Artı Gerçek

Bir çağ yangını: Kapitalosen

Şimdi insanlık, yeni bir yokoluşu eşiğinde. Bilim insanlarına göre, dünya altıncı kitlesel yokoluşa doğru gidiyor. Bunun temel sebebi ise insanın dünya üzerindeki faaliyetleri.



Planet Earth, Life, Africa gibi önemli BBC belgesellerinin yaratıcısı ve anlatıcısı, doğa bilimci 92 yaşında Our Planet isimli yeni bir belgeselin çalışmalarını sürdüren Sir unvanlı David Attenborough, “insan bu dünyanın vebasıdır” demişti birkaç yıl önce.

Yeryüzündeki doğal kaynaklar ve insan toplulukları benzeri görülmemiş biçimde geri dönülmez bir tahribata sürükleniyor.

İngilizlerin kendisinden “national treasure” yani “ulusal değer” diye bahsettikleri Attenborough, birkaç hafta önce BBC’ye verdiği bir röportajda şunları dile getirmişti:

“İklim değişikliğinin dünyaya etkileri hakkında konuşmaya başlamamın üzerinden 20 yıl geçti. Koşullar tahmin ettiğimden çok hızlı gelişti. Bu çok korkutucu gelebilir ama bilimsel kanıtlar gelecek 10 yıl içinde ciddi bir eylemde bulunmazsak, doğal varlıklarımızın ve topluluklarımızın çöküşüne karşı geri dönüşü olmayan zararlarla yüz yüze kalacağımızı gösteriyor.”

Guardian’da yer alan sözlerinde ise, “93 yaşına geliyorum ve önümde çok uzun bir zaman yok. Anlatacak çok fazla zamanım kalmadı. Genç insanlar deneyimsiz olabilirler ancak ileri görüşlüler. Etrafta olup bitenleri daha net şekilde görebilirler. Benim neslim olanları anlamak için iyi bir örnek değil. Eğer gençlerle ilerleme kaydedemezsek bittik. Hayatta kalmak istiyorsak başka seçeneğimiz yok. Omuzlarımızın üzerinde ahlaki bir sorumluluğumuz var, eğer bunu kabul etmezsek utancımız çok derin olur” diyor.

İsveçli Greta Thunberg’in başlattığı okul grevlerinin pek çok ülkede Fridays For Future (Gelecek için cuma günleri) hareketi olarak devam etmesi, iklim krizine karşı acilen harekete geçilmesine dikkat çekmek için sürdürülen Extinction Rebellion (Yokoluş İsyanı) sivil itaatsizlik eylemleri aslında Attenborough’ın işaret ettiği gençlerin meseleyi çoktan sahiplendiğinin göstergesi.

Attenborough, yine yakın zamanlarda yaptığı bir konuşmada, “Holosen çağı sona erdi. Artık Cennet Bahçesi yok. Dünyayı o kadar çok değiştirdik ki, bilim insanları yeni bir jeolojik çağda olduğumuzu söylüyorlar: Antroposen yani insanların çağı” demişti.

Antroposen (antropocene) çağı, yani insanların çağı. Antroposen, Yunanca’da insan anlamına gelen “antropos” kelimesine jeolojik çağları imleyen “-cene” ekinin eklenmesiyle elde edilen bir terim.

Bilim insanları, epeydir insanın dünya üzerinde büyük etkide bulunduğu yeni bir jeolojik çağa girildiğini söylüyor. Yapılan çalışmaların önemli bir kısmı insanoğlunun yerkürede jeolojik bir döneme adını verebilecek kadar iz bıraktığı yönünde.

Çünkü, sanayi devriminden bu yana insan faaliyetlerinin yerkürenin iklimini çok hızlı bir şekilde değiştirdiğine, canlıların yaşam alanlarının da buna paralel olarak yok olduğuna vurgu yapan bilim insanları altıncı büyük kitlesel yokoluşun çoktan başladığına dikkat çekiyor. Hayvan ve bitki türleri hızla yokoluyor.

İnsanlara dünyada kendilerini endişelendiren meseleler sorulduğunda, iklim krizi nadiren listenin başında geliyor. Bu şaşırtıcı değil ama iklim krizinin geldiği nokta göz önüne alındığında bu kabul edilebilir bir durum da değil. Geleceğe dair bilinmezlik ve kontrol edilemezlik insanları “yokmuş gibi” davranmaya yöneltiyor olabilir.

Son yarım milyar yılda tam beş defa kitlesel yokoluş yaşandı, bu beş büyük yokoluş, dünya üzerindeki canlı türlerinin büyük bir bölümünün (yüzde 80 ile yüzde 96 arasında) soyunun tükenmesine neden oldu. Ancak, bir farkla diğer yokoluşların hepsi doğal yollarla oldu.

Şimdi insanlık, yeni bir yokoluşun eşiğinde. Bilim insanlarına göre, dünya altıncı kitlesel yokoluşu doğru gidiyor. Bunun temel sebebi ise insanın dünya üzerindeki faaliyetleri. Altıncı büyük kitlesel yokoluş evresi insanoğlunun soyunun da tükenmesine sebep olabilir. Bir anlamda, insanlık son 150-200 yılda yarattığı “kendi dünyasının” kurbanı oluyor. İnsan kendi eliyle yaşadığı dünyayı başkalaştırıyor, yok oluşa sürüklüyor. Bir devri bundan daha iyi anlatacak bir tanım yoktur herhalde.

Ancak, antroposen çağı kavramını farklı biçimde ifade ederek kapitalosen (capitalocene) demeyi tercih edenler de var. Ekoloji tarihçileri Lund Üniversitesi'nden Andreas Malm ve Binghamton Üniversitesi’nden Jason Moore kapitalosen yani sermaye çağı demeyi uygun bulanlardan. Kapitalizmin dünyaya neler ettiğinin, dünyayı nasıl bir tehditle karşı karşıya bıraktığının bir çağa verdiği isim.

Malm ve Moore, iklim değişikliğinin ve beraberinde getirdiği iklim krizinin bugün geldiği noktanın temelinde 19’uncu yüzyılda başlayan fosil yakıtlara dayanan sanayileşme hamlesinin olduğunu söylüyor ki, bu da gayet anlamlı. Sanayileşme hamlesiyle başlayan fosil yakıtlara dayanan ekonomik büyüme ve kalkınma modeli, sermayenin genişledikçe yeryüzünde delik deşik edecek yer arayışı, atmosfere saldığımız zehirli gazlar, madenlere, petrole, kömüre, plastiğe dayalı üretim ve tüketim modelinin hızla gelişmesi bu terimin temelini oluşturan ana faaliyetler.

Öte yandan, içinden geçmekte olduğumuz çağa sadece uygun bir isim bulmakla yetinmeyen bilim insanları bu dönemde yaşananların en iyi nerede görülebileceğini de bulmak istiyor. Nükleer bomba denemelerinin sonucu ortaya çıkan radyoaktivite, mikroplastik yoğunlaşması, tonlarca çöpün yıllardır döküldüğü alanlar ya da nehirlerdeki kirlilik bölgelerinde çalışmalar yürütülüyor.

Capitalosen kavramını kullananlardan Andreas Malm, iklim mücadelesinini daha fazla büyümesi gerektiğini, dünyanın dört bir yanında fakrlı grupların şimdiye kadar görmediğimiz bir ölçekte birbirine bağlı olması gerektiğini aksi takdirde fosil sermayeye karşı başka türlü mücadele edilemeyeceğini söylüyor.

Aslında Malm’ün işaret ettiği o örgütlü iklim krizine karşı mücadele tüm değişik halleriyle sürüyor. Hatta önemli bir kazanım bile elde edildi. Haftalardır İngiltere’de süregelen Extinction Rebellion sivil itaatsizlik eylemleri, geçen hafta önemli bir sonuç verdi. İngiltere’de Avam Kamarası’nda İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in talebine olumlu yanıt veren milletvekilleri İngiltere’nin parlamentosunda iklim ve çevre için acil durum yani, bir nevi olağanüstü hal ilan ilk ülke olmasını sağladı.

Paris İklim Anlaşması’nı bile hala imzalamamış Türkiye için bunlar hayal elbette ama yokoluşa hepimiz birlikte sürükleniyoruz, kimsenin istisnası yok…

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…