Bir kurultay daha var..

Şiddet, artık bir siyasi yöntem değil. Karşı şiddeti doğuruyor, otoriterleşmeye gerekçe oluyor. Şiddete tavır almak ve bunu yüksek sesle söylemek bir çok karanlık oyunu bozabilir.


Geçen hafta sonunda Ankara'da ana muhalefet partisinin olağan kurultayı yapıldı. Kurultayı izleyenler, iki gün boyunca, bu en yüksek yönetim platformunda, muhalefetin ülke sorunlarına ilişkin temel tesbitlerini ve yeni politikaları içeren çözüm önerilerini duymayı beklediler. Bunun yerine, parti hukukuna, yönetim başarısızlıklarına ilişkin iç tartışmaları dinlemek zorunda kaldılar.

Oysa ülkenin önünde bir yıl sonra yerel seçim ve -belki ondan da önce- yönetim sistemini kökten değiştirecek, tümüyle kişiselleştirecek olan cumhurbaşkanlığı seçimi var.

Ana muhalefetin kurultayında bu konularda yeni umutlar yeşertecek bir söz, bir tartışma, daha geniş mutabakatları sağlama konusunda yeni bir yol, yöntem önerisi -ne yazık ki- görmek, duymak mümkün olmadı.

Şimdi bu hafta, bir başka muhalefet partisinin, HDP'nin kurultayı var. 

HDP, uzunca bir zamandır siyasetin günah keçisi konumunda. Genel Başkanları, birçok milletvekilleri, belediye başkanları tutuklu.

Haklarında öyle bir önyargı oluşturulmuş durumda ki, aynı çizgide görülmemek için, ana muhalefet partisi Anayasa'ya aykırı yasa değişikliklerine oy vermeyi içine sindiriyor. 

HDP'nin bu, oyun dışına itilme serüveni, aslında 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının ortaya çıkmasıyla.  başladı. O zamana kadar iktidarla yakın ilişkileri olan, hatta ulusal çapta bazı sorunları, öteki partilerin tepkisini çekecek kadar, birebir görüşen konumdaydılar. 

Önce Demirtaş'ın CB adaylığı ve Erdoğan'a karşı en yaygın slogana dönüşen 'seni Başkan yapmayacağız!' söylemi, ardından Haziran seçimindeki başarısı bu yakınlığın temellerini derinden sarstı. 7 Haziran'da HDP, 80 milletvekili ile TBMM'nin üçüncü partisi olmuştu.

7 Haziran gecesinin ilerleyen saatlerinde MHP Genel Başkanının seçimin yenilenmesini telaffuz etmesi, yeni bir senaryonun sahneye konulacağının ilk işareti oldu. Yeni senaryo, ortaya çıkan sonucun reddi ve bu sonucu değiştirecek -daha da açığı HDP'yi barajın altında bırakacak- yeni seçimin düğmesine basılmasıydı.

Türkiye siyaseti, Haziran'dan Kasım'a giden süreçte bütün partileriyle, siyaset dışı odakların iğvasına maruz kaldı. Kendi partisel yararlarının dar ufuklarını aşarak uzağı görmek konusunda körleştiler. İktidar Partisi, 17/25 Aralık saldırısının evhamını üzerinden atamadığından, hem kendisini, hem ülkeyi rahatlatacak bir koalisyon seçeneğinden çekindi. Ana muhalefet partisi, sonunda kendilerine hükümet ortaklığı bile önerilmediğini açıkladıkları 'istikşafi' görüşmelerde koca bir ayın kaybına ve seçimin tekrarına alet oldu.

Görünüşte HDP'yi barajın altına itecek bir 'tekrar seçim', günlük  siyasetin küçük çıkarları açısından tüm partilerin işine geliyordu. HDP Meclis dışı kalacak, böylelikle devleti rahatsız eden aykırı bir sesten kurtulmuş olacaklar; öte yandan milletvekili sayılarını da aralarında bölüşeceklerdi.

7 Haziran'dan 1 Kasım'a giden süreçte, asıl PKK, -belki Kürt siyaseti adına kendi dışında bir başka söz ve karar sahibi güç istemediği için- HDP'nin yıpranmasına ve barajın altında kalmasına katkı yapacak eylemler yaptı. Hendek ve barikat eylemleri, tekrarlanan seçimde barajın üstünde kalmak ve varlığını kanıtlamak mücadelesi veren bir siyasi hareketin yoluna kazılmış kuyular görünümündeydi.

HDP de bu süreçte ikircikli tutumlar sergiledi. Bu eylemlerin hem bölge halkı üzerinde yarattığı mağduriyet, hem de ülke düzeyinde yarattığı olumsuz algıya katkısı ortadayken, geçmişten gelen bazı ipoteklerle açık ve karşı tavır almakta tereddüt etti.

Bu görünüm -kaçınılmaz olarak- Haziran'a göre gerilemesine yol açtı. Bütün bunlara karşın 1 Kasım'da barajı geçti, kaybı olsa da, mhp'den daha fazla milletvekili ile Meclis'e gelmeyi başardı. 

Ancak bu başarı yeni hasımlıklara hedef olmasını engellemiyor;

7 Haziran'da -iktidara muhalefete- dayatılan tasfiye senaryosu halen yürürlükte. O nedenle bugün Türkiye'nin siyaset arenasında (isterseniz kurtlar sofrası da diyebilirsiniz) 'hükmen mağlup' konumunda.

Oysa, halk oyuyla Meclis'e girmiş, 6 milyon oyla barajı geçerek grup oluşturmuş bir partinin siyaset dışına itildiği, suçlandığı, dışlandığı bir ortamda, Türkiye'nin çoğulculuk ve gönüllü yurttaşlık konularında demokratik, barışçı ve kalıcı çözümler üretmesi zor, hatta mümkün değil. Bazılarının görmek istemediği, bazılarının da görmeye aklının yetmediği gerçek bu.

HDP'nin Meclis dışına itilmesi, mağdur edilmesi, sorunların hukuk içinde ve demokratik yöntemlerle çözülmesini isteyenlerin işine yaramaz. Demokrasiye inanmayan, sorunları silahla ve şiddetle çözmeyi savunanların işine yarar. Bu da hem Türkiye'nin, hem bölgenin ve hem de bütün halkların zararına..

Bu görünümü aşmak, üzerine kurulan oyunu bozmak için şimdi HDP'nin yeni bir adım atması, açılım yapması, yeni bir siyaset dili, yeni bir akıl ve söylem üretmesi gerekiyor. 

Şiddet, hangi nedenle olursa olsun, artık siyasi bir yöntem değil. Şiddet şiddeti doğurdu, doğuruyor, demokratikleşmeyi engelledi, otoriterleşmeye gerekçe oldu, oluyor. Bunu yüksek sesle ve cesaretle söylemek ve açıktan tavır almak birçok karanlık oyunu bozabilir. 

HDP Kurultayı bu yolda ne yapar, ne söyler, söyler mi, söylerse nasıl söyler? Elbet kendi bilecekleri iş. 

Benim anlatmaya çalıştığım, insanlar artık Türkiye siyasetinde ezberleri dinlemekten yoruldu; kamplaşmaların duvarlarını yıkan farklı, nefes aldıran, akılcı sesler duymak istiyor.

En beklemedikleri anda, beklemedikleri yerden olursa, en etkili olur!

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız…