Birlik 90/Yeşiller: gelecek cesaretle olur

Yeşiller, Almanya’nın son yıllarda büyüyen ekonomisini, rehaf düzeyini teslim etmekle birlikte Almanya’da hala çözüm bekleyen pek çok sorunun varlığını seçmenlere hatırlatıyor.


Katrin Göring Eckhardt ve Cem Özdemir, 24 Eylül’de yapılacak seçimlere yönetme isteği ve talebiyle giriyor. Bu isteğin gerisinde belki de Cem Özdemir’in en uzun süredir parti başkanlığı (2008’den beri) yapan tek kişi olması yatıyor. %8-9 arasında seyreden oy oranıyla kurulabilecek bir ‘Jamaika Koalisyonu’ (CDU/CSU-FDP-Yeşiller) içinde yer almak, bu isteği karşılayacak sonuçlardan biri. Bunun gerçekleşmesi durumunda Cem Özdemir’in Dış İşleri Bakanı olarak hükümette görev alma ihtimali yüksek sesle olmasa da dile getiriliyor. Fakat araştırmalar, Jamaika Koalisyonu ihtimalinin oldukça düşük olduğunu gösteriyor.

Yeşiller, Almanya’nın son yıllarda büyüyen ekonomisini, rehaf düzeyini teslim etmekle birlikte Almanya’da hala çözüm bekleyen pek çok sorunun varlığını seçmenlere hatırlatıyor. Ve mevcut siyasi partileri de geçmişin başarılarıyla yetinip geleceğin sorun ve zorlukları karşısında çözüm üretememekle eleştiriyor. O yüzden ‘değişim için cesaret’ vurgusu ile sorumluluk alma isteğini ilan ediyor.

Cesaret, umut ve sorumluluk çağrısına rağmen Yeşiller’in diğer seçimlerde olduğu gibi bu seçimlerde de karşı karşıya olduğu bir handikap, seçmenlerin yarıdan fazlasının (%57) sadece çevre ve iklim sorunlarına odaklanan bir partinin artık gerekli olmadığı konusundaki kanaatleri. Diğer siyasi partilerin de bir şekilde iklim ve çevre sorunlarına ilgi duyuyor olması, bu sorunun hiçbir siyasi parti için artık görmezden gelinemeyecek önemde olması gibi faktörler seçmenleri, Yeşillere hala gerek var mı sorusunu sormaya itiyor. Çevre ve iklim sorunlarına karşı bireysel duyarlılığın Avrupa genelinde yaygın olduğu gerçeğinden hareketle böyle bir sorgulamanın doğru olduğunu kabul etsek bile hem insanların çevre bilincindeki artışın hem de tüm siyasi partilerin bu sorunu gündemlerine almak zorunda kalmalarının, yeşil hareket sayesinde mümkün olduğu unutulmamalı.

Seçimlere giderken Yeşillerin elini güçlendiren en önemli gündemlerden bir belki de Almanya’da yaşanan dizel motorlu araç krizi. Volkswagen gibi büyük otomobil üreticilerinin dizel motorlarda yaptığı bir maniplasyonla karbonmonoksit değerlerini düşük gösterdiğinin önce Amerika’da daha sonra ise Avrupa’da anlaşılması üzerine, dizel motorların AB standartlarının çok üzerinde karbonmonoksit ürettiği ve bunun da çevreyi ve insan sağlığını ciddi boyutlarda etkilediği büyük tartışmalara yol açtı. Bugün Almanya’da dizel motorlu araçların yakın bir gelecekte tamamen trafikten çekilmesi siyasetin önemli gündem konularından birini oluşturuyor.

Böyle önemli bir kriz, Yeşillerin otomobil endüstrisine ilişkin seçim vaatlerinin daha çok dikkat çekmesinde elbette etkili. Yeşiller, seçmenlere fosil yakıt kullanan motorlu araç dönemini en kısa sürede bitirip elektrikli araçlara geçmeyi vaat ediyor. E-mobilizasyon olarak kavramsallaştırılan öneriler arasında ayrıca otoban bariyerlerini ekolojik yöntemlerle yapmak, sıfır emisyonlu hareketlilik için ihtiyaç duyulan koşulları yaratmak, özel araç vergisine entegre edilecek yeni bir emisyon bonus sistemi de yer alıyor.

Son dönemde Almanya’da ortaya çıkan krizlerden bir diğeri ise tarımsal üretime ilişkin oldu. Tarım üretiminde kullanılan hayvan gübresinin AB Nitrat standartlarının %28 üzerinde çıkması ve bunun ise özellikle tarım topraklarında ve yer altı, yer üstü ve içme su kaynaklarında yol açtığı zarar çokça konuşuldu. Sorunun çözümüne ilişkin ise 2017 başlarında gübre yasasının değiştirilip AB standartlarına uyumlu hale getirilmesi  dışında bir gelişme kamuoyuna yansımadı.

Belki bu bağlamda yeşillerin seçmenlere sunduğu sürdürülebilir tarım vaadi daha çok anlam kazanıyor. Yeşillere göre sürdürülebilir tarım için, doğal üretime dayalı ihtiyaçlar karşılanmalı, tarım alanları, yer altı suları, toprak, canlı ve bitki zenginliği korunmalı. Gen teknolojisinin ve de zirai ilaçların olmadığı tarım üretimine geçiş yapılmalı. Endüstrileşmiş hayvan besiciliği yerine cins hayvan besiciliği desteklenmeli ve de hayvanları koruma yasası ve etlerde besi numarası sistemi olmalı.

Yeşillere göre iklim ve çevreyi korumak insanlığın ortak kamusal görevi. 2050 yılına kadar Almanya’da sadece temiz enerji kullanılmalı. Enerji dönüşümünü hızlandırıp yenilenebilir enerji önündeki engeller kaldırılmalı, iklim ve çevre sorunlarına karşı ulusal düzeyde asgari bir ücret hayata geçirilmeli, elektrik vergisi kalkmalı ve yerine karbondioksitsiz fiyatlandırma sistemi konmalı. Somut olarak Yeşiller iklim ve çevre düşmanı olarak gördüğü kömür enerjisinden kurtulmayı ve bu çerçevede Almanya’daki en kirli 20 kömür santralini 2020 yılına kadar kapatmayı öneriyor.

Almanya siyasetinin ortak gündem konuları arasında olan aile, güvenlik, göç ve mülteciler ve de Avrupa Birliği konularında da Yeşillerin seçmenlere bir takım vaatleri bulunuyor. Aileyi güçlendirmek için eğitime, kreşe daha fazla ek yatırımlar, sosyal güvenlik sistemini dayanışmaya dayalı bir yurttaş sosyal güvenlik sistemine dönüştürmek, emeklilik çıtasını sabitlemek, kadın ve erkek çalışan ücretlerini eşitlemek ve her alanda kota uygulamasına devam etmek. İç güvenlik alanında atılacak adımlarda ise tüm yurttaşları gözetim altında tutacak bir ‘big brother’ sistemi yerine (bunu CDU öneriyor) amaca uygun gözetleme sistemini öneriyor. Önleyici tedbirleri iç güvenliğin bir prensibi haline getirip suçlarla ve terör saldırılarına karşı mücadele sürdürülmeli.

Göç, uyum ve mülteciler konusunda Yeşillerin malesef ki ana akım söylem ve kanaatlere saplandığını söylemek gerekir. Normalde mültecilerin sınır dışı edilmesini telaffuz dahi etmeyecek olan Yeşiller bu seçimlerde suça karışmış mültecilerin sınır dışı edilebileceğinden söz edebiliyor. Fakat teslim etmek gerekir ki bunun diğer partilerin istediği kolaylıkta olmayacağını da açıklıkla ifade ediyor. Ayrıca yasal mültecilerin ailelerini ülkeye getirebilme izni, iltica için bir kota/sınır uygulaması olamayacağı ve mültecilerin geldikleri savaş bölgelerine geri gönderilmeyeceği de Yeşillerin seçim vaatleri arasında. Yeşiller için göç ve mülteciler ‘sorununa’ ilişkin en etkili çözüm ise bunu ortaya çıkaran sorunlara karşı mücadeleden ve insanları vatanını terk etmelerinden koruyacak politikalardan geçiyor. Ülkenin mevcut vatandaşlık hukuku da bu bakımdan değiştirilmeli ve Yeşillere göre toprak esasına dayalı (ius soli) vatandaşlık hukuku Almanya’da uygulanmalı.

Göçmenlerin uyum sorunu da Yeşillerin gündeminde. Yeşillere göre Almanya’da mutlu olmak isteyenler, anayasal temel değerleri tanımak zorunda. Burada Alman olmak ya da göçmen olmak fark etmiyor. Almanya’da yaşayan herkes bunu kabul etmek zorunda.

Sonuç olarak bu yazı dizisinin de gösterdiği gibi Alman siyasi partilerinin, seçmenlere sunduğu vaatleri arasında temel ayrışma noktası, güvenlik, göç/uyum/mülteci ve sosyal adalet konularına ilişkin oluyor. Bunun dışındaki aile, eğitim, emeklilik, konut, AB, çevre gibi sorun alanlarına dair konularda tüm siyasi partilerin benzer öneri ve vaatlerle seçmen karşısına çıktığı söylenebilir.

Almanya’da ideolojik ve partizan seçmen grubu uzun yıllardır belirleyici gücünü yitirdi. Siyasi partilerin vaatlerine, seçim programlarına ve siyasi parti liderlerinin performanslarına göre rasyonel tercihlerde bulunan bir seçmen kitlesi daha ön planda ve belirleyici konumda. Bu manada oldukça farklı siyasi partiler arasında seçmen geçişi gözlenebiliyor. Bu açıdan kararını hala vermemiş ve seçim günü sandıkta nihai kararını verecek önemli sayıda bir seçmen kitlesi bulunuyor. Kararını çoktan vermiş seçmenler ise bu seçimlerdeki tercihinde dış politika (%36), mültecilerin uyumu (%34) ve konut ve kira sorunu (%30) konularının oldukça önemli olduğunu ifade ediyor (İnfratest).

Son seçim anketlerine göre ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin oy oranının %12’ye kadar yükselmesi, seçimlere katılımı yükseltebilecek bir sonuç ortaya çıkarabilir. AfD’nin düşüşü, sandığı protesto eden sol, sosyal demokrat, liberal seçmenin sandığa gidip katılımı oranın yükseltmesiyle yakından ilişkili. Bu bilinçle hareket edecek çok sayıda seçmen Almanya’da mevcut. Fakat AfD gibi bir siyasi partinin federal parlamentoya güçlü bir biçimde girecek olması, Almanya’da pek çok taşı yerinden oynatacak ve özellikle yabancılar açısından artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak.

 

Bitti...


1.BÖLÜM: 2017 Almanya’sında siyaset ve seçim

2.BÖLÜM: CDU/CSU: İyi ve keyifle yaşanabilir bir Almanya için

3.BÖLÜM: SPD: ‘daha çok adalet zamanı’

4.BÖLÜM: Linke: ‘sosyal, adil ve barış için bir gelecek mücadelesi

5.BÖLÜM: Birlik 90/Yeşiller: gelecek cesaretle olur

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…