Artı Gerçek

Bir gün döneriz elbet

Eğer direniş ruhu ölmedi ise, bunda zindan kapılarında inatla bekleyen, ana, eş, kız kardeş, sevgili olarak bekleyen kadınların sayesindeydi.


Bugün doğumgünüm. İki gündür Gürsel Şamiloğlu’nun ‘Bir gün Döneriz Elbet’ kitabını okuyordum, şimdi bitti” diye yazıyor, Ataol Yayınları'nın değerli editörü Nimet Demir. Ve şöyle devam ediyor: “494 sayfaya bile sığmayacağını her cümlesinde yeniden hissettiren insanlık dışılık ve insan kalma savaşı! İnsan ömründe normalde belki çok küçük bir zaman dilimi olacak 2,5 ayın her saniyesinin insanlık halleri adına binlerce kez katmanlaştığı bir zaman diliminde, işkence. Tıpkı o günlerin her anımdaki gibi. ‘Şu anda en az bir insan işkence görüyor’un acısını ve çaresizliğini yaşadım yeniden.”

O süreci nasıl geçirmiş olursa olsun, bu doğum günümde bana yönelen tüm iyi duygu, dilek ve sevgiyi, işkence görenlere ve görmekte olanlara ithaf ediyorum, Gürsel Şamiloğlu’nun nezdinde!

Ben kitapta anlatılan tür işkenceyi belki bedenimle yaşamadım ve ne dersem diyeyim inanıyorum ki işkencenin etki ve sonuçlarını onlar kadar anlayamam. Avukatlık büroları, savcılıklar, zincire vurulmuş hasta yataklarının başuçları ve cezaevi kapılarında yavrusunun akıbetini takip ederken kıvranan ailelerin yanında olup, aklım erdiğince de hukuki ve pratik bağlantıları kurmaya çalışmaktan başka birşey gelmiyordu elimden. Biz dışarıdakiler kaç kez, gözaltına alındıktan sonra işkence gördüğü belli cesedi bir yerlerde bulunmuş birinin cenaze törenine katıldık veya duyduk; kaç kez yollarda mahpus nakil aracı peşinde koşturduk; kaç kez doktor, savcı, müdür, nizamiye kapılarından kovulup onların önünde ne olursa olsun içimize akıttığımız gözyaşlarımızı dökmek için kuytu yerler aradık. Hiçbiri başka kuytularda uygulandığını ve yaşandığını çok iyi bildiğimiz insanlık savaşının birinci derece tarafı yapmıyordu bizi; bunu da biliyorduk!
Bir kez daha: İşkence bir insanlık suçudur. İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!

Kapaktaki desenin oğlum Sinan’ın eliden çıkmış olması beni daha bir duygulandırdı. Öyle ya, o da, 7 yaşında Metris kapılarında ana ziyaretinde, abisi Deniz ile birlikte.

Sadece analar mı oğullarının kızlarının ziyaretinde olacak, analarının ziyaretinde olan çocuklar da vardı.

Eğer direniş ruhu ölmedi ise, bunda zindan kapılarında inatla bekleyen, ana, eş, kız kardeş, sevgili olarak bekleyen kadınların sayesindeydi.

Herkesin sustuğu bir ülkede onlar susmadı, onlar teslim olmadı. Bunun cuntaya karşı yükselen, insanlık onurunu savunan cezaevi direnişlerine büyük moral katkısı oldu.

Şimdi Barış Annelerinin, Leyla Güvenlerin, suskunluğun kırılmasına yaptığı büyük katkı gibi.

Kim Gürsel Şamiloğlu? Bir idam mahkûmu! 1984 yılı sözde demokrasiye geçilmiş ama Sıkıyönetim Mahkemeleri faaliyette. Hatta cunta dönemini aratmayan peşpeşe idam kararları vermeye devam etmekte.  Ve Tariş İşçi Direnişi Davası örneğinde olduğu üzere, bu idam kararları TBMM tarafından onaylanıp, infaz edilebilmekte. Kimler yok ki, 1984 yılında Sıkıyönetimin idam kararı verdiği isimler arasında, Şamiloğlu yanında? Erdoğan Tatlav, Ali İbrahim Önsoy, Muhittin Özbay ve onlarca isim daha. Adeta “sivil dönem”in, cunta dönemini katlaması isteniyor. (Bu başka bir yazı konusu).

Tariş İşçi Direnişi Davasında ölüm cezası alan Hıdır ve İlyas’ın 1981 yılında çıkan idam kararı “sivil” meclis tarafından onanıp infaz edilmiş, Ali Akgün’ün ki  ise en başta beklemekte. Aynı davadan, A. Kadir Konuk geç ele geçtiği için onun kararı 1983 yılında çıkmış.

Ne iyi oldu, A. Kadir Konuk ve Gürsel Şamiloğlu’nun, 2 idam mahkûmunun kitaplarının peş peşe çıkması.(*)

Kitap alıp beni 1984 yılına götürüyor. ANZ, 40 gündür sorguda. Ondan yönettiği CEMMAY Dağıtım şirketinde işverdiği Atıf diye genç bir üniversitelinin kellesi isteniyor. (Bu kez Sinan ve Deniz ile, Gayrettepe kapılarındayız!)

Vermiyor. Vermediği gibi, aynı operasyon sırasında tutuklanan ve işkence gören iki genç kadına, serbest kalmalarından sonra işe alıyor. Belge’nin uzun yıllar güzel kapaklarını birlikte hazırlayacağımız Yusuf Aslan ile de tanışmamız da bu gözaltı sayede oluyor. Zaten, Yusuf Aslan da, Şamiloğlu’nun kitabı için, "Bu kitaplar, bizleri anlatıyor arkadaşlar! Emeğinize, yüreğinize sağlık” diyor.

ANZ, 12 Eylül darbesini ilk anlatan Mehmet Ali Birand’ın kitabının dağıtımını başarı ile yapmıştı, peş peşe baskı sürecine sokmuştu. TÜYAP’ta Mehmet Ali Birand, Gülten Akın ve Aslan Başer Kafaoğlu için imza düzenlemiştik, büyük Alan-Belge standında. Tam 40 günlük gözaltı süreci öncesi. İlginç: Gülten Akın’ın Mamak Açlık grevini anlatan şiir kitabının adı da “42 Gün”dü.

Evet, sene 1984! George Orwell’inki değil bizim 1984!

Kim bilebilirdi ki, Nimet Demir’in bir gün Mehmet Ali Birand’ın efsanevi 32. Gün programının işletme müdürü olacağını?


(*) A. Kadir Konuk, Kötünün Kötüsü Adam /Anımsıyabildiğim Kadarıyla Yaşam Öyküm” ve Gürsel Şamiloğlu, “Bir Gün Döneriz Elbet”, Belge Yayınları, 2019.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…