Artı Gerçek

AB, iş projelere gelince insan hakları ihlallerini unuttu

Bir yandan, Türkiye'yi çağdaş, laik, demokratik, hukuk devleti ilkelerine geri dönmesi çağrısı yapıp diğer yandan bankalar eliyle mega projelerin desteklenmesi kabul edilebilir değil.



AKP iktidarlarının 2011 seçimleri öncesinde seçim meydanlarına malzeme yaptığı mega projeler adı altındaki altyapı yatırımları, o gün bugündür çeşitli tartışmalarla ve itirazlarla gündemden eksik olmuyor. Bu projeler, genellikle geniş çevresel, sosyal ve ekonomik etkilere sahip olmanın yanı sıra şeffaflıktan uzak olmaları sebebiyle de polemik yaratıyor. 

Projelere dönük en büyük eleştiri, hesap verilebilir olmaktan uzaklığı, kamusal olmakla birlikte proje sözleşmelerine, parlamenterlerin ve Meclis adına denetim yapan Sayıştayı'ın bile erişemiyor oluşu. Bu aynı zamanda AKP iktidarlarının alışkanlık haline getirdiği genel bir eğilim...

Malum, bu projelerin getirdiği mali yükler de zaman zaman gündeme geliyor ancak yeterince tartışılmıyor. Kamu ve özel sektör işbirliğiyle gerçekleştirilen bu projelerin en büyük özelliği yatırımcıya bazı ödeme ve finansman garantileri vermesi. Bunların bütçe üzerinde nasıl bir etki yarattığını gelecek dönemlerde göreceğiz. 

Bazı altyapı projelerinin kamu ve özel sektör işbirliğiyle yapılması dünyada da yaygın bir model haline geldi. Ancak, AKP iktidarı, "Cebimizden beş kuruş çıkmadan yaptırıyoruz" diye övünürken projeleri ne kadar kamu çıkarlarını dikkate alarak seçtiği ve uygulattığı aslında büyük bir tartışmanın konusu.

İşin bir diğer boyutu ise bu projelere finansmanın nasıl sağlandığı meselesi.

Örneğin, Türkiye'de çok sık gündeme gelmeyen TANAP projesinin finansmanı meselesine biraz bakmak gerekiyor. 

Uluslararası finans kuruluşlarının ve bankaların verdikleri kredilerin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini araştıran izleme örgütü Bankwatch'un bir süre önce yayınladığı, "Riskli Proje - Güney Gaz Koridoru Kime Fayda Sağlıyor" raporu, Türkiye'nin nasıl riskli bir projenin daha içinde olduğunu gözler önüne sermişti.  

3500 kilometrelik boru hattıyla Azerbaycan'dan Avrupa'ya gaz taşıyacak olan Güney Gaz Koridoru, Avrupa Birliği'nin enerji sektöründeki en yeni gözde projesi. Proje, her derde deva gibi sunuluyor: Avrupa'nın Rus doğalgazına bağımlığını azaltacak, kömürden vazgeçilmesine katkı sağlayacak ve daha yoksul Güneydoğu Avrupa'ya hem enerji hem iş getirecek. 

Bankwatch'un raporunda bununla ilgili çarpıcı bir bölüm vardı: "Avrupa'nın enerji ihtiyaçlarının güvenceye almak için otoriter Azerbaycan'a ve Türkiye'ye bel bağlamanın Rusya'ya bel bağlamaktan çok farklı olmaması bir yana, daha çok sayıda otokratı da güçlendirmenin bir yolu. Geçmişte, Bakü-Tiflis-Ceyhan gibi, Avrupa'nın desteklediği büyük boru hattı projelerinde insan hakları ihlalleri ve boru hattı güzergahlarının askerileştirilmesiyle karşılaşılmıştı, bunun bir uyarı teşkil etmesi gerekiyor. Projeyi eleştirenler, enerji güvenliğinin yolunun mega projelerden değil merkezsizleştirmeden geçtiğini ifade ediyor."

TANAP (Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi), Güney Gaz Koridoru'nun en uzun bölümü. Türkiye-Gürcistan sınırından başlayan boru hattı, Türkiye'nin 20 ilinden geçerek Şah Deniz II gaz sahası doğalgazını Avrupa'ya taşıyacak. 1850 kilometrelik boru hattının maliyetinin 10 milyar doları olması bekleniyor. 

TANAP'ın asli yüklenici şirketi kamu kuruluşu BOTAŞ, boru hattı bölümlerinin inşaatı için dört şirketle anlaştı: Limak, Yüksel, Tekfen ve Fernas. Limak, boru hattının Eskişehir ve Edirne'nin İpsala ilçesi arasındaki 459 kilometrelik bölümünün inşaat ihalesini kazandı. Fernas, TANAP'ın Gürcistan sınırındaki Ardahan'dan Erzurum'a kadar olan 375 kilometrelik bölümünü inşa edecek. Yüksel, Erzurum ve Sivas arasındaki 450 kilometrelik bölümü, Tekfen ise Sivas ve Eskişehir arasındaki 500 kilometrelik bölümü inşa edecek.

Dünya Bankası, TANAP için Türkiye'ye 400 milyon dolar ve Azerbaycan'a da 400 milyon dolar olmak üzere 800 milyon dolarlık kredileri onayladı. Türkiye tarafında, BOTAŞ'a sağlanacak bu kredi beş yıl geri ödemesiz, 24 yıl vadeli olarak ödenecek.

İşin Avrupalı bankalar kısmına bakacak olursak, son bilgilere göre, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) yönetimi, bölgedeki en tartışmalı projeye 18 Ekim'de 500 milyon dolarlık kredinin projeye verilip verilmeyeceğini oylayacak. Kredinin bu bölümünün Azerbaycan devlet şirketi Southern Gas Corridor şirketine verilmesi öngörülüyor.

Bu arada, gelecek hafta içinde de Avrupa Yatırım Bankası (EIB) yönetimi TANAP projesini görüşecek. Kredinin hem BOTAŞ hem de Southern Gas Corridor şirketine verilmesi planlanıyor. Kredi miktarı hakkında bilgi yok. Zira, yine gelen bilgilere göre, daha önce Avrupa Yatırım Bankası'nın sitesinde 1 milyar euro olarak belirtilen miktar bilgisi, nedense bir süre sonra bankanın internet sitesinden kaldırılmış. 

Normal şartlarda ekolojik, sosyal, toplumsal ve ekonomik etkileri ÇED raporlarıyla ortaya konmamış, tartışmalı, belirtilen kamu yararı son derece muğlak projelere Avrupalı bankaların finansman sağlaması söz konusu olamaz. 

Diğer yandan, Almanya başta olmak üzere Avrupalı muhataplarıyla sürekli gerilim yaşayan Türkiye'ye iş mega projelere gelince kesenin ağzını açmak da süreçle bağdaşmıyor. Bir yandan, Türkiye'yi çağdaş, laik, demokratik, hukuk devleti ilkelerine geri dönmesi çağrısı yapıp diğer yandan bankalar eliyle mega projelerin desteklenmesi kabul edilebilir değil. 

Yakın zamanda Avrupa Komisyonu'nun Ulaştırmadan Sorumlu Üyesi Violeta Bulc, yapımı sırasında ve tamamlandığında çevreye vereceği zararlarla ilgili kamuoyunda çokça tepki alan, çevre örgütlerinin tahribatlarıyla ilgili bir çok rapor yazdığı 3. havalimanı inşaatını öve öve bitirememişti.

Artık Avrupa'nın Türkiye'den demokrasi, ifade özgürlüğü, hukuk devleti alanlarında pek bir beklentisi olmadığından, sadece bu projeler üzerinden Avrupalı şirketlere iş yaratma, yerli ortaklarla ihale kapma, para kazanma ağır basıyor olsa gerek. Yoksa bu popülist yaklaşımın, geleceği belirsiz yatırımlara milyarlar dökmenin başka bir açıklaması mümkün değil.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…