Artı Gerçek

Bütünlüklü bir alternatifimiz yok, bir çok küçük” hayır”a sahibiz


Sandıktan çıkacak “Hayır”a da “Evet”e de, hazırlıklı olmadığımız kesin. Eğer nereye gitmek istediğimizi ve oraya varabilmek için neyin gerekli olduğunu bilirsek, barbarlığa karşı mücadeleye de başlamış olacağız

Yurdagül ERKOCA

Yaşamak için devrim gerekiyor. Devrimlerin anısı ve bakiyesi de ne kadar ağır diğer yandan.
Ama yaşanmakta olan hayatın cehennemi, içeriği, çılgınlığı, serseriliği, adaletsizliği,
türün ve doğanın ölümüne doğru koşusu karşısında devrimin zaafları, sorunları,
yanlışları artık daha az sorunlu gözüküyor.
Yurdaer Erkoca/ Yayımlanmamış Yazılar/Temmuz 2006

Türk tipi başkanlık sisteminin oylanacağı referandum sandığından “evet” mi çıkacak “hayır” mı? 16 Nisan akşamı nasıl bir sonuçla karşı karşıya kalacağız? Bu konuda sağlıklı bir öngörüde bulunmak zor. Tahminler, sağlam verilerden çok niyetlere, sınırlı bilgilerle yapılan tahlillere dayanıyor. Çok bilinmeyenli bir denklemi çözmeye çalışıyoruz bu soruya yanıt ararken. Ama yine de birbirimize sormadan edemiyoruz? Genellikle “Bence” diye başlayan yanıtlar da bu konuda bir bilinmezle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Cevabını alamayacağını bildiğin soruları sormaktan imtina eder insan. Belki bu yüzden asla sorulmayan, açık açık konuşulmayan başka bir soru var. O da 17 Nisan’dan sonra ne olacak?
“Hayır” çıktığında yaşadığımız kabustan kendiliğinden uyanacak mıyız?
“Evet” çıkması durumunda, önümüze konan barbarlığa mahkum mu kalacağız?
Tabi ki “hayır” çıkması, toplumsal muhalefet için önemli bir moral eşik olacak. Hele ki hükümet, yargı, polis, medya, cami gibi tüm araçların her türlü kuralsızlıkla “evet” için kullanıldığı, OHAL sürecinde gerçekleşen referandumdan “hayır” çıkması, barış, demokrasi ve emek güçlerinin yeniden derlenip toparlanması için bir imkan yaratacak.
7 Haziran’da sandıktan çıkan umudun 1 Kasım’da gasp edilmesinin getirdiği moral bozukluğuna, açık siyasal baskıya, şiddete, kuralsızlığa, bugüne dek elde edilen tüm haklara hoyratlıkla el konulmasına karşın Kürtler, sosyalistler, aydınlar, demokratlar mücadeleyi bir biçimde sürdürüyor. Tabii ki, sandıktan çıkacak “hayır” bu mücadelenin taçlanması anlamına gelecek, “umutsuzluk” umuda, “mecalsizlik” mücadele azmine, “çaresizlik” yeni çare arayışlarına dönüşecek.

Ancak “hayır”ın kendiliğinden bir imkana dönüşmesinin bugün için ön koşulları var mı diye sorulacak olursa, buna iyimser bir yanıt vermek hiç kolay değil.

Çok uzun yıllardır kendisini savunma hattında konuşlandıran bir ana muhalefet partisi var bu ülkede. Meşruiyet duygusundan yoksun, karşıtını yeniden üreterek kendini var etme derdinde bir parti.
Alternatif olma durumunu gözden yitiren, bir toplumsal düzen hayal edip bunu toplumun onayına sunma becerisinden yoksun bir ana muhalefet partisi.

Tam da bu yüzden referandumdan hayır da çıksa bir şey değişmezi, vaaz etmekte. Toplumsal muhalefeti kucaklama, talepleri siyasallaştırma becerisinden yoksun olması bir yana bu konuda en ufak bir isteği olduğuna ilişkin hiçbir belirti de yok.

Özellikle ön seçimle gelen azımsanmayacak sayıda yüzü sola dönük milletvekili, tabanında yer alan on binlerce demokrat üyesi bile partinin ülkenin gerçek sorunlarına sahip çıkmasını, bu sorunlar etrafında kitleleri tüm renkleri, tüm demokratik talepleri ile bir araya getirmesini sağlamaya yetmiyor ve belli ki yetmeyecek.

7 Haziran seçimlerine giderken, sadece Kürtlerde ve sosyalistlerde değil, sayıları milyonlarla ifade edilmese de CHP seçmeninin azımsanmayacak bir kısmı için de bir umut haline gelen HDP bugün böylesi büyük bir görevi yerine getirme durumunda değil ne yazık ki.

Barış, birlikte yaşama, eşitlik ve adalet talepleriyle kitleleri kucaklamak için yola çıkan HDP’nin, 13 milletvekilinin ve 5 binden fazla üyesinin tutuklu bulunması bir yana, hendek savaşları nedeniyle doğal kitlesiyle de bağları zayıflatılmış durumda. Ayrıca inanılmaz boyutlara ulaşan güvenlik tehdidi nedeniyle Türk aydınları, demokratları ile mesafeli bir ilişki sürdürmek zorunda.

Sandıktan çıkacak “hayır”ı Kürtlerin yaşadığı onca zulme verilen bir yanıt olarak da kabul etsek, bir barış süreci partisi olarak kurulan HDP’nin varlığını nasıl sürdüreceği verili bilgiler ışığında şimdilik meçhul.
Merkez sağdaki eksiklik de “hayır” sonrasında siyasal hayatın nasıl yeniden yapılanacağına ilişkin belirsizliğe hizmet ediyor. MHP muhaliflerinin bir siyasal hareket olarak merkez sağdaki boşluğu doldurma ihtimali henüz görünmüyor.

Mecliste temsil edilen partiler açısından “yarın” alabildiğine meçhulken, Meclis dışı sol muhalefet de büyük bir dağınıklık ve savrulma ile bir alternatif yaratma yeteneğinden şimdilik yoksun.
Bir alternatif inşa etmek için nereye gitmek istediğimizi bilmemiz gerekiyor. Sadece bilmek de yetmiyor, bunu topluma anlatma becerisine sahip olmak zorundayız. Sandıktan çıkacak “Hayır”a da “Evet”e de, hazırlıklı olmadığımız kesin. Eğer nereye gitmek istediğimizi ve oraya varabilmek için neyin gerekli olduğunu bilirsek, barbarlığa karşı savunma savaşına da başlamış olacağız. Aslında bütünlüklü bir alternatifi tahayyül etmekteki başarısızlığımız nedeniyle bir çok küçük parçaya ve bir çok küçük “hayır”a sahibiz.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…