Artı Gerçek

Kürtler ‘hayır’ için de bedel ödeyecek


Türk aydınları, HDP’nin kriminalize edilme sürecinde farklı yollardan aynı sonuca ulaşmayı tercih etmiş. Bu vazgeçiş ‘barışa olan inancın’ zayıflamasından değil elbet.

KÜL YAĞIYOR
…gündüzün ayazında
damlara, canlara, renklere
ve eksiltilmiş zamanların üstüne
kül yağıyor
gez, göz, arpacık odalarda
“Hangi pencereye koşsa(lar) gece”
hangi duvara sığınsalar korku
hangi köşeye sinseler ölüm
elleriyle on gözünü de
kapatmış köprü
dört ayağı üzerine çökmüş minare
kendi kapısının ardına sığınmış
han, hamam, kervan saray..
YAYINLANMAYAN ŞİİRLER
YURDAER ERKOCA / 27.01.2016

YURDAGÜL ERKOCA

HDP, “Hayır” kampanyasını 3 ilde eşzamanlı olarak gerçekleştirdiği ve uydu aracılığı ile birbirine bağladığı 3 büyük toplantıyla başlattı. Diyarbakır, İzmir ve İstanbul seçilmişti kampanyanın başlangıcı için.
İstanbul Dedeman Oteli’nin büyük salonu hınca hınç dolu. Toplantı başlayınca anlaşılıyor ki bu bir kampanya lansmanı değil. Son dönemde adet olduğu üzere kendinizi bir PR veya reklam şirketi konkurunda hissetmiyorsunuz. Kürsüye çıkanlar kampanya sırasında hangi sloganların kullanılacağını, halka nasıl yaklaşılacağını, neyin söylenip neyin söylenmeyeceğini, kampanya araçlarının nasıl giydirileceğini, kampanyanın “hedef kitlesini” filan anlatmıyor. Bildiğiniz bir siyasi kampanyaya start veriliyor.

Hem de öyle bir start ki, bu “evet” verme eğilimiyle salona giren birini “hayır”a ikna edecek kadar inançlı ve heyecanlı.
Eş başkanları dahil 13 milletvekilinin hapiste olduğu, 83 belediye eş başkanının tutuklandığı, bu satırların yazıldığı saatte 82’nci belediyesine kayyum atanan, Temmuz 2015’den bu yana 25 il ve 84 ilçe eş başkanlarının hapiste olduğu, 11 binin üzerinde partilinin göz altına alınıp beş bininin tutuklandığı bir partinin, böylesi bir coşkuyu hala ayakta tutabilmeyi nasıl başardığını anlamak çok kolay değil.
Sahnede yer alan dev ekranların biri İzmir’e diğeri Diyarbakır’a bağlıyor salonu. İzmir’de Sırrı Süreyya Önder’in konuşmasına, İstanbul “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganlarıyla, Diyarbakır zılgıtlarla yanıt veriyor.
Belli ki, sosyal demokratların kalesi İzmir ile Kürtlerin kalbi Diyarbakır ve Türkiye’nin bin bir rengini barındıran İstanbul birbirine bağlanarak herkesin kazanacağı bir “hayır”ın çağrısı yapılıyor.
Diyarbakır’da Leyla Güven’in, Eş Başkanlar Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’la başladığı “hapisteki milletvekilleri yoklaması”na hem İzmir hem İstanbul “burada” diyerek katılıyor.
Profesyonel bir reklam ajansı veya PR şirketine emanet edilmeyen organizasyon, en ufak bir teknik sorun yaşanmadan başarıyla sonlandırılıyor.
İstanbul’da iki konuşmacıdan biri İstanbul milletvekili Filiz Kerestecioğlu diğeri Osman Baydemir.

Baydemir’in siyasette iddia sahibi herkesi kıskandıracak denli güçlü hitabeti hem İzmir hem Diyarbakır’dan sloganlar, zılgıtlar ile kesiliyor sık sık.
Baydemir, “eşitlik” diyor, “özgürlük” diyor, “kardeşlik, hak, hukuk, adalet” diyor. Ekmek telaşındaki milyonlardan, borç batağındaki esnaftan ve çiftçiden, can korkusuyla yaşayan insanlardan, gelecek kaygısındaki gençlerden söz ediyor. Özenle seçilmiş, şiir tadındaki her cümlesinin ardından üç ayrı ildeki üç ayrı salondan sloganlar yükseliyor. En çok da “Na/Hayır” diye bağırıyor kalabalık.
Bir Kürt geleneği haline gelen” mağdur edebiyatına itibar etmeme” durumu Baydemir’in de konuşmasına yansıyor. Bir kere “Şırnak, Cizre, Nusaybin, Sur” diyorsa, defalarca “ekmeği elinden alınan 120 bin insandan”, “Barış fırsatı varken kutuplara ayrıştırılan 80 milyondan, cezaevlerine kapatılan 200 bin kişiden” söz ediyor ve “Cumhuriyet tarihimizin en büyük şerri kapımızda. Her şerde bir hayır vardır” diye tamamlıyor sözlerini.
En çok da hapisteki Eş Başkanlar Figen Yüksekdağ’ın ”Senin başkanlık sistemini asla kabul etmeyeceğiz”, Selahattin Demirtaş’ın “Seni başkan yaptırmayacağız” sözleri dev ekranlara yansıdığında alkış kopuyor. Saatler süren toplantıda heyecan bir dakika bile eksik olmuyor.

İstanbul’da, HDP bileşenlerinin yanı sıra, Demokrasi İçin Birlik, Barış Vakfı, Diyalog Grubu, Barış Anneleri, KESK, DİSK ve kimi Alevi Derneği temsilcileri de çoğunluğu Kürtlerden oluşan kalabalığa eşlik ediyor.
7 Haziran öncesinden farklı olarak, Türk aydınları, demokratları, barıştan yana olanlar yok salonda. HDP’nin kriminalize edilme sürecinde farklı yollardan aynı sonuca ulaşmayı tercih etmiş Türkler.
Bu vazgeçiş, “barışa olan inancın” zayıflamasından değil, birlikte yürümenin bedelinin her geçen gün dayanılmaz boyutlara ulaşmasından.
“Hayır” için ikna edilmesi gereken kalabalığa, her türlü önyargıdan azade ulaşma çabası da Kürtlerin halaylarının biraz daha öksüz kalmasına yol açmış.
Barış sevdalıları, ağırlıklı olarak Demokrasi İçin Birlik ve Diyalog Grubu aracılığıyla kendilerini var etmeyi tercih etmişler. Her iki oluşum da toplantıya kitlesel olarak değil, temsilcileri aracılığıyla katılarak destek verme yoluna gitmiş.

Dedeman’daki 2 Mart buluşmasındaki heyecana bakıldığında, bu yalnızlaşmanın Kürtlerin moralini, barışa ve birlikte yaşamaya olan inancını ve mücadele azmini örselendiğini söylemek pek mümkün görünmüyor.
Kürt hareketinin, hükümet ile pazarlık ettiği, Kürtlerin referandumu boykot edeceği iddiaları sosyal medya aracılığı ile kulaktan kulağa yayılırken, HDP elde kalan yönetici ve kadroları ile 43 günlük uzun bir “hayır” yolculuğuna çıkıyor.

Gözaltına alınan, tutuklanan, yurtdışına çıkmak zorunda bırakılan il ve ilçe yöneticilerinden boşalan yerlere, yenilerinin atanması yeni tamamlanmış. Görünen o ki giden kadroların yerine yenilerini yerleştirmek pek de kolay olmamış. Parti kuruluşunda koyduğu “deneyimli olma, parti siyasetini kitlelere taşıma becerisine sahip olma” gibi standartları aşağıya çekilmek zorunda kalınmış.
Özellikle Kürt illerinde kampanyayı sokağa taşıyacak kadroların tamamına yakınının tutuklu bulunması referanduma giden “uzun yolu” daha da zorlu hale getiriyor.
Kürt illerinde yakılıp yıkılan mahallelerden göç eden insanların yeni seçmen kayıtlarının gerçekleştirilmesi için büyük bir çaba harcamış HDP. Türkiye sınırları içinde yer değiştiren 2 milyona yakın kişiden sadece 230 bininin kayıt işleminin yapılamadığı belirtiliyor.
Ama sorun ne yazık ki kayıt işlemlerinin gerçekleşmesi ile bitmiyor. Şırnak Merkez, Silvan, Varto, Derik, Dargeçit, Bağlar, Sur, Cizre, Silopi, İdil, Yüksekova ve Nusaybin ilçelerinin tamamen yıkılmış mahallelerinde sandık kurulacak yerler henüz belirlenmemiş.

Kürtler, her ne kadar “unutmayacağız, unutturmayacağız. Eğer bizde biraz haysiyet varsa ki var, evet demeyeceğiz” dese de, bu bölgelerde sandıkların karakollara kurulacağına ilişkin söylentiler “Hayır” için ödenecek bedelin çok da düşük olmayacağını düşündürüyor.

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…