Artı Gerçek

Efemçukuru Altın Madeni’ne karşı 10 yıllık mücadele: Yalnız Efe 3 kilo dosyayla AİHM’e gitti

Kanadalı Eldorado Gold’un uzantısı Tüprag’ın işlettiği Efemçukuru Altın Madeni’ne karşı hukuk mücadelesi sürerken, Yalnız Efe Ahmet Karaçam’ın hak arayışı artık AİHM’de sürecek…


Birazdan anlatacağım çevre ve yaşam alanlarına dair mücadelenin detaylarını telefonda dinlerken aklımda yankılanan cümle, Nietzsche’nin “Umut en büyük kötülüktür, işkenceyi uzatır” sözü oldu. 

Tek başına umut edip beklemek bir kabulleniş, bir ızdırap gibi gibi görünebilir ancak umut ederken gerçekleşmesini istediğiniz şeyler için ne kadar mücadele ettiğiniz, ne kadar usanmadan direnç gösterdiğiniz de önemlidir. 

Umut, mücadele, direniş ve dayanışma son dönemlerde bugüne kadar hiç olmadığı kadar ekoloji mücadelesi içinden yükseliyor. Umut en çok ekoloji mücadelesi için önem kazanıyor.

Türkiye’nin son haftalarda ekoloji gündemindeki en önemli konu malum altın madenciliği. Her ne kadar Çanakkale ve Kütahya gündemden düşmese de, Türkiye’de halen işler durumdaki altın madenlerini, havayı, suyu, toprağı, canlıları zehirleyen altın madencilerine karşı bıkmadan usanmadan verilen hukuk mücadelesini hatırlamakta fayda var. 

Size İzmir’in Menderes ilçesindeki Efemçukuru Altın Madeni’ne karşı verilen uzun soluklu hukuk mücadelesini özetleyerek anlatmaya çalışacağım.

Efemçukuru Altın Madeni, Tüprag Metal Madencilik tarafından işletiliyor. Tabii ki bu şirketin de arkasında bir Kanadalı var. Tüprag Metal Madencilik, Eldorado Gold Corporation’ın uzantısı. Burada Eldorado ile ilgili ufak bir parantez açmak gerek. 

Bugün Çanakkale Kirazlı’da Vicdan ve Su Nöbeti’nin devam ettiği, 200 bin ağaç kesen bir diğer Kanadalı Alamos Gold’un Kirazlı Altın Madeni ruhsatı ilk kez 1987’de Eldorado Gold tarafından alınmış. 1989’da şirket hissesinin yüzde 50’sini 3 milyon dolara Newmont Goldcorp’a sattı ve daha sonra bu ruhsatları terk ederek, ibreyi İzmir’e çevirdi.

Efemçukuru Altın Madeni, İzmir'in içme suyu ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan Tahtalı Barajı koruma alanı sınırında yer alıyor. Maden aynı zamanda yaklaşık 200 bin kişinin içme suyu ihtiyacını karşılamak için projelendirilen Çamlı Barajı'nın da mutlak koruma alanı içerisinde bulunuyor. 

Geçmiş yıllarda Devlet Su İşleri (DSİ) bunu projelendirmiş ve DSİ bunu İZSU’ya (İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi) dolayısıyla İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne devretmiş. Belediye de bunu stratejik plana işlemiş. Ancak ne zamanki burada Efemçukuru Altın Madeni sahneye çıkıyor, o gün bugündür o içme suyu barajının yapılması engelleniyor. 

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni Başkanı Tunç Soyer’in bu konuda bilgisi var mı? Önümüzdeki günlerde herhangi bir adım atılacak mı? Bunlar da önemli…

Efemçukuru’nda 1 Haziran 2011’den bu yana altın madeni işletmeciliği yapılıyor. Efemçukuru Altın Madeni’nin İzmir’in su havzası için büyük risk yaratacağı şimdiye kadar pek çok bilimsel raporla belgelendi, bu raporlara dayanarak mahkemelerce pek çok karar verildi. 

Buradaki altın işletmesine karşı en büyük hukuk mücadelesini verenlerden biri Avukat Arif Ali Cangı. Konuyla ilgili kendisinden aldığım bilgi ve değerlendirmeleri aktarıyorum:

“İzmir için büyük tehlike yaratan bu işletme kapasite artırımına gitti. 10 yılda 250 metre derinliğe kadar inerek 2,5 milyon ton cevher işlemeyi planlarken, işletme süresini 17 yıla çıkaran, 500 metre derinliğe kadar inen, toplam 8,5 ton cevher işletmeyi öngören yeni bir proje hazırladı. Kapasite artırımına ilişkin bu projeyle maden işletmesinde mevcut koşullarda oluşacak 2,2 milyon ton kuru atığın 7,6 milyon tona çıkması, bu atıkların 14,57 hektar alana depolanması, 600 bin ton olan pasanın 3,2 milyon tona ulaşması ve 13,76 hektar alana depolanması öngörülüyordu. Kapasite artırımına ilişkin projeye Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Aralık 2012’de ÇED olumlu kararı verildi. 

Açılan davanın ilk aşama yargılamasında keşif yapıldı, bilirkişiler pasadan, flotasyon atığından, yan kayaç ve ekonomik olmayan kayaçlardan, gözlem kuyularından örnekler aldı. Örnekler İzmir Yüksel Teknoloji Enstitüsü Laboratuvarı’nda analiz edildi. Analiz sonucunda arsenik, kadmiyum, bakır, kurşun, mangan, nikel, selenyum, kükürt, çinko elementlerinin dünya kabuk ortalaması (DKO) seviyelerini aştığını tespit eden 107 sayfalık bilirkişi raporu hazırlandı. Raporun ardında kapasite artırımı “ÇED olumlu” belgesinin iptaline karar verildi. 

Ancak bu karar, analizlerin yapıldığı İzmir İleri Teknoloji Enstitüsü Laboratuvarı’nın akredite olmadığı gerekçesiyle Danıştay tarafından bozuldu. Karar doğrultusunda Haziran 2017’de maden sahasına keşfe gidildi, ancak yeni bilirkişiler hazırlıksız geldi. Davacılar mahkemenin yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi kararı almasını talep etti. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Tüprag yetkilileri örnek alınmasına karşı çıktı. 

Gerekli incelemeler yapılmadan, analiz için örnek alınmadan keşif tamamlandı. Eksik yapılan keşiften dört ay sonra bilirkişi raporu verildi. Danıştay’ın yeterli bulmadığı 107 sayfalık bilirkişi raporuna karşı, sadece ÇED raporu ve davalı tarafın sunduğu dilekçelere dayanan hiçbir bilimsel inceleme ve değerlendirme içermeyen yedi sayfalık bir belge rapor olarak sunuldu. 

Yapılan itirazlara rağmen davanın reddine karar verildi. Yargılamanın ikinci aşaması bu şekilde tamamlandı.

Kararın temyiz edilmesiyle Danıştay 14’üncü Dairesi davacıların lehine bozma kararı verdi. Kararda özetle, “Raporda, dava konusu proje kapsamında öngörülen kapasite artışının çevresel etkilerine ayrıca yer verilmediği gibi; temyiz dilekçesinde de belirtildiği üzere, keşif esnasında davacılar tarafından pasadan, kuru atıklardan, yüzeysel ve yeraltı sularından örnekler alınıp tahlil yapılması istenildiği ve bozma kararından önce hazırlanan bilirkişi raporunda, bu şekilde elde edilen numunelerin analiz raporlarına ilişkin değerlendirmelere de yer verildiği halde; keşif esnasında numune de alınmadan hazırlandığı; bu haliyle raporun, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır” ifadelerine yer verildi.

Yargılamanın üçüncü aşamasında, mahkemece yeniden keşif ve bilirkişi incelemesine karar verildi. Bozulan kararın dayanağını oluşturan keşif ve bilirkişi raporunun usul ve yasaya aykırı olmasının sorumlusu olan bilirkişilerin yeniden seçilmesine 6754 Sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun düzenlemelerine dayanarak, davacı taraf Şubat 2019’da itiraz etti, ancak mahkeme itirazı kabul edilmeyerek Mart 2019’da bir kez daha yasal usuller yok sayılarak keşif icra edildi. Danıştay’ın son bozma kararını karşılamayan usul ve yasaya aykırı keşif sonunda bilirkişilerce düzenlenen objektif olmayan, bilimsellikten uzak 29 sayfadan ibaret bilirkişi raporu Temmuz 2019’da tebliğ edildi. Şimdi, Danıştay'ın son bozma kararından sonra yapılan keşfe ve tebliğ edilen rapora da itiraz ediliyor. 

İtirazın temellerini bilirkişilerin objektif olmaması, bilimsel davranış sergilememeleri, son bilirkişi raporunun alınan örnekler ve analiz sonuçları açısından yetersiz oluşu, flotasyon atıklarına (kuru atık) yönelik örnek alımı ve ilgili parametrelerin analizlerinin yetersizliği oluşturuyor.”

Gördüğünüz gibi, Türkiye’de çevre ve yaşam alanları mücadelesi uzun soluklu, çok sıkı takip ve ısrarcılık gerektiren bir mücadele alanı. 

Efemçukuru Altın Madeni’ne karşı devam eden tüm bu hukuki süreçle ilgili bir parantez daha açmak gerek.

Bu madene ilk verilen ÇED iznine karşı açılan dava iç hukuk yollarının tükenmesi üzerine tam bir yıl önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınmıştı. 

Adil yargılanma ve sağlıklı çevrede yaşama hakkının ihlal edildiği vurgulanan AİHM dilekçesinde, yıllar süren hukuk mücadelesinden bahsedilerek, bu süreçte yukarıda özetlemeye çalıştığım yanlı ve bilimsellikten uzak bilirkişi raporlarına, şirkete kapasite artırımı için verilen yeni izinlere dikkat çekilmişti. 13 yılı bulan yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği belirtilmişti. 

Şimdi Cangı’nın aktardığına göre, AİHM Efemçukuru dosyasını ciddiye alarak kabul etti ve inceleme başladı.

Burada bir diğer hukuk mücadelesi de Yalnız Efe lakaplı Ahmet Karaçam’a ait. 

Efemçukuru Altın Madeni’ne karşı 10 yıldan fazla bir süredir tek başına mücadele eden Karaçam, “mülkiyet hakkının sınırlandırıldığı” gerekçesiyle AİHM'e başvuruldu. Karaçam’ın da avukatı olan Cangı, acele kamulaştırma kararı sebebiyle 2008’den bu yana Karaçam’ın pek çok davayla muhatap olmak zorunda kaldığını, bu sürede üzüm bağlarına el konacağı kaygısıyla bağlarıyla ilgilenemediğini, buraların kuruduğunu ve gelir kaybına uğradığını ifade etti. 

Karaçam, 10 yıllık mücadele sonunda Bakanlar Kurulu’nun altın madeni için çıkardığı “acele kamulaştırma” kararını iptal ettirmeyi başardı ancak taşınmazlarının üzerindeki kamulaştırma şerhi tapuda kaldırılmadığı için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak, Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu reddetti. 

Bunun üzerine birkaç gün önce hem Efemçukuru Altın Madeni mücadelesine hem de Karaçam’ın hukuk arayışına dair 3 kiloyu bulan dosyalar AİHM’e gönderildi. Yalnız Efe’nin hukuk mücadelesi artık başka bir zeminde ilerleyecek.

Umut tek başına çaresizliğe dönüşebilir, umudu inançla, mücadeleyle, sabırla, dayanışmayla büyütürseniz, kendinizi ve etrafınızdakileri ayakta tutabilirsiniz… 

Umudumuzu yükselten ekoloji mücadelesindeki dayanışmanın büyümesi dileğiyle…

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…