Artı Gerçek

Yabancı ama doğru yazıyor

İktidar, Türkiye’de muhalefeti, bağımsız medyayı, STK'ları zor kullanarak susturmaya önem veriyor. Ama Global Medya’ya karşı pek fazla bir şey yapamıyor.


Havaalanındaki gazete bayiinde gördüm. Amerikan Foreign Affairs dergisinin son sayısında kapakta beş lider bir araya gelmiş. Filipinler Başkanı Duterte, Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro, Çin lideri Xi Ping, Türkiye’nin Reis’i Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin. Başlık olarak da ‘’Otokrasi Hemen!’’ demişler. 

Dergi ABD’de yayınlandığı için olsa gerek Beyaz Saray’ın şimdiki kiracısı Trump’ı bu gruba dahil etmemiş. 

Ben uzun zamandır, vaktim elverdiğince İngilizce ve Fransızca yayınlanan medya organlarını, özellikle de Türkiye’ye ilişkin haberlerini izlemeye çalışırım. Böylelikle dış dünyanın Türkiye, Ankara’daki rejim, Türkler ya da Kürtler hakkındaki bilgi ve izlenimlerini anlamak mümkün oluyor. Yabancı basını Türk basını ile kıyaslamak da mesleki olarak çok ufuk açıcı ya da iç karartıcı bir çalışma. 

Tam olarak saptamak güç ama galiba 2013 Gezi Direnişinden bu yana Amerikan, İngiliz, Fransız hatta Arap medyasında bile Erdoğan hakkında olumlu bir değerlendirme ya hiç çıkmadı ya da çekingen tek tük yazı yayınlandı. 

Bugünlerde çocukların bile kandırılamayacağı ‘’Barış Pınarı’’ adı altında Suriye Kürtlerine havadan ve karadan saldırıda, kimyasal silahlar kullanıldığına dair somut veriler çıktı ortaya. TSK’nin öncü gücü ‘’Suriye Milli Ordusu’’ adı verilen El Kaide ve IŞİD eskilerinin kelle kesen görüntüleri düşüyor sosyal medyaya.

Gerçi bu korkunç manzaralardan çok önce de, 15 Temmuz ‘’Kuşkulu Darbe’’ girişiminden hemen sonra, Olağanüstü Hâl, KHK’ler, akademisyen, gazeteci avı, muhalif tutuklamaları döneminde de Erdoğan amiyane tabirle kestaneyi çizdirmişti. Oysa ki AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından galiba 2008’lere kadar Global Medya'yı taradığımızda, ‘’Boğaziçi’nde Sessiz Devrim’’, ‘’İslamiyetle Demokrasiyi Birleştiren Lider’’, ‘’Ankara AB’ye hazırlanıyor’’ türünden başlıklara rastlıyorduk. AB uyum reformları yani idam cezasının kaldırılması, Kürtçe üzerindeki yasaklara son verilmesi ve bir dizi olumlu gelişmenin yaşandığı dönemde, Erdoğan’ın Türkiye’si bütün Ortadoğu’ya, Arap dünyasına rol model olarak sunulmuştu. ‘’Türk Modeli’’ ya da ‘’Türkiye Modeli’’ ibaresi hakkında doktora tezleri bile yazılmıştı o dönemde. Milli ve yerli medya organları o günlerde bu haber ve yorumları tam metin olarak çevirip yayınlıyordu ve halinden pek memnun idi.

İktidar bugün Global Medya’ya çok kızıyor. Halbuki aynı Global Medya, vakti zamanında AKP ve Erdoğan’ı öve öve bitiremiyor, yere göğe sığdıramıyordu. Global Medya o zaman Haçlı Zihniyetine sahip değildi, istihbarat örgütlerinin sözcüsü de değildi. 

İçeriye baktığımızda, engellenen Oslo Süreci’nin ardından Barış Sürecinin başlaması da bir umut doğurmuştu. Türkiye’nin en önemli meselesi Kürt Sorunu çözüm yoluna girmişti. Girmiş miydi?

Kısa sürmesine rağmen Barış Süreci dönemi de Global Medya’dan izlendiğinde, ufak tefek pürüz, engel ve çekincelerin dışında her şey yolunda gidiyor izlenimi veriliyordu. 

Biliyorum, iktidar yanlıları ve kendini solcu sanan milliyetçi/devletçi kesimin taraftarları Global Medya ibaresini kendi kafalarına göre ‘’Emperyalist Basın’’ diye tercüme ediyor. Bunların kafası klostrofobik. Onlara göre, bütün dünya birleşmiş ‘’Bu Türklerin gelişmesini nasıl önleriz?’, ‘’Bunlara nasıl komplolar kurmamız gerekir’’ diye düşündüğünü sanıyor. Bu yaklaşımlar için hazır malzeme de var, yıllardır pazarlanıyor: Rothschild ailesi, siyonist lobiler, İsrail, CIA, İngiliz istihbaratı, Rum lobisi, Tapınak Şövalyeleri… filan falan. Oysa ki mesela ABD ya da Rusya’nın orta ve uzun vadede Türkiye diye ciddi bir derdi yok. ABD’nin esas derdi ilk aşamada İran sonra da Çin. Tabii Trump içerideki sorun ve engellerle başa çıkabilirse. Putin için de Türkiye, Ortadoğu’da kafa kola alınması gereken 10-15 devletten sadece biri. 

Global Medya dediğim blok aslında yekpare, tek ağızdan yayın yapan bir küme değil. Farklı ülkelerde yayın yapıyor her bir organ. Temel gazetecilik ilkeleri konusunda ortak anlayışa sahipler. Kaçınılmaz olarak kendi ülkelerinin özgün konumu da yayın politikalarını az çok etkiliyor. Bu blokun en önemli özelliklerinden biri, hiçbirinin Beştepe Sarayı ile ekonomik, mali, siyasi organik bir bağı olmaması. Yani onların ‘’Bunu yazarsak Erdoğan bize kızar’’ ya da ‘’Bunu yayınlarsak patron Türkiye’deki ihaleyi alamaz’’ diye bir kaygısı yok. Ayrıca bu blokun gazete, radyo, TV ve İnternet sitelerinin genelde bir demokrasi, özgürlük, insan hakları, düşünce, ifade ve basın özgürlüğü gibi ilkeleri var. 

Şunu da bilmekte yarar var ki, CNN International’ın sahipleri arasında General Mazlum Kobani yok. Keza Salih Müslim de Le Monde’un hissedarı değil. İlham Ahmed’in, New York Times’in sahipleri ile hiçbir ilgisi yok. Bu üç medya organı vakti zamanında Erdoğan’ı çok övmüştü, bugün üçü de Erdoğan’a ve savaş politikalarına muhalefet ediyor.

Türkiye konusundaki bir haber, İngiliz, Fransız, Amerikan ve Alman hatta bazen Arap medyasında bile aynı perspektifle yayınlanıyor. Değerlendirmeler, yorum ve tahliller farklı olabiliyor. Daha doğrusu nüanslar taşıyabiliyor. Nedeni basit: Bugün sadece coğrafi anlamda değil, Batı’da, çağdaş dünyada, demokratik ülkelerde bir dizi değer ve kural var. Onlar Türkiye’de yok. Dünyanın kara dediğine Türkiye’de iktidar ak diyor. Ton farkı değil, siyah-beyaz zıtlığı gündemde.

Burada önemli bir fark daha var: Eğer biz BBC’ye de ahaber’e de haber televizyonu diyorsak, sorun çıkmış demektir ve alarm zillerini çalmak lazım. Birisi haber TV’si ise diğeri kesinlikle değil. Çünkü olayı haberleştirirken ikisi son derece farklı hatta zıt yaklaşımlar ve yöntemler benimsemiş durumda.

Global Medya mükemmel mi? Tabii ki değil. Onlar da dönem dönem kendi devletlerinin, siyasi ya da ekonomik bazen de askerî iktidarının ve kamuoyunun etkisinde kalabiliyor. Ne var ki bu medya organlarında çok seslilik olduğu için, benzeri olumsuz durumları da telafi edebilecek mekanizmaları mevcut. Yani yayın politikası hatalı bir alana kaydığında, önce yazı işleri çalışanları, sonra okurlar, sonra da muhalefet gerekli düzeltmeleri yapabilecek olanaklara sahip. En önemli güvence de Batı dünyasında mükemmel olmasa da hâlâ HUKUK DEVLETİ mevcut. Türkiye’de ise bu aralar bunların hiçbiri yok. Global medya organlarındaki dönemsel yanılmalar, kaymalar kısa süre içinde düzeltiliyor. 

Kuşkusuz Batı dünyasında Global Medya'nın hâlâ belirli bir önem ve değere sahip olmasının en mühim nedenlerinden biri, medya okur-yazarlık düzeyi yüksek, eğitim-kültür kimlikleri değerli geniş bir okur kitlesine sahip olması. Washington Post mesela, Erdoğan’ın ABD ziyareti sırasında TC Büyükelçiliğinin önünde meydana gelen hadiseden sonra kendi okuruna Erdoğan ve rejimi hakkında övgü dolu bir yazı yayınlayamaz hale geldi. 

Batı’nın büyük medya organları, yıllarca süren bir çaba sonucunda bugün hâlâ okur, izleyici ve yurttaşlarının gönlünde ve bilincinde güven ve inanırlık sağladı. Bu güven ve inanırlık bugün tehdit altında ve azalıyor. Bu nedenle bu büyük medya organları kendi geçmişlerine, prestijlerine, birikimlerine aykırı bir şekilde, gerçek olmayan bir haberi ya da faşist bir lideri öven yazıyı yayınlamaz. Çünkü bilir ki, bunu yaparsa okurun/izleyicinin tepkisini çeker hatta onları kaybedebilir. Erdoğan ya da Altun gibilerinin arada bir büyük Amerikan gazetelerinde ‘’Op-Ed’’ (Serbest Kürsü) yayınlayabilmeleri ise tamamen çok sesliliğinin, karşı tarafın da görüşlerine yer vermenin bir gereği. Doğru bir yayın politikası bunu zorunlu bulur. Gerçi o ‘’Op-Ed’’lerin nasıl yayınlandığı da ayrı bir münakaşa konusu.

Sonuç olarak, ağır sansür ve ağır otosansür koşulları altındaki memlekete dışarıdan bakanlara önem ve değer vermek gerekir. Global Medya, bir ülkeyi, gazetecilik kuralları içinde, alandaki muhabiri, merkezdeki editörleri ve başkentteki uzmanları aracılığıyla izliyor ve haberleştiriyor. Özel bir çıkarı yok. 

İşte bu nedenle de iktidar ve AK medya yabancı basından öcü gibi korkuyor. Gizli açık talimatlarla Global Medya'dan çeviri ya da alıntı yapılmasını yasaklamaya çalışıyor. Global Medya’ya ‘’Uzantı’’ diyerek karalamaya çalışıyor. Ziyanı yok…

Türkiye ahaber’in yansıttığı gibi bir ülke olsaydı çoktan çözmüştü bütün sorunlarını. Pardon, sorunsuz bir ülke olarak yaşamaya devam ediyordu…

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…