Artı Gerçek

İktidar çözülürken muhalefet?

İçeride ve dışarıda dağılmaya başlayan Reis’in rejimi negatif sinyaller veriyor. 23 Haziran sonrası yeni saflaşmada muhalefet nasıl yapılanıp konumlanacak?


Önce diplomatik alandan başlayalım. Dört önemli olay:

- İBB seçim hezimetinin ardından sahneye çıkamayan Erdoğan’ı TV ekranlarında ilk kez taa Osaka’da gördük. Mizansen garipti. Üçgenin tepesinde iki lider, eşkenar hatlarda da iki heyet üyeleri Menemen testisi gibi dizilmiş. Sonra da Trump’un Türk heyetini dalga geçerek aşağılayan konuşması. ‘’Siz sahtesiniz, siz kurgusunuz, artistsiniz hatta dublörsünüz’’ demeye getirdi. Tercüme incelikleri bir yana, Türk heyeti pişmiş kelle gibi sırıtıyordu orada. Erdoğan, birdenbire Amerikan muhibbi kesildi, stratejik ortaklıktan filan dem vurdu. Ankara’da ABD’ye esip gürleyen kaplan gitmiş yerine süt dökmüş kedi gelmişti. Aklınca Trump’u ikna ederek S400 alımına karşı Washington’un yaptırımlarını engelleyecekti. Oysa ki hemen ertesi gün Amerikan Senatosu, yaptırımın yasal bir karar olduğunu vurguladı. Trump’un bunu engellemeye ne yetkisi ne de gücü vardı. Evet, ABD Başkanlık rejimiyle yönetiliyor ama orada hâlâ bir parça da olsa hukuk işliyor. (Denetim ve Denge) 

- Sonra Çin’de, baktı arkasında kalabalık ve zengin bir kitle var, dayılandı yine ABD’ye. ‘’F35’lerin parasını verdik. Malı bize satmamak gasptır’’ deyiverdi. Meseleyi bilmeyen biri, sıradan bir ticari ihtilaftan söz ediyor sanır. Ayrıca sen hem S400’ü hem de F35’i alıp ne yapacaksın ki? S400’ler zaten F35’leri vurmak için tasarlanmış.  

- PKK kurucularından ve halen liderlerinden olan Cemil Bayık’ın Washington Post’da op-ed’i (Gazete dışından bir kişinin görüşlerini belirttiği serbest kürsü yazısı. Bu yazı, gazetenin görüşlerinin yayınlandığı editoryal sayfanın karşısında yer aldığı için opposite the editorial page yani ‘editoryal sayfanın karşısındakinin’ kısaltılmışı olan op-ed olarak anılır) yayınlanınca, Allaaah… Ankara ayaklandı. Kırmızı bültenle aranan adama sayfalarınızı nasıl açarsınız, terör propagandası yapıyorsunuz filan…. Oysa ki, op-ed yazarı olabilmek için Kırmızı Bültenle aranmamak diye bir şart yok. Tayin edici olan yazar değil. Yazının içeriği. Bayık o yazıda önemli bir strateji açıklıyor, PKK’nin barış isteğini gerekçelendirerek tekrarlıyor. Yapılacak iş WP’yi kınamak değil, Bayık’ın yazısını anlamak, tahlil etmek, cevap vermek. 

- Nihayet, işin içine Kırmızı Bülten silahını bir daha sokup bu sefer SDG Komutanı Mazlum Kobani’nin BM ile Çocuk Askerleri Önleme anlaşmasını imzalamasına yönelik kızgın tepkiler. BM, SDG’yi ya da PYD veya YPG’yi terör örgütü olarak görmediği gibi, tıpkı ABD ve Rusya ya da AB yetkilileri gibi, Suriye’de ve Batı Avrupa’da onlarla temasta. Burada da sözleşmeyi kimin imzaladığı tayin edici değil. Önemli olan Sözleşmenin kendisi yani içeriği. Yoksa Ankara çocuk savaşçılara karşı değil mi? Çünkü IŞİD’de çok sayıda çocuk savaşçı var da… Ankara Kırmızı Bülten meselesini suistimal ettiği için İnterpol’den tepki gelmişti. Erdoğan, kendisini eleştiren herkesi hatta kendisine biat etmeyen herkesi terörist olarak niteleyip bu kişiler hakkında Kırmızı Bülten çıkarınca, İnterpol karşı çıkmış, ‘’Biz sizin muhaliflerinize karşı yürüttüğünüz savaşın kolluk kuvveti değiliz’’ mealinde bir açıklama yayınlamıştı. Ankara’nın Kırmızı Bültenleri o kadar çok ve gerekçesiz ki, İnterpol artık bunları ciddiye almıyor. Kırmızı Bülten meselesini böyle kullanırsanız tehlikeli. Sonra bir gün sizin hakkınızda da Kırmızı Bülten çıkarırlar. Üstelik de ciddi ve gerekçeli…

Hariciye hep savunmada. Ve sürekli gol yiyor. ABD F35leri vermiyor, Bayık’ın yazısı çıktı ve belirli bir etki de yaptı, BM sözleşmesi de imzalandı. Sen buradan hâlâ kına…

 Şimdi gelelim içbükey durumlara. 5 önemli gelişme:

- AKP teşkilatı içten içe kaynıyor. Kamuya açık bazen de kapalı kapılar ardında Reis’e eleştiriler başladı.17 yıldır ilk kez! Üstelik sorun sadece 23 Haziran yenilgisi değil. Muhalifler, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini de eleştiriyor, Tek Adam’ın aldığı kararları da. Gemi su alıyor. Tahlisiye sandalları tıklım tıklım. Ne var ki Süper Ustalık dönemini yaşadığını sanan Reis, tüm bu fırtına karşısında ‘’Dik dur eğilme’’ sloganına uygun olarak hiçbir eleştiriyi kabul etmiyor, başarısızlıkta kendini sorumlu tutmuyor, hezimetten hiçbir ders çıkarmıyor. Hatta eleştirileri ‘’şahsına’’ yönelik ‘’hakaret’’ olarak niteliyor. Rejim bal gibi topallamaya başladı, ama dışarı çaktırmamak için ‘’Ayak küçük parmağımda sivilce çıktı’’ diyor. Sanki iltihaptan habersiz.    

- AKP içindeki eski/yeni Erdoğan muhalifleri iki yeni Parti kurmaya hazırlanıyor. Reis bunları engelleyebilecek güce sahip değil. AKP üzerindeki eski etkisi kalmadı. Seçim yenilgisinin doğru dürüst, gerçekçi değerlendirilmesi yapılamadığı için yeni partilere geçebilecek milletvekili sayısı artar. Böylece Erdoğan, Meclis’te çoğunluğu kaybedebilir.     

-  HDP’nin İmamoğlu’nun zaferindeki rol ve payı ile Bayık’la Kobani’nin girişimlerine rağmen Erdoğan’ın bu aralar hâlâ ve yine ‘’Türkiye’de Kürt Sorunu yoktur’’ tezinde ısrar etmesi hiç olmazsa kısa vadedeki niyetini açığa vuruyor. Aslında belki de haklı olabilir. Dediği gibi ‘’Türkiye’de Kürt Sorunu Yok’’sa, o zaman emin olabiliriz: ‘’Türkiye’de bir Erdoğan Sorunu Var’’.

-  23 Haziran öncesi Neçirvan Barzani’yi davet edip, Abdullah Öcalan’dan medet ummak yetmemiş olsa gerek bir de Osman Öcalan’ı devletin resmî TV kanalına çıkartınca Reis’e yönelik eleştiriler arttı. Ama o da ‘’Osman Öcalan’ın Kırmızı Bülten’le arandığını bilmiyorum’’ demez mi? Bu açıklamanın doğru olma ihtimali çok zayıf. Yürütmenin başı, söz konusu meseleyi kişisel hafıza bağlamında ele alamayacak kadar siyasi olarak sorumlu bir mevkide. Bu açıklamanın devamında söyledikleri, Osman Öcalan’ın Reis’in gizli/açık onayı ile TRT’ye çıkarıldığını ima ediyor. Çünkü Erdoğan bu programı savunuyor, doğru buluyor. Ayrıca sıkı mı TRT, en üst düzeyde onay almadan Osman Öcalan’ı programa çıkarsın?

- Nihayet bunca ekonomik ve mali sıkıntının göbeğinde kalkıp Merkez Bankası Guvernörünü Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile görevden almak, Banka’nın özerk olmadığının resmen ilanı. Bu adım da global para piyasalarını, dış yatırımcıları ve derecelendirme kuruluşlarını herhalde pek memnun etmemiştir.

Kuşkusuz iktidar açısından gerek içeride gerekse dışarıda daha birçok olumsuz olay, gelişme yaşandı, yaşanıyor. 

Şimdi de muhalefet cephesine bakalım: 

İmamoğlu’nun Demirtaş’ı ziyaret etme niyetini beyan etmesi olumlu bir açıklama. Keza Kılıçdaroğlu’nun Kavala ve Ilıcak ile birlikte Demirtaş’ın neden hapiste olduğunu bir daha sorması da önemli. Yalnız, Kemal Bey soru sormaktan vazgeçip topluma cevap önerse daha iyi bir muhalefet lideri olabilir sanki değil mi?

İmamoğlu, ‘’Her şey çok güzel olacak’’ dedi ama başlangıçta iki ciddi pot kırdı. 

Birincisi uzun vadede sırıtır: İBB’nin en önemli makamına, Genel Sekreterliğe Koç Holding’in bir şirketinin CEO’sunu getirdi. Belediye, şirket mi? Yurttaş, müşteri mi? Neo-liberal yaklaşımda yurttaş çıkarı, katılımcılık sadece birer reklam sloganı olarak kullanılır, biliyorsunuz. Genel Sekreter seçimi daha geniş bir müşavere ile yapılmalıydı. Belediyecilik tecrübesi olan birini tercih edemez miydi? 

İkincisi de vahim: İBB Başkanlık makamında göreve başlama töreninde imam çağırıp medya önünde dualar filan okutulması. Eleştiri gelince de ‘’Orası benim özel mekanım’’ diye kendini savunmaya çalışması. İmamoğlu, kendi evinde ya da herhangi hakikaten özel bir mekanda, kendi mahremiyet alanında imam mı çağırır parti mi düzenler, ne yaparsa yapsın kimse karışamaz. Özel hayat, birkaç istisna dışında, medyanın da ilgi alanı dışındadır. Ama Belediye Başkanlığı makam odası, hiç tartışmasız kamu alanına girer. Hele bir de medyayı da oraya çağırmışsan… Göreve başlama töreninde, yasa ya da tüzükte, imam çağırıp dua okutmak diye bir şart da yok. Laiklik ilkesi din işleri ile kamu işlerinin birbirinden kesinlikle ayrılmasını emreder. Din kişisel alanın, mahremiyetin konusudur, kamu alanına, toplumsala, siyasete soktuğunuzda tartışma yaratır hatta bölücülüğü kışkırtır. 

Kılıçdaroğlu’nun Başkanlık rejimi konusunda referandum önerisi ile HDP’nin Yeni Anayasa çağrısı aslında önemli. Ne var ki henüz içleri ciddi bir şekilde doldurulmayı bekliyor. 

İktidar çözülüyor. Burası açık. Ama muhalefet toparlanıp yeni duruma uygun hiç olmazsa orta vadeli bir yapılanmaya gidecek strateji ve taktikleri geliştiriyor mu orası müphem.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…