Yoksa ikinci Cumhuriyet (!) mi kurulacak?

AKP’nin dünya görüşü ve politikaları doğrultusunda “devletin kurumsal yapılanmasında” hem pratik, hem de zihinsel değişim yaşanıyor.


AKP’nin “ tek ideoloji ve tek parti” olma hayaline ilişkin her gün derin kuşkular yaratan uygulamalarını görüyoruz. En tepe yöneticilerin tek parti dönemini anımsatan açıklamaları, “yönetim sistemi” değişikliği “rejim değişikliğine mi evriliyor”  kuşkusunun ötesine geçiyor.

16 Nisan’dan sonra Tayyip Erdoğan’ın, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olarak iki şapkası var ama, O her yerde parti lideri olarak  konuşuyor. Parti üyelerine veya yöneticilerine yaptığı konuşmalarda partinin sorunları ile devletin sorunlarını özdeşleştiriyor. Partisinin geleceği ile Türkiye Cumhuriyetinin geleceğinin kaderini birbirine bağlayarak sorunsallaştırıyor. Devletin bekası ile AKP’nin bekası aynı temasını işliyor.

Hal böyle olunca partililer, partilerini devlet olarak görüyorlar, (Bugün AKP’yi yöneten ezici çoğunluk da böyle görüyor)  AKP’ye muhalefet eden kim olursa olsun, AKP düşmanı ve devlet düşmanı kabul ediliyor.

Bu özdeşlik, toplumsal yarılmayı ve kutuplaşmayı derinleştiriyor. 

Özellikle eğitimde dini normların öne çıkartılması laik, modernist kesimi ürkütüyor. Dini simgelerin hemen her yerde AKP’nin siyasal araçları olarak kullanılması, AKP’li olmayanlar tarafından psikolojik baskı aracı gibi görülüyor. İktidar nimetlerinden yararlananlar, yararlanmak isteyenler dini sembol ve görünürlülüklerini AKP yöneticilerinin ve iktidar karar vericilerinin gözünün içine sokuyorlar.

Bunların arasında inanlar olduğu kadar, takiye yapanlar, her dönem olduğu gibi kraldan çok kralcılar çılgın partizan ve Reisçiler olarak nalına da, mıhına da vuruyorlar.

TAKKELİ KEMALİZM

AKP yöneticilerinin siyasallaşmış dinci söylemleri, dini simgeleri devletin simgeleri gibi kullanmaları sonucunda, Maçka Parkında Şortlu kıza güvenlikçinin müdahalesi ve Ramazan ayında oruç tutmayanlara müdahale, sigara içen başı örtülülere söylenen çirkin, ahlaksız söz gibi..,  daha önce de yaşanmış   olayların bu söylemler devam ettikçe yaşanması kaçınılmaz olacaktır.

Parti devlet özdeşliği daha önce de bir kaç kere yazdığım gibi: CHP tek parti dönemi yeri geldiğinde yeriliyor bu dönem rövanş gibi gösterilirken,  Ohal, KHK’ler  ve otoriterlik savunulurken CHP’nin tek parti dönemi zihniyeti ve uygulamaları gibi davranmaktan  rahatsız olunmuyor.

Kuşkusuz CHP’nin tek parti dönemi ve uygulamalarıyla yüzleşerek, bu dönemi reddi miras yapmaması ve sırında kambur gibi bu dönemi taşıması ve “tarihsel koşullar” vs gibi gerekçelerle olumlaması otoriterliği ve Türkiye’nin özgünlüğü adın o dönemi meşrulaştırılmasını sürekli kılıyor. 

Yeri ve zamanı gelince Kemalizm adı altında,  Mustafa Kemal’in arkasına sığınarak, bir bakıyorsunuz askeri üniforması, kalpaklı, fötr şapkalı fotoğrafları ideolojik siyasi simge olarak kullanıyor.

AKP’nin öncülü Milli Görüş’ün lideri Necmettin Erbakan “Atatürk yaşasaydı bizim partiye üye olur” demişti. Bir “takkeli Kemalizm eksikti” diye tartışılmıştı. 

AKP, Mustafa Kemali “kurucu lider” olarak kabul ediyor. Ancak AKP içinde yer alan siyasetçi, akademisyenlerden bazıları Kemalist modernleşmenin ve modernizmin tarihsel olarak zamanını doldurduğunu düşünüyorlar, zaman zaman yazıyor veya tartışıyorlar.

Yeni Osmanlıcılık en belirgin örnek olarak öne çıktı. Ancak bütünsel politik bir program olarak gündeme getirilmedi. Parça parça gündeme taşındı. Özellikle TV dizileri, filimler, yayınlar vs ve Eğitim müfredatında yapılan değişiklikle kültürel hegemonya ve zihinsel olarak hazırlık yapılıyor eleştirileri haklılık kazanıyor.

16 Nisan Anayasa değişikliği ile girilen sürecin zihniyet ve uygulamaları “tek parti veya parti devleti- devlet partisi” izinden gidildiğini gösteriyor.
 

YENİ DEVLET KURULUYOR MU TARTIŞMASI

Tek parti döneminin iki özelliği var. Birincisi, devlet ve partinin yasama yürütme ve yargı olarak tek güç olması. İkincisi Muhalefetin olmaması, zaman zaman “hoş görünmek ” için denemeler yapılsa da en kısa sürede o veya bu gerekçe ile yasaklanmasıdır.

Tek partiden çok partili hayata geçiş!  Sonrasında siyasi partiler devletin politikalarına müdahale edememiştir. Ediyormuş görüntülerinin yaşandığı zamanlar ise, devletin politika değiştirmeye karar verdiği zamanlara denk düşmüş olmasıdır.

 AKP iktidarının Cumhurbaşkanlığı Sistem değişikliği siyasetin devlete müdahalesi mi? Ya/da devlet strateji değişikliğine karar verdi bunu AKP eliyle mi yapıyor? Bu iki soru değişik boyutlarıyla tartışılıyor.
Özetle: AKP’mi devleti ele geçirdi, devlet mi AKP’yi ele geçirerek, kendi amaçları için kullanıyor? Olgular her iki durumun mümkün olabileceğini gösteriyor. İki durumdan hangisinin olduğunu görmek için: 15 Temmuz Davalarının nasıl gelişeceğine ve 2019 seçim sonucunda Erdoğan başkan olamaz ise devletin nasıl tutum alacağına bakacağız. 

AKP’nin eski bir MYK üyesinin “Yeni devlet kuruluyor, lideri de Erdoğan”   sözü;  zihin arkasının dışa vurumu mu? AKP içinde tartışılan bir konu mu ?  Bu görüşün hatırı sayılır bir kesimi temsil ettiğini bir kenara not düşmek gerekiyor.

AKP “tabu kırmak” adına bu tür çıkışları sık sık yapıyor/yaptırıyor. İster nabız yoklama, ister Erdoğan’ın yeni kurucu liderliği ve Atatürk’e alternatifliğine alıştırmak diyelim: Özeti AKP’nin dünya görüşü ve politikaları doğrultusunda “devletin kurumsal yapılanmasında” hem pratik, hem de zihinsel değişim yaşanıyor.

AKP Genel Başkanı şapkasıyla Rize’de konuşan Erdoğan: “Unutmayın Türkiye’nin yeni bir kurtuluş savaşı verdiği bir dönemdeyiz” sözü ile “ Yeni devlet kuruluyor, lideri de Erdoğan”  sözü arasında bir bağlantı kurulabilir, buradan yüründüğü zaman bir dizi senaryo kurmak mümkündür.

Bu cümleyi Doğu Perinçek hala kullanıyor. Perinçek’in, her dönem söyledikleri ile devletin derinliklerindeki kanallardan birsinin sesi olduğunu bilmeyen yok. Bugün Avrasyacı, ulusalcı zinde güçler Vatan Partisinde toplanmış durumda. AKP’nin; güvenlikçi, Ortadoğu’da müdahaleci, Kürt sorununun şiddetle çözümü politikalarından  yanalar ve  NATO, ABD, AB karşıtı politikalarını antiemperyalizm adına destekliyor.

“Yeni Kurtuluş Savaşı”na tarihsel bağlamıyla bakıldığında bu Doğan Avcıoğlu ve Mihri Belli’nin tezleriydi. Simgesi kalpaklı Atatürk ve “sol” Kemalizm idi. 2. Kurtuluş savaşçılar sonuca ulaşmak için “zinde güçler”, “asker-sivil aydın”ların bu işi yapacağına inanmışlardı.

“2. Kurtuluş savaşı /Milli Demokratik Devrim” tezi Türkiye sol tarihi ve demokrasi-devrim mücadelesinde, teorik ve pratik politik derin tartışmalar ve bölünüp parçalanmalara yol açtı. Devletin bir kanadı bu tezin savunucularını istediğinde kullandı, istediğinde patakladı. 

Bu paranteze nokta koyarak: Erdoğan “yeni kurtuluş savaşı”  sözünün önünü ve arkasını boşlukta bıraktı.

Örneğin bu “savaşın”  gücü ve güçlerini açıklamadı.

 Seninki de soru mu, elbette “millet” diyeceksiniz. 

Haklı olabilirsinin de?

Eğer Cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan’ın son bir yıldır yaptığı konuşmaları hatırlarsak: Ana muhalefeti millete karşı olmak HDP’lileri terörist, tutuklu gazetecileri ajan, muhalif aydın, yazar, akademisyenlere “müsvedde” gibi, gibi… “suçlamalar”  yaptığını görmekteyiz. 

Bazı konuşmalarda muhaliflerin tümünü yabancı güçlerin “maşası” olmakla itham edebiliyor.

Bu anlamda “millet kavramı” sorunlu olduğu için “yeni kurtuluş savaşı” sözü bana ürkütücü geliyor.

Toplantılarda sık sık “işte başkomutan, işte lider” sloganı atanlar “yeni kurtuluş savaşı” hedefinden haberdar mı? değil mi? bilmiyorum.

Son günlerde TV tartışma programlarına çıkan AKP’li akademisyenlerin “emperyalizm” den söz ediyor olmaları dikkat çekici. “Dış güçlerin maşası” genellemesi darbe dönemlerinin suçlu üretme makinesi gibi çalışıyordu. Muhalefeti susturmanın yeni yolu “emperyalizm “ maşası suçlamasını sık sık duyarsak şaşırmamak lazım.

Tek partili, buçuk olarak MHP’nin yer alacağı bir buçuk partili bir sistem hayali kuranlar var. 

Basına kısmen yansıyan ve kulislerde “CHP’nin FETÖ bağlantısı tutmadı, CHP içini de karıştıracak, oyları dağıtacak şeyler bulunmalı, bulunamazsa MİT tırları, emperyalistlerle işbirliği yaptıkları kapmayası başlatarak vatana ihanetle suçlanmalı” senaryoları konuşuluyor.  

Son birkaç gün içinde Dışişleri Bakanı  Mevlüt Çavuşoğlu“CHP'nin içinde DHKP-C, PKK sempatizanı milletvekilleri var” diyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, “Yeni devlet kuruluyor” açıklamasının“düşünce özgürlüğü”  olduğunu söylerken, aynı konuşma içinde  Kılıçdaroğlu ‘nun Focus Dergisi’ne verdiği mülakat nedeniyle “Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye karşıtı lobilerin sözcüsü olduğunu” söyledi ve şöyle devam etti: “Kemal Kılıçdaroğlu, her söyleminde meşruiyet krizi oluşturacak bir dil oluşturuyor. Tartışmayı derinleştirecek krizler oluşturuyor.” Derken, Devlet Bahçeli de "CHP'nin karanlığa doğru adım atmasına PKK destek vermektedir, FETÖ omuz vermektedir" diyor. 

CHP ve Kemal Kılıçdaroğlu “vatana ihanet, teröre destekle suçlanabilir mi?

Celal Başlangıç  Artı Gerçek’te son yazında bu olasılığı kuvvetlendiren topyekûn kampanya örnekleri sıralıyor.

Olur mu böyle bir şey? 

Neden olmasın.  Mesela Ahmet Şık, FETÖ’cü yapılabildiğine göre…

“Çal karayı, çıkarmak için uğraşıp dursunlar” zaten kara propaganda makineleri harıl harıl çalışıyor.

“Yeni Kurtuluş Savaşı” bağlamı başka olmakla birlikte, 2. Cumhuriyet tartışmalarını akla getiriyor.

Mesela,1923 pozitivist modernist Fransız modeli cumhuriyeti 1. Cumhuriyet ise; İhvan modeline benzer ama İslamcılığı modern ve modernistlikle donatarak 2. Cumhuriyet mi kuruluyor?

Mehmet Altan’ın kulakları çınlasın.

“Ben içeride fikrim iktidar da” diye saçlarını yolacağını sanmıyorum ama 2. Cumhuriyet fikrini de çalıyorlar galiba.

 

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…