Atom bombası sen nelere kadirsin!

ABD’li general Douglas Mc Arthur Kore’de atom bombası kullanmaya niyetli idi. Ama Sovyetler'in ilk bombalarını parlatmış olmaları ile oluşmakta olan yeni dünya dengesi buna engel oldu.


Obama Ho Şi Minh’in önünde

Bir küçük ülke düşünün ki 1950 yılından beri, 68 yıldır dünyanın en büyük erk odağının ablukası altında. Ve fiili olarak devam eden bir “savaş hali” söz konusu. Kuzey Kore’den söz ediyorum.

Küba da benzer kaderi paylaştı yarım asırdan fazla.

Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Jong-Un Singapur’da buluştu.

Kore, dünya güçlerinin kavgası ile bölünmüş olarak kalan son ülke. Kuzey Kore ve Güney Kore Başkanlarının birbiri ile samimi kucaklaşması, aslında insanlığa umut veren bir görüntüydü. Büyük güçler fırsat verse mümkünmüş demek.

Kardeşçe bir ön buluşma

Bu buluşmayı Kuzey Kore’nin onurlu dik duruşu sağladı.

ABD karşısında zafer kazanan Vietnam bu ablukayı daha erken kırmıştı. En son Obama, üç Amerikan Başkanı Vietnam’ı ziyaret etti. Ve Vietnam’a silah ambargosunun kalktığını söyledi. Havana’yı ziyaret etmeyi de ihmal etmedi. Zaten Cumhuriyetçilerin yarattığı kötü imajı makyajla düzeltmek hep Demokratlara düşer!

Obama Küba’da

Ankara ve Sovyet yönetimi 2. Dünya Savaşı'nın patlamasından önce oldukça iyi ilişiler içindeydi. İlk 5. Yıllık kalkınma planı Sovyetler'den alınan ilham ve destek ile başlatılmıştı. Başbakan İnönü sık sık Moskova’ya gider olmuştu. 1938 yılında başlaması gereken 2. 5 yıllık kalkınma planı, 2. Dünya Savaşı nedeniyle askıya alınacaktı.

Bu dönem Türkiye solunun entelektüel olarak biraz olsun rahat nefes aldığı bir dönemdi. Nazım gençliğin bir idolü olmuştu. Kerim Sadi, Hikmet Kıvılcımlı yayınevi açmıştı. Lukacs’ın Moskova’da Water Benjamin ve diğer sürgünlerle ile birlikte çıkardığı Das Wort dergisi İstiklal caddesinde Sovyet Yayınlarının bulunduğu bir kitapevinde bulunuyordu.

Nazi Almanyası'nın yarattığı dehşet ve belirsizlik ortamı içinde 1938 yılıyla birlikte Sovyet-Türkiye ilişkileri dalgalanmaya girdi. Karşılıklı bir güvensizlik oluştu. Özellikle 1936 sonrası, Ankara’nın Fransa ve İngiltere ile yakınlaşması, Montrö Boğazlar Antlaşması'nda Sovyetlerin dışlanması Ankara Antlaşması'nın yenilenmesini geciktirdi.

Sovyetler Birliği’nin Nazizmin yenilgisine ağır bedeller ödeyerek yaptığı katkı onu bir dünya gücü haline getirdi.

Anti faşist direniş, bütün Avrupa’da sosyalist ve komünist partilerin büyük bir destek almasına neden olmuştu.

1945 yılında KP % 25 oy ile Fransa’nın birinci siyasal partisi ve hükümet ortağı idi. İtalya’da, Finlandiya’da KP’ler hükümet ortağı idi.

İkinci Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra, Ankara, Sovyetler'le dostluk antlaşmasını yenilemek istedi.

Buna karşılık, Sovyet yönetimi üç konuyu aramızda tartışmalıyız dedi.  Birinci olarak, eskiden Rus çarlığı vilayeti olan Kars ve Ardahan iade edilmeliydi. İkinci olarak Boğazlar antlaşması, Sovyetler'in de güvenliğini dikkate alarak yenilenmeliydi. Üçüncü olarak sosyalistler ve komünistler, gerek Batı ve gerekse Doğu Avrupa’da olduğu gibi hükümette yer almalıydı.

Sovyet devrimini izleyen içsavaş ve emperyalist müdaheleler sırasında birçok Sovyet alanı terk edilmişti. Polonya, Romanya, Finlandiya’nın kazandığı bazı ekstra topraklar  gibi… Buraların Sovyetlere dönüşü sağlandı. Aslında sadece Türkiye’ye yönelik bir talep değildi bu.

Bu sırada Sovyet-Batı ittifakında bir kırılma yaşanmadığı için, aslında Sovyetler istese Kars ve Ardahan’a girebilirdi. Kimsenin de tepkisi olmazdı. Zaten Londra’da da, Ankara 2. Dünya Savaşı'nda ittifak gereği savaş girmediği için örtülü bir tepki de vardı.

Bunu o sırada Arpaçay Kaymakamı olan babamın anlatımlarından biliyorum. Ankara Kars ve Ardahan’ı boşaltmış, ordu Erzurum sınırına çekilmişti.

Fakat Sovyetler 2. Dünya Savaşı'nın en ağır yıkımına uğrayan ülkeydi. Postdam Konferansı'nda müttefiklerine hiçbir açıklama yapmayan Truman 4 gün sonra atom bombasını Hiroşima’ya bıraktı. Ve yeni bir maceraya atılmak istemeyen Sovyetler ihtiyatlı bir politikaya yönelmeyi  tercih etti.

Ankara, liberaller ile sosyalistlerin, Fransa ve İtalya’daki gibi bir siyasal ittifak kurması ihtimalini yok etmek için, 1945 Aralığında sol basına karşı pogrom düzenlendi. Köy Enstitülerinde, dünya klasiklerinin tercümesinde, devlet tiyatro, opera ve balesinin kurulmasında emeklerinden yararlanılan sol eğilimli aydınlar tasfiye edilirken, geçmişte Nazi yanlısı olan aşırı milliyetçilerin önü açıldı. 1946 seçimlerine bu koşullar altında, solun gücü kırılarak, tek alternatif hizaya getirilmiş DP ile girildi. 1946 yılında ise sol partiler tamamen kapatıldı.

Zaten 1946 yılında Churchill ünlü konuşmasını yaparak Doğu Avrupa’ya “Demir Perde”nin indiğini ilan etmişti. Yunan iç savaşı endişeyi arttırdı.

1946 yazı,  aynı zamanda ABD’nin Missuri zırhlısının İstanbul’u ziyaret ettiği, bir “kurtarıcı” gibi karşılanmasına tanık olacaktı.

1947 yılında KP’ler Fransa ve İtalya’da hükümet dışı bırakıldı

Soğuk Savaşın Churcill tarafından ilanından sonra, 1948 yılında Çekoslovakya’da’da erkin KP’nin eline geçmesiyle, kamplaşma hızlandı. Bu biraz da İtalya ve Fransa’da Komünistlerin koalisyon hükümetlerinden tasfiyesine verilen bir yanıttı.

Öte yandan Çin’deki iç savaş, 1949 yılında Çin Devriminin zaferi ile sonuçlanmıştı. Bu içsavaşa bir çok Koreli devrimci de katılmıştı. 1949 aynı zamanda Sovyetlerin ilk atom bombasını patlatmayı başardığı yıldı. 1950 yılı başlarında  Sovyetler, BM’de Güvenlik Konseyindeki Çin’in üyeliğinin, Çin Halk Cumhuriyetine teslimi için kavga veriyordu. Bu nedenle BM toplantıları boykot ediliyordu. Daha seçileli bir iki ay olan DP Hükümeti, Meclis’in de onayını almadan balıklama Kore savaşının içine dalıverdi.

Türkiye’de ilk Barış Hareketi, Behice Boran ve arkadaşları tarafından Kore Savaşına karşı başlatıldı.(*)

Türk edebiyatında, Kore Savaşı pek işlenmemiş bir konu. Nazım Hikmet’in birkaç şiirinde kaldı bu konu. Neyse ki, harika bir spor doktoru olan Erdem Kaşıkçıoğlu nefis bir roman yazdı bu unutulmuş savaşa ilişkin.(**)

Kore Halk Cumhuriyeti kurulunca, Güneydeki toprakların kurtarılması kavgası başlatıldı. Kısa bir sürede ülkenin % 80’i kurtarıldı. Sovyetlerin boykotunu fırsat bilen ABD yönetimi, BM’den müdahele kararı ve ortak bir ordu oluşturma kararı çıkartmayı başardı. Boykot olmasa Sovyetler bu kararı veto edebilirdi. Ağırlığını Amerikan askerlerini oluşturduğu BM gücü aracılığı ile, Kuzey Kore güçleri geriletildi. BU sefer devreye Çin Halk Ordusu girdi, ortalığı sildi süpürdü. Kunuri’de Amerikalılar geri çekilirken, Türkiye’den gelen birlikleri bir ateş çemberi içinde bıraktı.

Japonya fatihi ABD’li general Douglas Mc Arthur Kore’de atom bombası kullanmaya niyetli idi. Ama Sovyetler'in ilk bombalarını parlatmış olmaları ile oluşmakta olan yeni dünya dengesi buna engel oldu. Ve Kore çatışması bugüne değin pata durumunda kaldı.

Hey gidi atom bombası! Nelere kadirsin. Şimdi de Trump’ı da Kim Jong-Un ile buluşturdun ya!

Çin’in atom bombasının Nixon’u Pekin yollarına düşürmesi gibi.

(*) Bk: Derl. H. Mesut Çelebioğlu, Barış Zamanı, Marx21 yayınevi, Haziran 2018.

(**) Erdem Kaşıkçıoğlu, Üç Altın Gün/Her Yerde Ölüm Vardı, Belge Yayınları Kasım 2015.

1972 Şubat, Mao ve Nixon

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…