Artı Gerçek

'Merkezin üst katında bulunduğum için tutuklandım'

Grup Yorum’un hapiste veya gri listede olmayan tek üyesi Özgür Zafer Gültekin, 'Son baskında 20-25 enstrümanımızı kırdılar. Mesela darbukaya çekiçle vurmuşlar' diyor.


Seran VRESKALA


ARTI GERÇEK – 85 yılından beri protest şarkılarla ismini duyuran, siyasi duruşlarıyla gündeme gelen ve dünyanın dört bir yanında dinleyicisi olan Grup Yorum’un, 25’inci yılları için verdikleri konser, 55 bin kişiyle ülke çapında en çok biletli konser olarak geçiyor ve rekorları da hala kırılmış değil! Muhalif ve sosyalist bir grubun bu kadar büyük bir kitleye hitap etmesi herkesi şaşırtmıştı. Grubun elemanları kuruldukları günden beri yaptıkları müzikten dolayı sürekli polis baskınlarına maruz kaldılar, gözaltına alındılar, baskılar gördüler ve neredeyse her yıl içlerinden biri cezaevine girdi.

Son olarak albümlerindeki kimi şarkılarından dolayı, grup üyelerinin DHKP-C ile organik bağı bulunduğu iddia edilmekteydi. Bu sebeple Grup Yorum’un hali hazırda bulunan 17 üyesinden 10’u ‘terör örgütü üyesi olma' gibi suçlamalarla 1 yıldır hapisteler… Geçtiğimiz şubat ayında ise kalan 7 üyesinden 6’sı İçişleri Bakanlığı'nın talimatıyla “gri liste" denilen “aranan teröristler” listesine eklendi ve başlarına para ödülü konuldu.

Grup Yorum’un hapiste veya gri listede olmayan kalan tek üyesi Özgür Zafer Gültekin ile Okmeydanı’nda bulunan İdil Kültür Merkezi’nde buluştuk. Okmeydanı tuhaf bir semt; sanki devamlı abluka altındaymış hissi veriyor mahalle araları. 10 dakikada bir zırhlı araç görüyorsunuz köşe başlarında. Merkezin kafesinde buluştuğum grubun yorumcusu Gültekin daha 24 yaşında. Avusturya’da doğmasına rağmen çocukluğundan beri Grup Yorum müzikleriyle büyümüş. Kendi kendine öğrenmiş saz, kaval ve gitar çalmayı. Gülümseyince bütün yüzünü aydınlatan bir gülüşü var. Nedense devrimci ve sosyalist gençlerin çoğunun böyle sıcacık bir gülümsemesi oluyor. Yaptığı müziğe, siyasi duruşuna ve haklılığına sonuna kadar inanıyor. 4 yıl evvel Avusturya’da üniversitedeyken, 3-4 aylığına kendisini geliştirmek istediği için Grup Yorum’da müzik yapmaya gelmiş. Geldiğinde bulduğu ortama, komünal yaşama, hayata bakış açılarına, paylaşımcılığa o kadar âşık olmuş ki burada kalarak bütün hayatını değiştirmiş.

Dışarıda ve firarda olmayan bir tek sen kaldın, değil mi?

Şu ana kadar Grup Yorum’dan 70 üye gelmiş geçmiş. Bugüne kadar da ben dahil 17 üyemiz vardı. 10 arkadaşımız ülkemizin çeşitli hapishanelerine dağılmış durumda. 6 arkadaşımız da gri bültenle, sözde terörist listesinde aranıyorlar.

Gri listenin ne olduğunu bir açıklayabilir misin?

Benim bildiğim kadarıyla İçişleri Bakanlığı’nın hesapta arayıp da bulamadığı ve aranması olan insanlara yönelik çıkardığı bir bülten. Kırmızı, turuncu, yeşil bültenler vardır ya, bu da gri olanı… Hepsine göre kendince bir bedel biçiyor; mesela birine 300 bin lira, birine 1 milyon lira.

Peki, kırmızı bülten azılı suçlular içindir ya; bu gri bültendekiler net "terörist" olarak mı gösteriliyor yoksa olma ihtimali olanlar mı konuluyor sadece?

Net "terörist" olarak geçenler konuluyor bu listeye. Halbuki terörist olarak gösterdiği bu insanlar hakkında ne verilmiş bir ceza ne de bir mahkeme kararı yok! Eylül’de biz bu insanlarla bu kültür merkezinde birlikteydik. Bunlar önce tutuklandı, sonra serbest bırakıldı, 1-2 ay sonra bir baktık, gri bültenle aranıyorlar. Ya bu kişiler hep buradaydı, bu söylenenler gerçek olsa burada ne işleri var?   

Seni teğet mi geçtiler?

Teğet geçmediler çünkü ben o sırada hapishanedeydim; hapishaneden 4 ay evvel çıktım. 2017’nin Eylül ayında tutuklandım, bu yılın mart ayında çıktım. Geçtiğimiz sene 12 ayın 1 ayını gözaltında geçirmişim. İlk baskında 13 gün gözaltında kaldım; 2’ncide 7 gün kaldım, hepsinde serbest bırakılmıştım ama 3’üncü baskında 10 gün gözaltında kaldım ve tutuklandım.

Peki, bu gözaltıların boyunca, fiziksel ya da psikolojik şiddete maruz kaldın mı?

Tabii ki yumruklar ve darbelere maruz kaldık. Mesela 13 gün süren gözaltımda serbest bırakıldığımda gözüm hala davul gibiydi. Aradan 13 gün geçmesine rağmen. Diğerlerinde çıkana kadar fiziksel hasarlar geçmişti. Çok derinden zedeleyen darbeler değilmiş demek ki. (Gülüyor) Sürekli küfürler ve hakaretler havada uçuşuyor ama asla cevap vermeyiz çünkü bizim ilkemizde bu yoktur. Gözaltındayken beni IŞİD’çilerle tuttular, bunu da bana özellikle söylediler. Üstelik onlar eylem yaptıktan sonra tutuklanabiliyorlar biliyorsunuz. Benim içeride arkadaşlarım var, niye beni onlarla aynı yere koymuyorsunuz, derdiniz ne yani? Bu tavır, hakaretler, küfürler dışında psikolojik bir işkencedir. Mesela eskiden Karabük’te, Şakran’da Kırklareli’nde sosyalist, devrimci tutuklular olmazdı ama Silivri’de, İstanbul’da tutuklanan arkadaşlarımızı oralara gönderiyorlar çünkü hem bir yerde bir ağırlık olmasın hem de ailelere de zorluk çektirsinler diye. Herkesin işi gücü var, her hafta görüş gününde taa oralara gidemezler; bu da psikolojik bir işkencedir.

Peki, senin tutuklanma sebebin neydi?

Aslınca gülünç bir şey. Biz 2017 Eylül’de ‘İlle Kavga’ isimli bir albüm çıkarmıştık. Albüm çıkarmak için gerekli prosedürler vardır; stüdyo aşamasından sonra, önce Kültür Bakanlığı’na şarkılar gönderilir. Orada onaydan geçer ve valilikten de onaylı, bandrollü bir albüm haline gelir. Albümümüzün ilk tanıtım gününde İdil Kültür Merkezi’nde bir imza günü gerçekleştirecektik. Buraya sözde albüm şüpheli bulunduğu için bir polis baskını gerçekleştirildi. Alındık, bize şarkıların içeriğini sordular. Bizim savunmamız da netti; ‘bu albüm sizin bakanlığınızdan, makamlarınızdan geçti; madem bir sorun vardıysa orada müdahale etseydiniz’… Bu sebeple ilk mahkemede tahliye bekliyorduk ama ikincide tahliye edildik. Bu dosyada yargılanan bendim ama bunun dışında Grup Yorum’a karşı büyük bir dosya açılmış. Sonuçta bırakın Yorum’a yıllardır emek vermiş sanatçı kardeşlerimizi, daha 35 aydır ya da 1 yıldır grupta çalan koro üyelerimiz Yorum’da çaldıkları için tutuklandılar.

Tutuklanma sebeplerini biraz daha açar mısın? "Terör örgütüne üye" olduklarına dair somut bir delil var mıydı?

Hesapta bir tane ortaya çıkan itirafçı yaklaşık 250-300 ismi DHKPC örgüt üyesi olarak açıklamış. Bu kişi silahlarla yakalanıyor ve dayatmada tanıdığı, tanımadığı bu kadar insan hakkında alçakça ifade veriyor. Bu kapsamda bizim 16 arkadaşımıza da bir aranma kararı çıkartılıyor. Bu isimlerin büyük bir çoğunluğu tutuklanıyor. Duruşmaları eylül, ekim gibi görülecek. Bu insanlar 1 yıldır hapisteler ve duruşmalarını bekliyorlar, bu da kanıksanamayacak bir durum çünkü ortada sadece 1 kişinin bir ifadesi var. Ortada herhangi bir somut delil olmamasına rağmen bu ifadeyi kılıf olarak kullandılar.

Sen bu itirafçıyı tanıyor musun?

Hiç tanımıyorum.

Peki, bahsettiği diğer isimlerden tanıdığınız var mı?

Tanımıyorum ama buraya girip çıkmış olabilirler çünkü burası bir kültür merkezi ve halka açık bir yer. Bizim ne yaptığımız ortada ve bizler sadece yaptığımız müziği savunuyoruz. Konserler organize ediyoruz, sanat alanında sadece devrimci değil muhalif sanatçıları bir araya getirmeye çalışıyoruz. Ülke çapında 1 ay içinde milyonlarca insana seslenebildiğinde ki siyasi partilerin ulaşamadığı kitlelere ulaştık bu süreçte- bunu kaldıramıyorlar.

“GÖZÜMÜZÜN ÜSTÜNDE KAŞIMIZ VAR DİYE TUTUKLANIR HALE GELDİK”

Ama devrimci dediğiniz kişiler bir örgüt üyesiyse ne olacak?

Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, Ulaş Bardakçı, İbrahim Kaypakkaya da devrimci kişiliklerdir ve örgütlü devrimcilerdir. Bizler insanlara devletin baktığı gibi bakmıyoruz. Biz kişinin kendi hakkını savunmasına bakıyoruz, örgüt olarak bakmıyoruz; bu anlamda hiçbir örgütle organik bir bağımız yok. Her türlü demokratik hakkını elinden almaya çalışarak, geniş kitlelere korku salarak insanlarını sindirmeye çalışan kurum devlettir. Devletin terörist tanımına göre Fidel Castro da Che Guevera da teröristtir. Filistin Kurtuluş Örgütü’nde taş atan insanlar da teröristtir. Zulüm yasallaşınca zulüm olmaktan çıkmaz. Bugün bizim gibi baskıcı ülkelerde de zulüm yasallaştırılıyor veya kendi yasalarına karşı gelerek zulüm uygulanıyor. Grup Yorum’a uygulanan zulüm de ortada.     

Ben senin tutuklanma sebebini hala anlamış değilim.

Bakın, bizim alt katta kafemiz var, üst kat daha çok çalışmalarımızı gerçekleştirdiğimiz bir kültür merkezi; ben de üst katta bulunduğum için tutuklandım aslında.

Kafede olsan tutuklanmayacak mıydın?

Muhtemelen. Konsere 2 saat kaldığı için kafede 40-50 kişi varmış ama çoğuna dokunmamışlar. GBT yapıp bırakmışlar. Üst kata çıktıklarında, bize direkt ters kelepçe yapmak için gelmişler. Hemen otobüse koydular ve genel anlamda bir soruşturma yaptılar. Baskın sebebi olarak ‘Grup Yorum bu albümle terör faaliyeti yapıyor’u gösterdiler.

Kültür merkezinde yapılan aramada bu sebebi meşru kılacak bir şey buldular mı?

Orada bir kitap buldular, dediklerine göre illegal bir kitapmış. Bizim 5 binin üzerinde kitabı olan bir kütüphanemiz var; sizin bütün kitapları teker teker bilmeniz mümkün mü? Döneme göre günde yüzlerce insan kafeye geliyor; kültür merkezine de broşürler, kitaplar, dergiler bırakıyorlar. Ağırlıklı sol içerikli, devrimci, muhalif, Marksist yayınlar bunlar; hangi kitaplar illegal kestiremiyoruz haliyle. Sonuçta en nihayetinde burası Okmeydanı’nda… Biraz da devam eden bir baskı ve OHAL süreçleri mahkemeyi uzattı. Eskiden bu kadar gülünç sebeplerden tutuklamıyorlardı bizi; en azından kendilerine hukuki, yasal bir zemin yaratmaya çalışıyorlardı ama bu süreçte bunun çok ötesine geçildi. Gözümüzün üstünde kaşımız var diye tutuklanıyoruz neredeyse. Sosyal medyadan dolayı binlerce insan tutuklu.

Sen bu grupta daha yenisin, bu sistematik saldırıların ne zaman başladığını biliyor musun?

Bu gruptaki 4’üncü yılım. İlk geldiğim zamanlarda yoğun bir konser tempomuz vardı. 2015’in ortalarından itibaren konser yasakları başladı ama seyrek. Aynı yıl içerisinde Almanya’da konserlerimiz yasaklandı. Bizler bunu Türkiye’yle Almanya’nın hem ticari hem siyasi anlamda iyi müttefik olmasına bağladık önce ama devamı geldi. 2016’dan itibaren valiler sistematik olarak her konserimizi yasakladı. Mesela biz bir konser başvurusu yapıyoruz, 3 gün cevap verilmiyor; konsere 3 gün ya da 48 saat kala yasaklanıyor.

Ama bu arada biletler satılıyor, mekân kiralanıyor, hazırlıklar yapılıyor.

Tabii. Bunun üzerine itiraz ediyoruz ama itirazımıza cevap verilmiyor. Aslında itiraza hemen cevap verilmesi gerekir ama yasal anlamda felç ediliyorsunuz.

Yok sayılıyorsunuz yani.

Evet, sebep de güvenlik gerekçesi. Ülkenin dört bir yanında aynı tavırla karşılaştığımızda sistematik bir yasakla karşılaştığımızı anladık. Biz de buna karşı yeni yöntemler geliştirdik.

Nasıl yöntemler?

Mesela bir mahalle konseri verdik, konser yasaklandı. Yasaklandığımızı konser alanına gaz kapsülleriyle ve zırhlı araçlarla girdiklerinde öğrendik. Yüzlerce insan vardı.

Daha önceden konserinizin yasaklandığına dair haber verilmedi yani size.

Hayır. Biz de bir kamyon kasası üzerinde bir ses sistemi kurduk; hoş, o da çalışmadı. (Gülüyor) ama biz sembolik olarak davulumuz, sazımız, gitarımızla çıktık. Tam da Gazi mahallesindeydi; yani Yorum’a ilginin çok yoğun olduğu bir yer… Mobil bir şekilde yüzlerce kişiye bir konser verdik. Polisle bir kovalamaca başladı. Kitle önce bir 50-60 kişiydi ama 10-15 dakika içerisinde 650-700 kişiye kadar çıktık. Ses sisteminin çalışmamasına rağmen, yüzlerce insanın aynı şarkıyı söylemesi, inanılmaz bir duygu ve atmosfer yarattı. Zaten polisin bizi bulması da çok uzun sürmedi.

Daha yeni katılmıştın gruba, hiç korktun mu? Sonuçta karşında devletin bir gücü var, biraz ürker insan…

Haklılık ve meşruluk insana farklı bir güç veriyor. Ben niye korkayım; tüm baskılara rağmen varız, onlar korksun! ‘Zaten onlar bizden, 2 tane şarkı söylememizden korkuyorlar’ duygusu insanda bir meşruluk düşüncesi yaratıyor. Anlık adrenalin ve endişe duyguları insani duygulardır, bunları inkâr edemeyiz. Ama bunlar o zırhlılara rağmen bağıra bağıra şarkı söylememize engel olmuyor.  

Bir de sizin ‘dam konserleriniz’ var.

2017’de Bakırköy’de normalde yüzbinlere verdiğimiz ‘Bağımsız Türkiye’ konserimiz yasaklanınca, yine potansiyeli hızlıca toparlayabileceğimiz Örnektepe, Armutlu ve Gazi gibi mahallelerde dam konserleri yapalım dedik. Bu da geçmişte baskıya uğrayan sanatçıların yapmış olduğu bir şey zaten. Tek katlı gecekonduların düz damlarının üzerinde şarkı söyleyip, kitleye hitap etmek için… Belki binleri toplayamayız çünkü belli ki adamlar saldıracak ama hiç olmazsa sembolik bir dalga yaratırız dedik, ki yarattık. Orada 3’e bölündük Yorum olarak, o zaman 6 arkadaşımız şimdiki gibi gri listede ve firari durumda değildi. Ben yine Gazi’ye düşmüştüm. (Gülüyor) Bir gecekondunun damına çıktık, söylemeye başladık. Klasik Yorum şarkılarından 5 şarkılık bir repertuvar belirlemiştik. Ufak bir anfi; önümüzde de 60-70 kişi ya var ya yok, halay çekiyorlar. Zaten 4’üncü şarkıdan sonra zırhlı araçlar bizi kuşattı, ‘durun’ diye anons yapıyorlar. Zaten 1 şarkımız kalmıştı, baktık birbirimize, söyleyeceğiz dedik. Önümüzde öyle bildiğiniz ufak tefek zırhlılar da yok, bayağı tank gibi araçlar var. Şarkımızı söylemeye karar verdik. Gelsin alsınlar, yapacak bir şey yok; türkü söylüyoruz yani. Şarkı bittiğinde durumun onlar açısından ne kadar gayrimeşru olduğunu gördük, saldırı emri almışlar. Kılıflara koyduk enstrümanları, çatıdan indik, bunlar bizi kovalamaya başladı, gaz atarak. Mahalleli bizlere kapılarını açtı ve öylece dağıldık. Suçumuz ne? Türkü söylemek. İnsanlar şaşkınlık içerisinde, olanlara inanamıyorlar falan.

Halbuki şarkını bitirip gideceksin, ne yapabilirsiniz ki? Müdahale edilmese aslında hiçbir olay olmayacak.

Ne olabilir ki? Damın üzerinde çok basit bir anfiyle yapılan, 50-60 kişilik bir konser bu.

Milleti gaza getireceğinizden mi korkuyorlar?

Biraz da işi irade meselesine bindiriyorlar çünkü bu mahallelerde bir abluka da var, eskisi gibi değil. Buralarda bizim dediğimiz olur, demediğimiz olmaz mesajı veriyorlar.

Buraya gelirken Ural araçlarla karşılaştım birkaç kez. 10 dakikada bir de merkezinizin önünden geçiyorlar. Bu rutin bir şey mi?

Rutinleşti. 2-3 yıl öncesine kadar mevcut değildi. Sürekli burada yaşayanlara kimlik kontrolü yapıyorlar. Bu da sistematik saldırıların bir ayağı…

Dışarıda müzik yapan bir sürü sokak müzisyeni var halbuki. Sizin şarkılarınızı da söyleyen…

(Gülüyor) Biz neden baskıya uğradığımızı çok iyi biliyoruz. Bize gelince işin rengi değişiyor. Bu iktidardan evvel de Yorum aynı şeyleri söylüyordu, şimdi de söylüyor. Sömürüye, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı olduğumuzu hep söyledik, hep baskı gördük ama ilk kez bu kadar sistematik bir baskı görüyoruz. Bugün doların bu kadar yükselmesi tamamen dışa bağımlı ekonomimiz yüzündendir. Kapitalizmin ülkemize hâkim olmasından kaynaklıdır. Bunlara rağmen üretmeye devam ediyoruz. Yeni şarkılar yapıyoruz, internet konserleri vermeye başladık şimdi. Çok olumlu ve motive edici tepkiler aldığımız için düzenli yapma kararı aldık.

“BENİ YİNE İÇERİ ALSALAR, BAĞLAMAMI ÇALACAK BİRİ ÇIKAR ELBETTE”

Her baskında kültür merkeziniz bayağı zarar görüyor, değil mi? 

Kapılardan enstrümanlara kadar her şeyi kırıyorlar.

Peki, polis kırdıkları malzemelere ya da zarar verdikleri enstrümanlar için bir tazminat ödüyor mu?

Valla talep bile etmedik son seferde. Daha önce talep ettik ama hiçbir şeyi ödemediler. Sadece kendi yasalarıyla çeliştiklerini göstermek için talep edilebilir ama bir karşılığının olmayacağını biliyoruz. Normalde polis zarar verdiği malın hesabını vermeli! Son baskında 20-25 enstrümanımızı kırdılar.

Neden zarar veriyorlar sazlarınıza, silah unsuru olarak mı görüyorlar acaba?     

Beni şaşırttı son sefer. Sonuçta bir şeyler ifade ettiğimiz için sanatımızdan korkuyorlar, bu net, ama bu bir enstrüman ya. Sonuçta birini kırarsın, insanlar tepki olarak yenisini getirir ama bu kadar enstrümanı hangi mantıkla kırarsın? Mesela darbukaya çekiçle vurmuşlar. Zaten bizim ‘İlle Kavga’ isimli son albümümüzde kullandığımız kapak fotoğrafı, kırık enstrümanlar sergisidir.

Bu kadar yasaklar, baskılar, zararlar, merkezin giderler; konser geliriniz de yok, nasıl yaşıyorsunuz? Maddi gelir nereden geliyor?

Bizler bu kültür merkezinin elemanlarıyız aynı zamanda. Grup Yorum üyesi olarak bir tek ben varım. Tavır dergimiz var çıkarttığımız, İdil Tiyatro Atölyemiz var, Fotoğraf ve Sinema Emekçileri (FOSEM) kuruluşumuz var, kitaplarımız var; devamlı çalışma halindeyiz. Devamlı üretiyoruz. Son albümümüzde bu son baskından dolayı bayağı zarara uğradık.

İnsanlar sizi dinlemeye de çekinir herhalde, bu kadar olaylı bir grup olunca.

(Gülüyor) İnsanlar vallahi her şeye rağmen bizi destekliyorlar, albümlerimizi almaya devam ediyorlar. Bunu internet konserlerinde çok net gördük. Belki konserlerimize gelmek konusunda bir çekince yaşayabilirler malum sebeplerden dolayı.

Toplumda bir tepkisizlik söz konusu aslında; Gezi zamanı dolar 1.90 olunca palalarla sokaklara dökülmüştü insanlar ama 7’nin üstüne çıktı, bir tepki görmedik şimdiye kadar. Bu tepkisizlik sizi etkiliyor mu?

Bizler tepki vermeye devam ediyoruz ve edeceğiz. Yalnız değiliz. Sadece dinleyicilerimiz değil, bizim gibi düşünen yüzbinler var. Mesela Ankara’daki Yüksel direnişi yaklaşık 600 gündür devam ediyor, bu bir tepkidir. Dün Bakırköy’de ihraç edilen 2 eğitim emekçisi gözaltına alındı, geçen hafta haklarında meydana 200 metre yaklaşmama kararı verilerek şartlı tahliye edilmişlerdi ama dün yine oradalardı. Bugün (14 Ağustos) adliyeye çıkarılacaklardı. Geniş kitlelerin bir kısmında belki bir suskunluk, bir izleme süreci var ama bir yandan da direnen bir damar var. Kesemedikleri, atamadıkları, susturamadıkları… 3 tane ağaç vesile oldu, milyonlarca insan sokağa döküldü ve Haziran ayaklanması oldu mesela.

İnsanlar yine sokağa dökülür mü gerçekten? Sonuçta Gezi’den sonra insanların elini kolunu bağlayan İç Güvenlik Yasası getirildi. 

İşte bıçak kemiğe dayanıyor ve iş öyle bir yere geliyor ki bir yerde o yasalar rafa kaldırılıyor. Yüzbinler sokağa döküldü mü, bir domino etkisi yaratıyor; hepimizi hapse atamazlar ya?

Peki, gri listeye konulan 6 üyenizin dördü adil yargılanmayacaklarını düşündükleri için firari durumdalar, diğer ikisi de Fransa’dan sığınma istedi. Yorum’a ne olacak dersin?

Adil yargılanacak olsalar bu bültenle aranmazlardı zaten. Yılmaz Güney, Nazım Hikmet gibi birçok sanatçımız, aydınımız bugüne kadar böyle baskılara, itibarsızlaştırma hareketlerine maruz kaldılar; gri bülten de bunun bugünkü adıdır. Bu süreç ortadan kalktığında ise ilk dönecekleri yer ülkeleridir. Kendileri son süreçte daha çok gençlere bırakmışlardı yerlerini zaten, daha çok yapacakları film üzerinde yoğunlaşmışlardı. Fransa’da da böyle faaliyetler yapmaya, film çekmeye devam edecekler. Ama Yorum’a bir şey olmayacak çünkü bizler onların yetiştirdiği öğrencileriz.    

Onların hapisteki durumları hakkında bir fikrin var mı?

İyiler. Moralmen çok iyiler çünkü kafada bitiyor bu şeyler, biliyorsunuz. Özgür tutsaklık geleneğini yaşıyorlar sonuçta. Fiziksel olarak tutsak alınsan da düşüncelerinde, düşlerinde, hayallerinde, kendi kafanda özgürsün. Düşüncelerinden taviz vermiyorsun, orada da direnmeye, üretmeye, okumaya, kendini geliştirmeye devam ediyorsun. Onlar da şarkılar yazıyor, kompozisyonlar üretiyor. 

Ama dışarıda yorumcu olarak bir tek sen kaldın; aslında bir nevi başardılar sizi dağıtmayı…

Öyle gözüküyor olabilir ama mesele bu değil tabii. Mesela daha 1 ay evvel Hatay’da 35 bin kişiye bir konser verdik. 16 arkadaşımız da fiziki olarak aramızda değildi, ama aynı zamanda oradalardı. 33 yıldır buradayız, elbette bunun devamı gelecektir. Beni de içeri alsalar, bağlamamı çalacak biri çıkar elbette. 

OKUYUCULARDAN GELENLER:

Propaganda uğruna müzikalitenizden ödün verdiğinizi söyleyenler var...

Bunu doğru bir eleştiri olarak almıyoruz çünkü milyonların bir ağızla söyledikleri şarkılarımız hep propaganda yaptığımız şarkılarımızdır. Bu eleştiriyi dile getirenler gelsinler konserlerimizi bir izlesinler. Mesela herkesin sevdiği ‘Cemo’ isimli parçamız propagandası yüksek bir şarkımızdır, son kıtasında ‘kanımızla yazıyoruz tarihi, haklıyız kazanacağız’ diyor, haklıyız kazanacağız kısmı tek başına bir slogandır mesela ama aynı zamanda müzikalitesi çok yüksek bir şarkıdır. Bizler müziğe önem veriyoruz, vermemiş olsaydık Yorum bu kadar sevilmezdi. Sadece sözleri, içeriği değil bu sevgiye sebep olan çünkü propaganda şarkıları yapan bir sürü grup var ama Yorum’u farklı kılan müzikalitesidir. 

Son yıllarda çok sertleştiğinizi düşünüyorlar, acaba gördüğünüz baskılar mı sizi giderek sertleştirdi?

Olabilir. Biz tarz olarak hep aynıyız aslında ama insanlardan gelen tepkilere göre bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Düşünce ve insan söz konusu olduğunda uzlaşmacı bir tarzımız yok, bu da şarkılarımıza yansıyor olabilir. Belki de devamlı bunları ve kendimizi savunma halinde olmamız biraz daha sert görünmemize yol açmıştır ama daha sert olmalıyız diye özel bir çabamız yok.

Arşivinizin önemli bir kısmı polisin elindeydi. Kurtarabildiniz mi?

Bizim elimizde olandan daha iyi bir arşiv var ellerinde muhtemelen. (Gülüyor) Bütün malzemelerimizi alıp götürüyorlar ama geri dönüşleri de olmuyor bunların.  

Tutuklu üyelerini savunacak HHB (Halkın Hukuk Bürosu) üyesi tutuklu olmayan avukat kalmış mı?

(Düşünüyor birkaç saniye) Var ya var. Hatta geçen ayın sonunda HHB için bir dayanışma etkinliği gerçekleştirdiler; galiba ÇHD (Çağdaş Hukukçular Derneği) olarak yapıldı ki onlar da kapatıldı-, bizler de katıldık.

Sizi savunan avukatlar da içerde…

Evet ama onların boşluğunu bir şekilde doldurmaya çalışan avukatlar mevcut.

Geçmişten bugüne, tüm Yorum üyelerinin olduğu bir konser olmaz mı?

Aslında bunu 30’uncu yıl konserlerimizde hedeflemiştik, hepsine özel çağrılar gönderdik ama çok mümkün olmadı çünkü birçoğu gelmedi. Önümüzdeki yıllarda umarım böyle bir şeyi gerçekleştirebiliriz.

Metin Kahraman’ı da çağırdınız mı?

Onu da çağırdık ama gelmedi. 

‘Kobane Devrimi’ni neden bir devrim olarak görmüyorsunuz?

Bu da 3 yıldır bizi takip eden bir soru. (Gülüyor) Devrimin sosyalist bir tanımı vardır. Orada bir iktidar değişimi ya da sosyal bir devrim görmedik. Antiemperyalist, ilerici olması gerekir bir devrimin. Esad bir diktatörlük yaratmış orada, Amerika’nın saldırısı altında; Esad karşıtı güçlere lojistik ve malzeme olarak destek veriyor. Bu noktada bir uzlaşı sonrası orası YPG’ye teslim edilmiş Esad tarafından. Orada Amerika ile birlikte bir işbirliği yürütülüyor. Şu anda Suriye Amerika topraklarında bir üs kuramamışken, 3 yıl içerisinde Batı Kürdistan’ın Rojava bölgesinde 11 tane Amerikan üssü var. Şahsen bir Kürt olarak benim çok ağrıma giden bir şey bu. Orası kardeş ülke olarak bizim de vatanımız ve orada şu an Amerikan bayrakları sallanmakta ve gençlerimiz onlarla aynı saflarda bulunuyorlar. Dolayısıyla bizim için bir devrim değil; sosyal bir devrim olsaydı halk gücü eline alırdı, daha komünal, sosyalist bir yaşam kurulurdu.

‘Sloganlarında kendileri dışındakileri ötekileştiriyorlar, diyorlar.

Biz genelde sloganlarımızda halk deriz, ötekileştirmeye karşıyız; işbirlikçileri hariç her partiye oy veren bizim halkımızdır. Hepsi bizimdir. Yani kendimizi halktan sayıyoruz da bizim gibi olmayanları saymıyoruz diye bir şey yok!

Neden hiç Newrozlarda ve diğer Kürt festivallerinde görmüyoruz onları? Bundan Kürt belediyeleri ve dolaylı olarak Kürt hareketinin Yorum’a mesafeli durduğunu mu çıkarmalıyız ya da çağırılıyorlar da gitmiyorlarsa kendilerinin Kürt hareketine mesafeli olduğunu mu anlamalıyız?

Biz her sene Nevruz’da bir yerde ya da Dersim’deki Munzur Festivali gibi Kürt festivallerinde bir etkinlikte oluruz aslında. Nevruz’da bizi fark etmemelerinin sebebi, normalde HDP’nin mitingleri oluyor ya o gün, bizi oralarda görmediği içindir. Birçok sanatçı var ama Yorum niye yok, diyorlardır. Zaten onların örgütlediği mitinglere de çağrılmıyoruz.  

HDP sizi neden çağırmıyor?

Bizim partiye yönelik eleştirilerimiz çağrılmamamıza neden oluyor. Düzen içi bir parti olma yolunda gittiğini düşündüğümüz için eleştiriyoruz, onlar da bizi çağırmıyor.

Kürt milliyetçileri tarafında ‘ulusalcı’, Türk milliyetçileri/Kemalistler tarafından da ‘terörist’ olarak kabul ediliyorsunuz. Bu algı nasıl oluştu?

Meseleye dar bir çerçeveden bakan insanlar bizi böyle değerlendiriyor. Kürt milliyetçiliğini benimseyen biri ‘Bağımsız Türkiye’ dememizi anlamıyor. Bizim ulusalcı olduğumuzu düşünerek, Kürtleri tanımadığımızı iddia ediyorlar. Halbuki grubun yarısı Kürt. Biz yıllardır her ulusun, milletin hakkını savunuyoruz, her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkını tanıyoruz. Sadece hep birlikte, kardeş gibi yaşamayı savunuyoruz. Ayrılmak istemiyoruz ama bir ulusun ezilmesini de istemiyoruz. Her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkını savunduğumuz için de terörist oluyoruz.

Eserlerinizde Şili Quena Chaca ezgilerinden tutun Filarmonik yaylı düzenlemelerine birçok müzik türünden figürlere rastlamak mümkün. Hatta zaman zaman rock, rap, hip hop bile kullanıyorsunuz. Ancak, bu geniş yelpazeli müzik formlarında arabesk müziğin izine rastlanmaz. Arabesk de rap gibi ‘varoşlar’la anılan ve yaygın olarak dinlenen bir tür olmasına karşın Yorum, bu forma hep mesafeli kalmış görünüyor.

Çok güzel bir soru, sanırım ilk kez soruldu. Biz gerçekten de çok farklı müzik türlerini denemeyi seviyoruz çünkü yelpazemizi genişletmek istiyoruz. Yorum’un oturmuş tarzının biraz dışına çıkmak istiyoruz. Bizim belli bir dinleyici kitlemiz var ama herkese ulaşabilmek istiyoruz. Yapabildiğimiz kadar deniyoruz; mesela hip hop noktasında bayağı eleştiri aldık. (Gülüyor) Rap dediğiniz gibi varoşların, siyahilerin, alt sınıfın isyanını duyurmak için protesto amaçlı yaptığı bir müziktir ve anlatım tarzı güçlüdür. Arap müziğine saygımız sonsuzdur, her albümümüzde de vardır, ancak arabeski masum bulmuyoruz. 80’lerde askeri cuntanın insanı ezip geçtiği dönemde ortaya çıkan arabesk türü, çarenin, umudun, isyanın olmadığı, ezilmenin normalleştirildiği, acının kanıksandırıldığı bir türdür. İsyanı kaderinedir hep, isyan ettiği kaderini değiştirmeyi düşünmez; boyun eğmek, razı gelmek vardır özünde. Bu müziğin bu amaçla özellikle yoksul kesimlerde yaygınlaştırıldığını düşündüğümüz için de o tarza karşıyız.

Kardeş Türküler yaptığınız müzik için ajitprop (ajitasyon-propaganda) tarzı demişti.

Biz devrimci müzik yapıyoruz; içinde ajitasyon da var, propaganda da… Aslında bu tür daha çok tiyatroda kullanılır ama müzik için kullanılması ilginç geliyor.

Akademi açmayı düşünüyor musunuz?

Aslında böyle bir düşüncemiz vardı ama bu baskı sürecinde bunu rafa kaldırmak zorunda kaldık. Mesela Anadolu Halk Koroları kuruyoruz ve önümüzdeki süreçte buna ağırlık vereceğiz. 13 Ekim’de yine canlı bir internet konserimiz olacak. Sonuçta 16 üyemiz aramızda değilken, biz 2025 kişi sahneyi dolduruyorsak bu korolarımız sayesindedir.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…