Artı Gerçek

Kaftancıoğlu’na ceza, üç kente kayyım ve ortak zeminde mücadelenin geleceği

İktidar aslında İstanbul ile hesaplaşmasını başka bir düzeyde sürdürüyor. Kaftancıoğlu 7 yıl önceki sosyal medya paylaşımlarının da dahil olduğu bazı paylaşımlar üzerinden mahkûm ediliyor.


Bu yazının yazıldığı pazar sabahı itibarıyla haber kanalları ve internet siteleri “Son dakika” başlığıyla İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamasını vermekte idiler. İstanbul ve Ankara’ya kayyım atanması söz konu değilmiş. 
Nereden çıktı peki bu açıklama? Çünkü hafta içi bir muhabir İstanbul ve Ankara’ya kayyım atanmasının söz konusu olup olmadığını sordu Soylu’ya. Bunun böylesi normalleşmesi ve haber olarak sorulması elbette geldiğimiz aşamayı göstermesi açısından ilginç. Ancak muhabire de çok kızamıyorum çünkü Diyarbakır, Van ve Mardin’e kayyım atandığında sosyal medyada pek çok kişi “Sıra İstanbul’a, Ankara'ya geliyor” diyordu. Anlık heyecan ile yazılmış olabilir bunlar ama bu çıkışlar, amaç bu olmasa da, kayyım atamasının gayet normal bir prosedür olarak anlaşılmasına yaradı. Muhabir de sordu işte. 
Soylu bu soruya “Pazar günü yanıt vereceğim” dedi. Haydi bakalım. Atanacak mı, atanmayacak mı? Yani kayyım atanması normal de, atanacak mı atanmayacak mı, mesele o. İçişleri Bakanı açıklayacak bunu. Bu da gayet normalleşmiş oldu yani. 
Tabii pazar günü gelene kadar yorumlar, yorumlar. En irkiltici olanı da Ahmet Hakan’dan. Diyarbakır, Van ve Mardin’e kayyım atanması bir noktaya kadar izah edilebilirdi ama İstanbul’a kayyım atanması izah edilemezdi. 
Yani Kürt illerine kayyım atanır, bunda anormal bir durum yok, demeye getiriyor Ahmet Hakan. Ama İstanbul olmazdı. Daha doğrusu aslında olurdu da izah etmek zor olurdu. Kürt illerine yönelik ayrıştırıcı mantığın sırım sırım sırıttığı bu mantık esasında Batı’da çok da ender görülen bir mantık değildi. “Oralar” tamam, ama “Burası?” Yok artık. Olmazdı. 
Velhasıl CHP’den üç ile kayyım atanması meselesinde Ekrem İmamoğlu dışında pek güçlü bir ses çıkmadı. Kategorik olarak bu üç ile kayyım atanması karşısında HDP seçmeni ve demokrat kamuoyu dışında kimseden güçlü biçimde ses çıkmadı ne yazık ki. 
Eh öyle olunca da bir pazar sabahı İçişleri Bakanı çıkıp televizyonda bir sohbet programında İstanbul ve Ankara’ya kayyım atanmasının söz konusu olmadığını söyledi. Gayet normal bir şeymiş gibi.
Ancak iktidar aslında İstanbul ile hesaplaşmasını başka bir düzeyde sürdürüyor. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu 7 yıl önceki sosyal medya paylaşımlarının da dahil olduğu bazı paylaşımlar üzerinden mahkûm ediliyor. 9 yıl 8 ay hapis. Karar İstinaf mahkemesine gidecek. Tutuklama yok, ancak çok açık ki Kaftancıoğlu’nu kendi mantığınca baskı altına almaya çalışan bir mekanizma var. Klasik CHP il başkanlarından farklı ve daha ileri bir söylem geliştiren Kaftancıoğlu’nu aynı HDP’li siyasetçiler gibi yargı labirenti içinde dolaştırma politikası izleniyor. İktidar medyası da bu işin propagandasını yapmaya koşulmuş vaziyette. (Tam da burada yine Ahmet Hakan’ın Kaftancıoğlu hakkındaki ilgili ilgisiz karalama yazılarını hatırlıyorum ister istemez) 
İnsan hakları savunucuları ve parti örgütü her ne kadar bu baskı politikalarına karşı duruyorsa da CHP’nin kurumsal olarak sessiz olduğunu söylemek durumundayım. İstediğinde Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Kılıçdaroğlu, Kaftancıoğlu hakkındaki karar duruşmasına gelmeye gerek görmedi mesela. 
Bir diğer psikolojik savaş hamlesi de Diyarbakır’da. Oğulları dağda olan bazı anneler devletin desteği ve teşvikiyle Diyarbakır HDP il Binası önünde oturma eylemi yapmaktalar. Bu HDP’yi toplumun, ama asıl olarak Batılı seçmenin gözünde “kriminalize” etmeye yönelik bir devlet operasyonu, çok açık ki... Elbette ki bir annenin oğluna kavuşmak istemesi anlaşılır bir talep ancak bu eylemin devlet ve hükümet tarafından bu kadar teşvik ve istismar edilmesi karşısında bazı sorular var ki bunları sormak lazım.
-Böylesi bir konuda asıl muhatap devletin ta kendisi değil midir? 
-HDP böylesi bir durumun adresi ise (ki değil), devletin bu tür (ve pek çok başka) konularda bundan sonraki muhatabı HDP mi olmalıdır?. 
-Ortada böyle bir sorun varsa yani gençler şu ya da bu nedenle dağa çıkıyorlarsa bir çözüm süreci başlatmak en mantıklı yol olsa gerek. Bu konuda bir çalışma başlatmanın zamanı gelmemiş midir? 
-Oğulları dağa çıkan ya da çıkarılan annelerin talebi önemlidir. Peki oğulları ya da kocaları devlet tarafından kaybedilen annelerin, eşlerin, çocukların talepleri önemsiz midir? Cumartesi Anneleri’ne reva görülen eziyetin sebebi nedir?
Özetle: Tablonun tamamına baktığımızda gördüğümüz şu: Erdoğan-Bahçeli-Soylu rejimi yükselen muhalefet ve İmamoğlu ile Kaftancıoğlu şahsında belirginleşen Batı-Doğu etkileşimini, henüz başlangıç aşamasındaki ortak zeminde mücadele girişimlerini kırmak için hem Batı’da hem Doğu’da hamle üzerine hamle yapıyor. Ancak bu muhalefet dinamiğini henüz kırabilmiş değiller. Bu hamlenin akıbetini, ortak zeminde mücadelenin, etkileşimin dirayeti, kapsamı ve soluğu belirleyecek. 
 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…