’in hesapladığı  varyasyon sayısı bence daha gerçekçi: 10 üssü 52 yani 52 milyar...

Peki satranç hayat mıdır?

Pekalâ hayatın küçültülmüş bir modellemesi diyebilirim.

Claude Lelouch’un “Tout une vie” (Tüm Bir Yaşam) filmini hatırlatmak isterim.

Gilbert Becaud hayranı, kahvelerine üç şeker atan zengin Sarah’la, kopuk Simon sürekli birbirlerini teğet geçerler ve ölümden sonra (Pamukkale’de, travertenlerde) “sonunda” tanışırlar. Kaçırdıkları bir “aşk” vardır.

Fransız sinemasının Atıf Yılmaz’ı Lelouch, biraz bürlesk de olsa, bu ölümden sonra finalinde, Wolf Bierman’ın sözlerini söyler bize: “Ölümden Önce Bir Hayat Vardır”.

Teğet geçmekle dikkat kesilmek arasında muazzam bir ihtimaller varyasyonu var, emin olun.

Sokakta olduğunuz herhangi bir gün boyu, yanınızdan yörenizden ne kadar çok insanın geçtiğini ve her birinin biyografileri ile orantılı bir hayat barındırdığını tahmin etmek bile hayli güçtür..

Karşınızda iki kapı vardır ya da iki yol... Bir kapıyı açarsınız ya da bir yolu seçersiniz...

Aslında, ne bir kapıyı açarsınız yalnızca ne de bir yolu seçersiniz.

Geometrik çoğalacak yolları yahut yeni yeni kapıları seçersiniz her defasında.

Diğer kapıyı ya da diğer yolu seçmediğiniz ise kesindir.

Öyleyse şu soruyu da sorabiliriz: Neyi tercih etmediğinizin farkında mısınız?

Sofokles’in 2455 yıl önce yazdığı Antigone tragedyasında, Antigone neyi seçmediğinin farkındaydı.

Sürgün Oidipus’un kızı Antigone, kardeşleri Eteokles’le Polineikes’in erk savaşında birbirlerini öldürmesini fırsat sayan Tiranların ilki, dayısı Kreon’a, kardeşi Polineikes’in gömülebilmesi için bayrak açar.

Kreon, yeni bir düzen getirmek uğruna gelenekleri hiçe saymaktadır. Eteokles’i kahraman, Polineikes’i hain ilan etmiş, gücünü yüzde elliden almaya karar vermiştir.

Eteokles törenle gömülecek, Polineikes Thebai’nin dışında kurda kuşa yem edilecektir. Pornografik bir tören...

Silopi'de uzaktan açılan ateşle vurulan Taybet İnan Hanımefendi’nin kocası da, eşinin cenazesini sokak ortasından almak için sokağa çıkma yasağına direnmişti. Onu da vurdular.

Taybet İnan’ın cenazesi 7 gün sokak ortasında kaldı, yaklaşana ateş açıldı.

İlk Tiran’dan bugüne süre giden vahşet pornografisini fark etmek önemlidir ama bir de tercih gerektirir. Hep böyledir.

Ya kabul edersiniz, bütün varyasyonlar değişir yahut etmezsiniz gene bütün varyasyonlar değişir.

KHK hükmüyle, tüm kamusal hakları ellerinden alınarak işlerinden kovulan iki eğitimci, Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, Ankara Yüksel’de sürdürdükleri açlık grevinin 67. Gününde.

5 Mayıs 1981’de, açlık grevinin 66. Gününde ölen Sinn Fein liderlerinden, milletvekili Bobby Sands, 40. günden sonra görme yetisini yitirmişti. Ziyaretçilerine, bu hal ile ilgili söylediği şudur: Ben bir tarlakuşuyum.

Tarlakuşu doğanın özgürlüğüne düşkün şarkıcılarındandır. İngilizler, o muhteşem ötüşü evlerinde dinleyebilmek için, tarlakuşunu ökseye düşürüp kafese koyarlarmış.

Kafesle barışık olmayan tarlakuşu, ince demirlere başını vura vura öldürürmüş kendini. Yunan sofistlerinin intiharı gibi.

Kurnaz İngilizler yeni bir yol bulmuş. Gözlerine kızgın mil çekmişler ökseye düşürdükleri tarla kuşlarının.

Kısa süre doğada olduğunu zanneden tarlakuşları kısa süre harikulâde şarkılarını söylüyormuş. Ama kısa süre... Ölüme kadar!

Nuriye ile Semih, Bakanlıklar’a birkaç yüz metre mesafede, açık havada haklarını arıyor ve ölüme doğru yürüyor.

Durun! diye haykırmak istiyorum. Ölmeyin!

Ne kendimde bu hakkı buluyorum, ne onların ölüm yolculuğuna arka çıkmaya içim elveriyor.

Onlara ve 150 000 civarındaki kamu görevlisine, neden kovulduklarına dair tek kelime gerekçe söylenmedi.

12 Eylül faşist darbesi sonrası 1402 sayılı kanunla kovulduğumuzda, bize de hiçbir gerekçe gösterilmemişti.

“Çalışmanızda sakınca görüldü”, o kadar! Hadi be!

Devlet ile birey arasında tercih yapmak da ciddi bir farkındalık gerektirir.

Geleceğe “birlikte” yürümek ise çok ciddi bir tercihtir ve o yolun dikensiz olduğunu kimse iddia edemez.

Jose Raul Capablanca, 1921-1927 arası dünya satranç şampiyonu... Kübalı.

Çocukluğumda onunla ilgili bir kitap okumuştum, bu yazı için aradım, bulamadım. Hatırladıklarım konuşsun...

Babasıyla köyün rahibi satranç oynarken, seyirci ufaklık Jose (6 yaşındaydı galiba) müsabakayı kaybetmek üzere olan babasına “Atı çık,” demiş. Sonuç: Pat!

Havana şampiyonluğunu 8 yaş diye hatırlıyorum, 12 yaşında Küba şampiyonu olduğunu ise biliyorum.

Notasyon bilmeyen tek dünya şampiyonudur Capablanca. Zaten 1927’de efsanevi Alexandr Alekhin’e 3-6 kaybetmesinin bence temel nedeni de budur.

Bir bakışta tahtayı okuyabilen, aynı anda 100 küsur oyuncuyla simültane maç yapabilen bu gelmiş geçmiş en büyük satranç dehasının açık kalmış arka kapısı da bu olabilir.

Arka kapımızdaki açığı kapatırsak, biz bu despot kalkışmayı önleyebiliriz.

Dersimizi iyi çalışalım.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…