Artı Gerçek

Kimsesiz bir Türkiye yaratmak


Red Kit’le büyümüş benim kuşağım için, Türkiye’nin dış politikası, Dalton Kardeşler’in en ufak tefek, en sinirli ve en hadsiz olanı Joe Dalton’a benziyor. Sinirleniyor, bağırıyor, tepiniyor, tehdit ediyor. Hamasetin dibine vuruyor

Kötü zamanlardan geçiyoruz. Zamanın ruhu kararıyor.
Platoncu allegoriyle arabasını çeken atlardan
siyah olanı gemini azıya almak üzere.
Araba yine devrilir mi? Devrilir.

Yurdaer Erkoca/ 21 Haziran 2016

Yurdagül ERKOCA

Kimsesizlerin kimsesi olma iddiası ile iktidara gelip,14 yılda koca bir ülkeyi kimsesiz bırakmanın rasyonalitesini aramaya çalışmak beyhude. Türkiye’nin adına artık “dış politika” diyemeyeceğimiz dünya ile ilişkisine baktıkça eski dostlardan Red Kit ile Daltonlar geliyor aklıma son dönemde. Kimi zaman Joe, kimi zaman da  Averel giriyor devreye.

Red Kit’le büyümüş benim kuşağım için bugün Avrupa’ya dayılanan Türkiye’nin dış politikası, Dalton Kardeşler’in en ufak tefek, en sinirli ve en hadsiz olanı Joe Dalton’a benziyor; Sinirleniyor, bağırıyor, tepiniyor, tehdit ediyor. Hamasetin dibine vuruyor.

Türkiye’nin toplam ihracatını gerçekleştirdiği 221 ülke arasından 10’ncu sırada bulunan ve turizmdeki payı hiç de azımsanmayacak olan Hollanda’ya, 2016 yılında Türkiye’den 14 milyar dolarlık ithalat yapan, aynı yıl 4 milyon turist yollayan Almanya’yla diplomasi dip yaparken Joe hız kesmiyor.

Hollanda ve Almanya yetmiyor. Bu kez tüm Avrupa Başkentlerine haber salıyor, sokaklarınızda rahat dolaşamazsınız. Aksi gibi aynı gün Londra bir terör saldırısıyla sarsılıyor. Avrupa medyası, durur mu, “Erdoğan Avrupa’daki herkesin güvenliğini tehdit etti” diye ilan ediyor.

Almanya Devlet Televizyonu ARD’nin yorumcusu durumu iyice ileri götürüyor ve Türkiye hükümetini teröristlikle suçluyor.

Norveç, NATO’da görevli dört Türk subayı ile bir askeri ataşenin sığınma başvurularını kabul ediyor. Almanya’nın dış istihbarat teşkilatı Federal Haber Alma Servisi BND’nin Başkanı Bruno Kahl, Türkiye’deki darbe girişiminden FETÖ’nün sorumlu olduğundan şüphe ettiğini açıklıyor.

Belçika oturduğu yerde oturmuyor, “ Türkiye’nin AB ilişkileri sonlanmalı” buyuruyor.

Olan maslahatgüzarlara oluyor. Büyükelçileri değilse de neredeyse her gün bir başka ülkenin maslahatgüzarı çağrılıyor Dışişleri Bakanlığı’na… Rus girerken, Alman çıkıyor, Belçika sırasını bekliyor. Avrupa’ya meydanlardan ayar verilirken, maslahatgüzarlara büyük ihtimalle, kırmızı çizgilerimiz anlatılıyor.

Yani ortalık toz bulutundan geçilmiyor.

Joe,  Avrupa’ya “Arkamızda 2 milyarlık İslam dünyası var” diye efelenirken.  Avarel, ABD’nin yeni başkanının Müslümanlara koyduğu seyahat yasağına karşı son derece anlayışlı, Türkiye ve THY’de dahil 7 İslam ülkesinden gelecek uçaklarda elektronik cihaz bulundurulmayacağı, kararına karşı son derece tevekkülü duruyor.

Türkiye’nin PYD güçlerini bombalama ihtimaline karşı Afrin’e üst kurmasını, Rus subaylarının Afrin kantonunda peşmergeyle birlikte Nevruz halayına durmasını, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “Kürtlersiz Cenevre mümkün değil” açıklamalarını duymazdan, mart ayında Genel Kurmay Başkanı’nın Antalya’da ağırladığı Rus ve ABD Genel Kurmay başkanlarının Türkiye’nin Rakka’ya ilişkin planlarını onaylamadıklarını ise şimdilik görmezden geliyor.

AKP’nin demokrasi ve barış getireceği umudu ile faşizmin yükselmesine araç olan Türkiyeli liberal entelijansiyanın, karşıtına benzeyerek bu büyük dalgayı kendi lehine çevireceğini umut eden sosyal demokratların ve Türkiye solunun zihni liberalizme bulaşmış bölümünün yaşadığımız bu özel duruma verebileceği bir yanıt yok ne yazık ki.

Adeta gerçek üstü bir durumla karşı karşıyayız. Bir müsamere seyreder gibi seyrediyoruz olup biteni. Verili siyaset kurumlarının bilgisiyle rasyonel bir açıklama yapmak mümkün olmuyor.

Herkesin büyük bir saçmalık olduğu konusunda ortaklaştığı bu durumu, ne “güç zehirlenmesinin getirdiği akıl tutulması” ne “dış politika konusunda cehalet” ne de “ülke içinde ve dışındaki evetçileri konsolide etme çabası”na bağlamak yeterli.

Türkiye’yi yönetenlerin 2008’e kadar devam eden AB karşısındaki tutumlarının devam etmediğini tespit etmek de, Türkiye’nin AB’den vaz geçme lüksü yok, demek de yaşadığımız anlamsızlığa anlam katmıyor.

Belki de sorunu daha derinlerde,  seçimle iş başına gelen siyasi İslamın iktidarı terk etmemek için neleri göze alabildiğinde aramak gerekiyor.

Ben kendi adıma, bu yolu Ergin Yıldızoğlu’nun Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımlanan, geçmişi 2007’ye dayanan, ve hepimizi gelen büyük tehlike konusunda uyaran yazılarında arıyorum… Yıldızoğlu, 4 Temmuz 2016 tarihli yazısında da “AKP, iktidarı seçimlerle devredecek sıradan bir parti değil. Durumun düzelmeden önce, daha da kötüleşme” olasılığı çok yüksek.  Bu kötü durumdan çıkmaya başlamak için siyasal İslamı anlayabilen bir önderlik, meydanlarda büyük kalabalıklar, genel seçimlerde AKP’yi hükümetten düşürebilecek ezici bir sonuç gerekiyor. Bunu başarabilmek için de Siyasal İslamın toplumdaki etkisini kırabilecek, kitlesel, kurumsal ve kültürel bir güce sahip, laiklikten taviz vermeden kapsayıcı olmayı başarabilecek demokratik bir muhalefeti hızla inşa etmek gerekiyor”  diyor.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…