Arti Gercek

CHP yoksa iktidardaki koalisyonun ortağı mı?

Meseleyi “R. Tayyip Erdoğan meselesi” haline dönüştürmek ve dikkatleri onun üzerine çekmek bile; gerçek muhalefet yürütmemek için bir kamuflaj…


Okuyanlar hatırlar, geçtiğimiz haftalarda bu köşede yayınlanan makalemde “İktidardaki koalisyonun büyük ortağı kim?” diye sormuş ve eldeki somut verilerle bu soruya yanıt aramıştım.

Sözünü ettiğim makalemdeki analizimde şu saptamayı da yapmıştım:

“…Bir yandan “ülke koalisyonlardan çok çekti” söylemi ile tek parti iktidarının kutsanması yönünde algı yaratılırken, aslında AKP başından beri fiili koalisyonlarla iktidarda kalmaya çalıştı…

Bazı “sol”, ya da “ulusalcı” çevrelerin sadece AKP ve R.T. Erdoğan üzerine odaklanması ve onlara aşırı güç vehmetmesi “askeri vesayet” gerçeğini perdelese de, bilenler için militer “Türk devlet yapılanması” büyük ölçüde gücünü korumakta….” (ARTI GERÇEK: İKTİDARDAKİ KOALİSYONUN BÜYÜK ORTAĞI KİM?)

Gözlerimizin önünde cereyan eden olaylar ve gelişmeler “Ergenekon/Saray koalisyonu”na işaret ettiğim bu değerlendirmemi doğrular nitelikte.

Bu kez de 16 Nisan referandumunun yıl dönümünde tüm ülkede OHAL’e karşı 'OHAL değil demokrasi istiyoruz' ana teması ile oturma eylemleri yapacak olan CHP’nin bu iktidar koalisyonu karşısındaki ya da aslında içindeki tutumuna dikkat çekmek istiyorum.

O nedenle de bu makaleme “CHP yoksa iktidardaki koalisyonun ortağı mı?” başlığını koydum.

CHP görünürde “ana muhalefet” partisi alanını işgal ediyor. Ama, gerçekte ise (içindeki çok değerli muhalif unsurlar hariç) kurumsal olarak, iktidar politikalarının özünü oluşturan temel konularda, sürekli olarak iktidara payandalık ettiği, görmek isteyen gözler için olanca açıklığı ile ortada duruyor.

Meseleyi “R. Tayyip Erdoğan meselesi” haline dönüştürmek ve dikkatleri onun üzerine çekmek bile; gerçek bir muhalefet yürütmemek için kamuflaj olarak kullanılıyor. Tabii, bu ağız dalaşını siyaset ve “muhalefet” olarak yutturmak için…

Zira Türkiye’nin temel sorunları karşısında [“Türkiye’nin bekası” için (!)elbette] CHP’nin iktidarla çeliştiği, karşı durduğu hiçbir konu ve siyasi uygulama yok.

GENERALLERE “KIYAK”

Çok gerilere gitmeden, hemen hafızamızda tazeliğini koruyan örneklere bakmak bile sorunun yanıtını vermek için yeterli veri sunuyor.

‘Cemaat’ ile koalisyonun bozulması sonrası, Saray yönetiminin kendini en zayıf hissettiği anda, hapisten çıkartıp, itibarlarını iade ederek, hatta yüklü tazminatlar ödeyerek can simidi olarak sarıldığı Ergenekon’a ve onun güdümündeki milliyetçi/militarist politikalara CHP’den bir muhalefet oldu mu?

Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması, 16 Nisan referandumunun “hileli” sonuçları sonrası kitlelerin evlerine döndürülerek sindirilmesi, Afrin’e müdahaleye destek, HDP’nin hedefe oturtulması ve “düşman hukuku” uygulanması, Kürt sorununun çözümü yerine savaşın tercih edilmesi, demokrasi mücadelesi yapıyormuş gibi davranmak vb. vb.

Bakın, CHP’nin iktidardaki koalisyonun “küçük ortağı” olarak, en zayıf anını yaşayan Saray’ın derinlerdeki “büyük ortağına” nasıl da payandalık ettiğine dönük yakın tarihli bir örnek daha…

Son günlerde Türkiye’nin yoğun gündeminde üzerinde pek fazla durulmadı ama, dikkatli gözlerden de kaçmadı.

“AK Parti, CHP ve MHP, TBMM Genel Kurul’da HDP'nin itirazlarına karşın Katma Değer Vergisi (KDV) Yasası üzerinde son anda getirdikleri önergelerle milletvekilleri ve generallere yeni haklar tanıdılar.” (30 Mart 2018)

Bülent Sarıoğlu'nun Hürriyet gazetesinde yer alan haberine göre; AK Parti, CHP ve MHP grup başkanvekillerinin imzalarını taşıyan önergeler, HDP’nin itirazına karşın kabul edildi.

Kabul edilen ikinci maddeye göre, “Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanları ile orgeneral ve oramiral rütbesinde bulunanlar, bu görevlerden emekli olanlar ile bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin sağlık hakları, TBMM üyeleriyle eşitlendi. Bu statüde olanların sağlık giderleri, milletvekillerinin bağlı oldukları esaslara göre kendi kurumlarının bütçelerinden karşılanacak. Bu hak daha önce ayrı bir yasayla yüksek yargı üyeleri ve aile fertleri için de tanınmıştı…”

28 ŞUBAT DARBE DAVASI

Dikkatli gözlerden kaçmayan, bir başka güncel konu da tabii ki ”28 Şubat davası” kararları oldu.

İktidardaki Saray koalisyonu, hem seçmenini, hem koalisyonun büyük ortağını üzmeyecek bir kararın çıkmasında başarılı bir pozisyonda kaldı.

“Büyük ortak memnunsa küçük ortak zaten memnundur”, değilse de; “ülkenin bekası” sopası ile onu hizaya sokmak kolaydır prensibi gene işe yaradı.

28 Şubat 1997 darbe sürecine ilişkin aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Çevik Bir’in de bulunduğu 103 sanığın darbe suçundan yargılandığı davanın 105'inci celsesinde karar açıklandı. 5 yıl süren mahkemede 68 sanık hakkında, suçu işlediği sabit olmaması nedeniyle beraatine karar verildi. Ölüm nedeniyle 4 kişinin ise davası düştü. Mahkeme, 21 sanığa ise müebbet hapis cezası verdi. Ayrıca zaman aşımı nedeniyle de 10 sanık hakkındaki dava da düştü.

Müebbet hapis cezası alan sanıklar şöyle: Ahmet Çörekçi, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Doğan, Çetin Sarı, Çetin Dizdar, Çevik Bir, Erdoğan Öznal, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Hakkı Kılıç, Halil Kemal Gürüz, Hayri Bülent Alpkaya, Hikmet Köksal, İdris Koralp, İlhan Kılıç, İsmail Hakkı Karadayı, Kenan Deniz, Mühittin Erdal Şenel, Vural Avar, Yıldırım Türkeri.

Ancak müebbet hapis cezasına çarptırılan sanıklar için, yaşları ve sağlık durumları nedeniyle tutuklama kararı verilmedi.

Ceza vererek seçmene, tutuklamayarak da koalisyona şirin görünüldü.

Hukukun olmadığı ortamda, “al gülüm, ver gülüm” politikası ile bu da geçiştirildi…

* * *


Sevim Niyaz Ergündoğan

TEŞEKKÜR

Gece 03.00’te evden ambulansa bindirilirken sedyeden, oksijen maskesini ağzından kaydırarak “oğlum üzerine bir şeyler al, üşütürsün” diye seslenen annem, artık tartışılır olan; coğrafyamızdaki “ömrünü fedaya dayalı annelik anlayışı”nın kentli örneklerinden biriydi… (ARTI GERÇEK: YAZARIMIZ YALÇIN ERGÜNDOĞAN'IN ACI GÜNÜ)

Annem Sevim Niyaz Ergündoğan’ın (2 Şubat 1931 / 29 Mart 2018) hayata vedası nedeniyle acımızı paylaşan ve dayanışma gösteren Artı TV & Artı Gerçek internet gazetesi ailesine, okurlarımıza bu vesile ile teşekkür ediyorum.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…