Artı Gerçek

Zo diyenlerle lo diyenler…

24 Nisan pis bir milat. Ondan önce de sonra da kaymış dingili bu coğrafyanın. Vahşi ve kanlı bir şekilde.


Biz ne zaman başladık bu kadar kötü olmaya?

Başlangıcı, cumhursuz Cumhuriyet’e götürenler var. 1915 diyenler de çok.

İstanbul ne zaman bozulmaya başladı sorusuna cevaben bir arkadaşım tereddüt etmeden 1453! demişti.

Kötülüğün başlangıç tarihini 1071 olarak belirleyenler de var. Sanki Orta Asya’da her şey süt limandı.

Temiz milliyetçilik yoktur. Barışçı versiyonu da namevcut.

Devletin resmî söyleminde bir zamanlar belki de hâlâ Kürt hakları için mücadele edenlere Ermeni Piçleri deniyor. Ermeni nefreti devasadır Türk milliyetçilerinde. Ve galiba toplumun geniş bir kesiminde.

Babası emekli asker bir tanıdığım anlatmıştı: ‘’Vallahi çok uğraştım, uzun uzun anlattım, günlerce haftalarca tartıştık, sonunda babamı Kürt meselesi konusunda az çok ikna edebildim. Zaten o da doğuda görev yapmıştı. Ama Ermeni konusunda kendisinde milim ilerleme yok’’.

Osmanlı döneminde millet-i sadıka diye anılanlar 1915’de kitlesel kıyıma uğradı.

Tatavla semtinin adı Kurtuluş olarak değiştirildi. Nereden kurtulmuşlarsa…

3 günlüğüne İstanbul’a gelmiş olan Günter Grass, İzlanda’da yanardağ patlayıp uçak seferleri iptal edilince 2010 Nisan ayında bir hafta-on gün boyunca mahsur kalmıştı. Bir gün Yaşar Kemal’le birlikte Alman Elçiliğinin Tarabya’daki rezidansında bir toplantıya katılmıştı. Ben de oradaydım. O günlerde iki önemli hadise cereyan etmişti. Grass’ın gençliğinde Nazi Partisi Gençlik Teşkilatı'nda çalıştığı ortaya çıkmış o da itiraf edip, özeleştiri yayınlamıştı. Öte yandan, Alman ARD televizyonu Alman Genel Kurmayı'nın 1915 Soykırımı'ndaki rolü konusunda önemli resmî belgeler yayınlamıştı. Ermeni meselesi günceldi yine.

Grass, Nazi dönemine atıfta bulunarak mealen, biz o dönemi yaşadık ama sonra yüzleştik ve hesaplaştık, Türkler de Ermeni sorunu ile yüzleşse çok iyi olur, demişti. Salonda bulunan bir aydın, yine mealen "Sayın Grass’ın Türkiye ve Ermeni meselesine ilgi göstermesi çok olumlu. Ne var ki bu mesele aslında daha o zaman çözüldü. Sayın Grass belki ayrıntılı olarak bilmiyordur. Kürt Mustafa Paşa Divanı, sorumluları yargıladı ve cezalandırdı. Mesele daha sonra uluslararası alanda yeniden gündeme getirildi. Oysa ki kapanmıştı’’ dedi. Grass itiraz etti: "Kapanmış olsaydı bugün hâlâ tartışılmazdı. Siz benden daha iyi bilirsiniz bugün Türkiye’de kaç tane Talat Paşa Caddesi var, kaç tane Talat Paşa Okulu var?’’.

Türkiye’de Talat Paşa Komitesi bile kuruldu, Başkanı da KKTC’nin eski Cumhurbaşkanıydı. Almanya’da bugün Joseph Goebbels Komitesi kurulması gibi bir şey bu.

Bir umudumuz Hrant’tı. Onu da katlettiler. Ama cenazesi bile önemli bir değişim yarattı. Çünkü Ermenistanlılar ve diasporada yaşayan Ermeniler, İstanbul’da 23 Ocak 2007 günü cenazeye katılan 300 bini aşkın insanın "Hepimiz Hrant’ız/Hepimiz Ermeniyiz’’ şiarı ile yürümesi onları şaşırtmıştı. Ermenilerin büyük bir çoğunluğu bütün Türklerin, Türk devleti gibi düşündüğünü ve davrandığını sanıyordu. Sinema yönetmeni Serge Avedikian söylemişti: "Hrant’ın cenazesinden önce Türkiye’ye gelirsek kafamızı keserler diye korkan çok sayıda Ermeni artık gelip atalarının kentlerini, mahallelerini ziyaret ediyor’’ demişti.

Ahmet İnsel, Cengiz Aktar, Baskın Oran ve arkadaşlarının 2008 sonunda düzenlediği "Özür Diliyorum’’ kampanyası da Türk tasavvurundaki Ermeni imajının olumlu bir şekilde değişmesine katkıda bulundu. Keza Hasan Cemal’in "1915: Ermeni Soykırımı’’ kitabı da, okuyanlar için derin bir düşünce mecrası yarattı. Cemal Paşa'nın torunu eşiği aşmıştı. Samimi bir şekilde aile içinde olup biteni, Mülkiye yıllarını anlattıktan sonra Ermenilerle olan ilişkilerini güzel betimliyor Cemal.

Bu arada Taner Akçam’ın çalışmaları da bizim kuşağın gözünü kulağını açtı.

Türk devletinin yine de nispeten başarılı olduğunu teslim etmek gerekir. Çünkü belki 90 yıl boyunca Ermeni konusunun üstü kalın bir örtü ile kapanmış, kimse bu konuyu konuşmaz, tartışmaz olmuştu.

Birçok Ermeninin kendi kimliğini gizlemek için isim değiştirdiğini de biliyoruz.

Aslında diplomatlar dahil birçok Türk, yurtdışına çıkınca Ermeni gerçeği ile karşılaşır. Çünkü yurttaşı olduğunuz devletin gerçekleştirdiği soykırımı siz hariç herkes bilmektedir. Yüzünüze fena vururlar bazen.

Ben de herkes gibi cahildim bu konuda. Paris’te 1975 Ekim ayında ASALA tarafından vurulan Büyükelçi İsmail Erez’in ölüm haberi geldiğinde mektepten arkadaşlarla birlikteydik. Henüz kimin vurduğu konusunda bir bilgi yoktu. Bizim arkadaşlardan biri, Galatasaray ukalalığıyla mizahını birleştirip "Bunu yapsa yapsa Saint-Josephliler yapmıştır’’ demişti.

Kadir Cangızbay bir kitabında, resmî ideolojinin "Kürt diye bir millet yoktur. Onlar dağ Türküdür. Karlı dağlarda yürürken çıkardıkları kart kürt sesi nedeniyle onlara Kürt denmiştir’’ saçmalığını kara mizaha bulayıp sürdürürken "Aslında Ermeni diye bir millet yoktur. Ermenilerin çoğu ormanlık bölgelerde yaşadığı için onlar aslında Ormanî Türklerdir. Ormanî sözcüğü de zaman içinde evrilip Ermeni halini almıştır’’ gibi bir şeyler yazmıştı. Haklıydı, çünkü resmî ideoloji, ancak alay konusu olabilecek türde ve çapta.

Aradan bir asır geçti değişen fazla bir şey yok.

Koçgiri İsyanı'nı (1918-21) bastırmakla görevlendirilen Sakallı Nurettin Paşa’ya atfedilen "Zo diyenleri temizledik, şimdi sıra lo diyenlerde’’ diye meydan okuyan zihniyet bugün hâlâ iktidarda.

Aznavur’un bir dileğiyle bitirelim bu 24 Nisan yazısını: "Ben 24 Nisan törenlerine katılmıyorum. Taa ki bir gün Türk Büyükelçisi ile birlikte katılana kadar…".

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…