Artı Gerçek

Artık Ortadoğulu olduk!

Tek Adam hükümranlığı, hukuksuzluk, iş cinayetleri, adam kayırma, rüşvet, baskı, alavare dalavere artık Türk Standartları Enstitüsü'nden onaylanmış normlar haline geldi.


Merhaba,

Bu toplantının duyuru posterinde konu olarak ''Ortadoğu'da Durum'' denmiş. Oysa ki Ortadoğu çok geniş bir bölge, çok aktörlü, çok boyutlu ayrıca çok karışık bir bölge.

Ortadoğu'nun tümünü bir tek toplantıda ele almak mümkün değil. Bu nedenle ben bugün Kürt meselesi bağlamında daha çok Suriye açısından önemli bulduğum bir kaç noktaya değineceğim.

Önce bir terminoloji sorunu: Ortadoğu? Neden Ortadoğu? Nerenin ortadoğusu? Bu ibare, Avrupamerkezli ve Avrupamerkezci bir deyim. Mezopotamya, Avrupa'nın orta doğusu. İşte Çin'e, Hindistan'a da Uzak Doğu diyor Avrupalılar. İlginçtir, sordum, Araplar da ''Şark el Awsat'' yani Ortadoğu diyor.

Ortadoğu aslında, İngiliz ve Fransız kolonyalistlerinin Osmanlı İmparatorluğu'nun çökmesiyle petrol kaynaklarını barındıran Arap topraklarını ele geçirmesi, paylaşması ve kendilerine sadık yerli işbirlikçileri iktidara taşımasıyla oluşan bir bölge. Her türlü satış ve kiralama eylemi mübah.

Her sözcüğün siyasi, ideolojik bir anlamı, yansıması var. Mesela yolda tanıdığınız birine rastladığınızda ne dersiniz? ''Merhaba'' dersiniz. Ya da ''Selamün aleyküm'' dersiniz değil mi? Belki de ''Hello''. Bu üç farklı sözcük üç farklı dünya görüşünün ifadesi.

Ya da Türkçe resmi dilde Kürtlerin yaşadığı bölgeye Güney Doğu Anadolu deniyor. Neden ve nereye göre Güney Doğu Anadolu? Belli. Ankara'nın güney doğusu. Çünkü Türk resmi zihniyeti, Kürt bölgesini de başkente göre adlandırıyor. Kerteriz olarak başkenti alıyor. Oysa ki Kürtler, Türkiye'de Kürtlerin yaşadığı bölgeye, Kuzey Batı Kürdistan ya da Bakur adını veriyor. Bakur, Kürtçe Kuzey demek. Çünkü Kürtler de bölgeleri, 1946 yılında Cumhuriyet kurup kısa süre ayakta kalabilen Mehabad'ı coğrafi kıstas alarak alıyor. Başur var, Güney demek, Irak Kürdistanı, Rojava da yani Suriye Kürdistanı da Batı demek, bir de İran Kürdistanı'na Kürtler Rojhilat yani Doğu diyor.

Ortadoğu'da 1948'den 2000'lerin başına kadar temel mesele, Filistin-İsrail meselesiydi. Artık yaklaşık 20 yıldır Ortadoğu'da temel sorun Kürt meselesi. Bu konu, sadece Kürtlerin yaşadığı Türkiye, Suriye, İran ve Irak'ta değil dünya çapında, Washington'da, Moskova'da, Brüksel'de de gündemin en üst sırasında.

Celal Başlangıç, Kürt meselesinin Türkiye'deki son durumunu, gelişmeleri birazdan ayrıntılı olarak anlatacak. Ben Suriye üzerinde duracağım. Ağustos ayında, Celal'le birlikte yaklaşık bir hafta on günlük bir turnede Süleymaniye, Erbil ve Kamışlı'da röportajlar yaptık. Özellikle Suriye'nin Kürt bölgesinde siyasi yetkililerle, sokaktaki insanlarla görüştük. İzlenim ve değerlendirmelerimizi Artı Gerçek sitesinde 4 günlük bir yazı dizisinde  aktardık. Artı TV'de de 2 kez 45 dakikalık programda çektiklerimizi yayınladık.

Suriye, Türkiye için bir kaç  açıdan önemli:

- Türkiye'nin en uzun sınırı Suriye ile. 911 kilometrede. Antakya'dan başlıyor, Cizre'ye kadar gidiyor.

- Türkiye'nin Kürt ve Arap dünyası ile bu sınır boyunca en yoğun ilişkide olduğu ülke Suriye.

- İnişli çıkışlı da olsa Ankara-Şam ilişkileri hep önemli.

- Suriye'de Arap Baharı ile patlak veren 2011'de başlayan iç savaş Türkiye'nin bir yandan müdahaleci dış politikaları nedeniyle sınır ötesi operasyon ve saldırılarının artmasına neden oldu, bir yandan da ülkenin nufus haritasını ve kompozisyonunu değiştirdi çünkü yaklaşık 4 milyon Suriyeli Türkiye'ye gelip yerleşmek zorunda kaldı,

Suriye, bir çok açıdan aslında Ortadoğu'nun minyatür bir eşantiyonu gibi. Ortadoğu'da ne varsa neredeyse hepsi Suriye'de var: Etnik ve dini gruplar, İslamcılık, diktatörlük, alavere dalavere, istihbarat tutkusu, bazen gün içinde değişen siyasi güç dengeleri... vs...

Ünlü bir deyiş vardır: Ortadoğu'da sabah Devlet Başkanları, Krallar, Emirler, Prensler, Veliaht Prensler... danışmanlarını çağırıp sorarmış: Bugün müttefiklerim kim? Düşmanlarım kim?

Peki, Suriye'de bugün ne oluyor? Genel hatlarıyla aktarmaya çalışacağım. Suriye üzerinde tam tamına 8 siyasi ve askeri güç egemenlik/iktidar savaşı veriyor. Sayıyorum: Esad rejimi, Kürtler, Cihadçılar, ABD, Rusya, İran, Türkiye ve İsrail.

Bunlardan sadece Esad rejimi ve Kürtler Suriye'nin ''milli ve yerli'' unsurları, Cihatçıların sadece bir kısmı Suriyeli, gerisi Kafkaslardan, Çin'den, Malezya'dan, Batı Avrupa'dan ve bölge ülkelerinden gelen silahlı militanlar.

Suriye'deki durum şu: Bu 8 aktör, üst üste konmuş 8 satranç tahtasında oynuyor. Ne var ki oyunun kuralları duruma göre değişebiliyor. Mesela piyonlar kimi zaman geriye hamle yapabiliyor ya da Kale diyagonal yönde ilerleyebiliyor. Dahası, bir oyuncunun bir tahtadaki hamlesi, diğer 7 tahtada aynı hamle olarak gerçekleşmiyor. Karmakarışık bir durum yani...

PYD terörist mi? PKK'nin Suriye kolu mu?

Türk resmi söyleminde Suriye'nin en büyük Kürt partisi olan PYD sürekli olarak PYD/PKK olarak anılıyor ve terörist örgüt olarak tanıtılıyor.  Oysa ki başta ABD, Rusya ve AB olmak üzere bütün büyük siyasi güçler, PYD'yi hem siyasi hem de askeri olarak destekliyor. Sebebi de basit: Suriye'de IŞİD'e karşı en etkili ve en başarılı sonuç alıcı mücadeleyi PYD, daha doğrusu PYD'nin askeri kolları YPG ve YPJ verdi. PYD'yi terörist olarak niteleyen sadece Ankara ve IŞİD var. IŞİD'i terörist olarak nitelemeyen siyasi güç de, Davutoğlu'nu saymazsak, pek yok.

Erdoğan ve Türk egemen medyası Suriye'nin, yüzölçümü olarak yüzde 30'unu ama enerji özellikle de petrol kaynaklarının yüzde 70'ini elinde tutan Kürtlerin egemen olduğu Rojava'yı terör yuvası olarak niteliyor ve buranın temizlenmesi gerektiğini ilan ediyor. Halbuki Afrin'in işgaline kadar YPG/YPJ, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ya da T.C. yurttaşlarına bir tek kurşun bile atmadı. 2011'den sonra IŞİD'i bölgelerine sokmayan Kürtler, Rojava'da hiç bir terör eylemi gerçekleştirmedi.

Aslında hiçbir devletin sınır komşusunu tayin etme hakkı yok. Ama Erdoğan, özellikle içeride durum kötüye gittiğinde, ekonomik kriz her geçen gün gözle görülür hale geldiğinde, güvenlik bahanesiyle geleneksel Kürt karşıtlığıyla birlikte terörizm adı altında PYD'yi gündeme getiriyor ve savaş tamtamları çalıyor. Türkiye'deki ya da Suriye'deki Kürtlerin ülkedeki ekonomik krizde hiçbir sorumluluğu olmamasına rağmen, Kürt karşıtı askeri operasyon ve saldırılar askeri harcamaların artmasına neden olduğu için ekonomik krizi derinleştiriyor.

Gelelim kısaca PYD ile PKK arasındaki ilişkilere. Konuyla ilgilenen herkes bu iki örgütün de aslında Abdullah Öcalan'ın felsefesinden ve fikirlerinden etkilendiğini biliyor. Ama yakınlık sadece bu alanla sınırlı. Çünkü PKK ile PYD arasında organik bir ilişki yok. Ne PKK, PYD'ye talimat verebiliyor, ne de PYD, PKK'ye. İki partinin kendine has bağımsız yönetimleri, kendilerinin saptayıp uyguladıkları politikalar var. Bakın size başka, farklı bir örnek vereyim: Kuzey İrlanda'da IRA ile Sinn Fein var(dı). IRA, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu, yani silahlı kol, Sinn Fein de Parlamento'da temsil edilen yasal bir parti. Ama bu iki örgütün arasında organik bağ vardı. Çünkü IRA'dan 3, Sinn Fein'den 3 kişinin oluşturduğu gizli bir Merkez Konseyi bu iki örgütü yönetiyordu.  

PKK ile PYD ilişkisi... Dünyanın çeşitli ülkelerinde sosyal-demokrat partiler mevcut. Biliyorsunuz, Türkiye'de CHP, Fransa'da Sosyalist Parti, Almanya'da SPD, Yunanistan'da PASOK...vs...  Şimdi hiç kimse kalkıp da ''CHP, SPD'nin Türkiye koludur'' demiyor.

Son noktaya değinip bitireceğim: Yeni Osmanlı Diplomasinin İflası!

Ankara, 1923'den 2002'ye yani AKP'nin iktidara gelişine kadar Ortadoğu'da bence son derece temkinli ve akıllı bir politika izledi. Kemalist diplomasi, Şeyhlerden, Krallardan, Emir ve Veliaht Prens'lerden uzak durdu.  Kemalist diplomasi - Kemalizmi beğenin ya da kınayın- Mısır'la düzeyli ve sınırlı bir ilişki kurmuştu, bir de ABD'nin baskısıyla İsrail ile normal diplomatik ilişkiler yürütmüştü. Mustafa Kemal'in bizzat kendisi ve kurmayları ile hem Osmanlı hem Cumhuriyet döneminde diplomatlık görevinde bulunmuş şahsiyetler, Ortadoğu'nun ne menem bir bataklık olduğunu bildikleri için, bölgede kasıtlı olarak mesafeli, ciddi belki de soğuk bir diplomasi yürütmüşlerdi. Tabii şunu da unutmamak lazım ki, Türkiye o dönemde yüzünü Arap-İslam  dünyasına değil Batı'ya, Avrupa'ya dönmüştü.

Kendisini dahi sanan bir akademisyen, danışmanlıktan Dışişleri Bakanlığı'na oradan da Başbakanlığa yükselmişken, şimdilerde adı sanı duyulmayan eski bir politikacı oldu sadece. Bu şahsiyet ''Komşularla sıfır sorun'' politikasının mucidi idi. Ama halen Türkiye'nin özellikle sınır bölgelerinde sıfır komşusu var!

Şimdiki iktidar, eski Kemalist diplomatlar için ''Monşerler'' filan diyor ve onları aklınca aşağılıyor. Bugün Hariciye'de doğru dürüst Arapça bilen Büyükelçi yok, ayrıca Türkiye'de ciddi yani bilimsel kriterlerle çalışan bir Arap Kültür Merkezi de yok.   

Erdoğan'ın mezhepçi, saldırgan, Yeni Osmanlıcı politikaları, iflah olmaz, sürekli, kalıcı ve katı Kürt karşıtlığı ile birleşince ortada sadece kan, barut kokusu ve bombalanmış mahalleler kalıyor. Ankara'nın Suriye politikası iflas etti. Bu iflas sonucu yüzbinlerce insan öldü. Türkiye, bölgede ve uluslararası camiada, güven duyulmayan, ikili üçlü oynamaya çalışan, rehin almayı sürekli politika haline getiren bir devlet haline geldi. Kaşıkçı vakası da bunun başka bir örneği.

Türkiye sonuç olarak bir Ortadoğu ülkesine haline geldi. 

(*) Bu metin 4 Kasım Pazar günü, Rotterdam/Rijnmond'da, Hollanda Türkiyeli İşçiler Federasyonu ile Alevi Kültür Merkezi'nin ortaklaşa düzenlediği ''Ortadoğu'da Durum'' başlıklı panelde yapılan konuşmanın düzenlenerek yazıya dökülmüş versiyonudur. Celal Başlangıç'ın da konuşmacı olduğu paneli Füsun Erdoğan yönetti.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…