Artı Gerçek

Siyasal İslam

II. Abdülhamit, parlamentoyu kapatarak aslında İmparatorluğun, Lübnan tarzı farklı etnik ve inanç gruplarının sorunlu da olsa bir arada yaşayabileceği bir modelin kök salmasının önünü kesti.


Abdülhamit dönemini siyasal İslamın yükseldiği dönem olarak görüyorum. İslamın siyasallaşması, İslamın siyasal amaçlarla kullanımı.

Balkan ulus devletlerinin doğuşundan sonra, artık sıranın Anadolu’ya geldiği düşünülüyordu.

Bulgaristan, Girit, hatta Bulgaristan biçimsel olarak “özerklik” statüsü altında Osmanlı İmparatorluğu'na bağlıydı. Mısır ve Kıbrıs İngiliz kontrolünde olmakla birlikte yine biçimsel olarak yine Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı idi. 1815 Viyana Kongresi'nden bu yana, sarsılıp, zayıflamakla birlikte devam eden Avrupa nizamı nedeniyle. Ve biraz da Rus Çarlığı'nın yayılmasını kısıtlamak için.

Osmanlı da o zaman bir “Avrupa” ülkesi idi, 1856 Islahat Fermanı'dan sonra, o zamanki Avrupa “Konseyi'nin” üyesi de oldu!

II. Abdülhamit, parlamentoyu kapatarak (bu da bir karşı darbe) aslında İmparatorluğun, Lübnan tarzı farklı etnik ve inanç gruplarının sorunlu da olsa bir arada yaşayabileceği bir modelin kök salmasının önünü kesti. Prens Sebahattin öncülüğünde daha sonra Adem-i Merkeziyetçilik gelişecekti ama yeni dünya durumunda artık bunun için çok geçti.

Gayrimüslim Osmanlı yurttaşlarının hak arayışlarının önünü, Halifelik kurumunu öne çıkararak bütün Müslümanları birleştirerek kesmeyi planladı. İslamcı arayışların buluştuğu bir merkez oldu İstanbul.

Bu ayrıca Arnavut, Boşnak, Arap kökenli diğer yurttaşların uluslaşma çabalarının da önünü kesmek anlamına geliyordu.

İslam modernizminin öncülerinden sayılan Cemalettin Afgani’nin 1897’de İstanbul’da ölmesi bir tesadüf değil.

Beşiktaş’ta Şeyh Zafiri tekke, türbe ve kütüphanesi, o dönemin art deco modern tarzı ile, 1903 yılında Raimondo D’Aranco tarafından yapılmıştı.

Doğu Anadolu’da Kürtler arasında Nakşiliğin yükseltildiği bir dönemdir bu aynı zamanda, sadece Hamidiye Alayları'nın değil.

Bütün bu birikim 31 Mart 1909’da İstanbul’da bir karşı-devrim olarak infilak etti. Aynı tarihte Adana kıyımının yaşanması da bir tesadüf değil, 1915’in bir ön habercisi olarak. (*)

Fakat bu proje Balkanlarda 1912 Arnavut Ayaklanması ile iflas etti. (**) Milliyet dinin önüne geçmiş, Müslüman/Bektaşi, Ortodoks ve Katolik Arnavut’lar, tarihte ilk kez bir araya gelmiş, Osmanlı hükümetine karşı ayaklanmışlardı. Bu da Balkan Savaşı'nın önünü açtı. O da 1. Dünya Savaşı ve soykırımın.

Özerklik alerjisi post-Osmanlı bir travmadır.

Balkan ulusları, Mısır önce özerk sonra bağımsız olduğu için.

Arnavutların, Arapların özerklik, anadil hakları arayışları yanıt bulmadı.

İttihatçılar ile Ermeni Devrimci Federasyonu arasındaki “Ermeni Reformu” tartışmaları çok sert geçti. O zaman İttihatçıların kafasına Ermenilerin küllen tasfiye, Kürtlerin asimilasyon, Arapların ise “federasyon” ile tutulması çözümü oturdu. (***) İslamcılıktan, Pantürkizme bir sıçrama yaşandı.

Bütün bunlar 2-3 yıl gibi kısa bir zaman kesiti içinde yaşandı. Çökmekte olan bir imparatorluğun yıkıntıları arasında. Ve ilk emperyalist dünya savaşında 3 kadim imparatorluk çöktü: Rus Çarlığı, Doğu İmparatorluğu (Avusturya-Macaristan) ve Osmanlı İmparatorluğu. Ve II. Alman Reich’ı da. İmparatorluk sonrası dönemlerde dört coğrafyada da çok ağır bedeller ödendi.

Sonuç olarak, “soykırım” terimi henüz doğmamıştı 1915’de. 1948 yılını beklemek gerekecekti, BM Soykırım Konvansiyonu için.

Siyasal İslam kavramı da, defacto soykırım kavramı gibi daha bu kavram henüz doğmadan yaşandı.


(*) Adana kıyımının 1908 sonrası oluşan umut ortamını nasıl bir hayal kırıklığına uğrattığını en çarpıcı biçimde anlatan Zabel Yeseyan’ın “Yıkıntılar Arasında” adlı kitabıdır. (Ermeniceden çeviren: Kayuş Çalıkman Gavrilof, Aras Yayınları, 2014). Ayrıca Bak: Zabel Yeseyan, Silahtar’ın Bahçeleri, Türkçesi: Jülide Değirmenciler, Belge Yayınları, 2005.

(**) 1912 Arnavut isyanının ruh halini, o zamanın genç ekspresyonist Alman Yazarı Karl Otten, “Başkaldıran Arnavutluk, 1912” adlı küçük kitabında çok iyi yansıtır. (Türkçesi: Nesrin Oral, Redaksiyonu 2014 yılında biten kitap hâlâ yayınlanmak için sıra bekliyor).

(***) Armen Garo, Osmanlı Bankası Baskını, Türkçesi: Attila Tuygan, Belge yayınları, 2007.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…